Mü'minun 88: Revizyonlar arasındaki fark
"Kategori:Mü'minun Suresi ''Önceki Ayet: Mü'minun 87 ← Mü'minun Suresi → Mü'minun 89: Sonraki Ayet'' Dosya:M..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu |
Değişiklik özeti yok |
||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 3 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
[[Kategori:Mü'minun Suresi]] | [[Kategori:Mü'minun Suresi]] | ||
[[Kategori:Mü'minun Suresinin Risale-i Nur'da Geçen Ayetleri]] | |||
[[Kategori:Risale-i Nur'da Geçen Ayetler]] | |||
[[Kategori:Sözler'de Geçen Ayetler]] | |||
[[Kategori:33. Söz'de Geçen Ayetler]] | |||
[[Kategori:Hizb-ül Kur'an Ayetleri]] | |||
[[Kategori:Mü'minun Suresindeki Hizb-ül Kur'an Ayetleri]] | |||
''Önceki Ayet: [[Mü'minun 87]] ← [[Kuran:Mü'minun|Mü'minun Suresi]] → [[Mü'minun 89]]: Sonraki Ayet'' | ''Önceki Ayet: [[Mü'minun 87]] ← [[Kuran:Mü'minun|Mü'minun Suresi]] → [[Mü'minun 89]]: Sonraki Ayet'' | ||
| 13. satır: | 19. satır: | ||
==Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği== | ==Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği== | ||
[[Mü'minun 88|{{Arabi|قُلْ مَنْ بِيَدِهٖ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ}}]] | |||
[[Hicr 21|{{Arabi|وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُ}}]] | |||
[[Hud 56|{{Arabi|مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا}}]] | |||
[[Hud 57|{{Arabi|اِنَّ رَبّٖى عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ حَفٖيظٌ}}]] | |||
sırlarınca her şey, her şeyinde ve her şe’ninde tek bir Hâlık-ı Zülcelal’e muhtaçtır. | |||
Evet, kâinattaki mevcudata bakıyoruz ve görüyoruz ki zaaf-ı mutlak içinde bir kuvvet-i mutlaka tezahüratı var. Ve acz-i mutlak içinde bir kudret-i mutlakanın âsârı görünüyor. Mesela, nebatatın tohumlarında ve köklerindeki ukde-i hayatiyelerinin intibahları zamanında gösterdikleri hârika vaziyetleri gibi. | |||
Hem fakr-ı mutlak ve kuruluk içinde bir gına-i mutlakın tezahüratı var, kıştaki toprağın ve ağaçların vaziyet-i fakiraneleri ve baharda şaşaalı servet ve gınaları gibi. | |||
Hem cümud-u mutlak içinde bir hayat-ı mutlakanın tereşşuhatı görünüyor, anâsır-ı camidenin zîhayat maddelere inkılabı gibi. | |||
Hem bir cehl-i mutlak içinde muhit bir şuurun tezahüratı görünüyor, zerrelerden yıldızlara kadar her şeyin harekâtında nizamat-ı âleme ve mesalih-i hayata ve metalib-i hikmete muvafık bir tarzda hareket etmeleri ve şuurkârane vaziyetleri gibi. | |||
İşte bu acz içindeki kudret ve zaaf içindeki kuvvet ve fakr içindeki servet ve gına ve cümud ve cehil içindeki hayat ve şuur, bilbedahe ve bizzarure bir Kadîr-i Mutlak ve Kaviyy-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak ve Hayy-ı Kayyum bir zatın vücub-u vücuduna ve vahdetine karşı her taraftan pencereler açar. Heyet-i mecmuasıyla büyük bir mikyasta bir cadde-i nuraniyeyi gösterir. | |||
İşte ey tabiat bataklığına düşen gafil! Eğer tabiatı bırakıp kudret-i İlahiyeyi tanımazsan her bir şeye, hattâ her bir zerreye, hadsiz bir kuvvet ve kudret ve nihayetsiz bir hikmet ve maharet, belki ekser eşyayı görecek, bilecek, idare edecek bir iktidar, her şeyde bulunduğunu kabul etmek lâzım gelir. | |||
([[Risale:33._Söz#On_D.C3.B6rd.C3.BCnc.C3.BC_Pencere|33. Söz]]) | |||
==Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler== | ==Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler== | ||
==İlgili Maddeler== | ==İlgili Maddeler== | ||
06.16, 30 Eylül 2024 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Önceki Ayet: Mü'minun 87 ← Mü'minun Suresi → Mü'minun 89: Sonraki Ayet
Meali: 88- Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir? diye sor.
Kur'an'daki Yeri: 18. Cüz, 346. Sayfa
Tilavet Notları:
Diğer Notlar:
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği
قُلْ مَنْ بِيَدِهٖ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ
وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُ
مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا
اِنَّ رَبّٖى عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ حَفٖيظٌ
sırlarınca her şey, her şeyinde ve her şe’ninde tek bir Hâlık-ı Zülcelal’e muhtaçtır.
Evet, kâinattaki mevcudata bakıyoruz ve görüyoruz ki zaaf-ı mutlak içinde bir kuvvet-i mutlaka tezahüratı var. Ve acz-i mutlak içinde bir kudret-i mutlakanın âsârı görünüyor. Mesela, nebatatın tohumlarında ve köklerindeki ukde-i hayatiyelerinin intibahları zamanında gösterdikleri hârika vaziyetleri gibi.
Hem fakr-ı mutlak ve kuruluk içinde bir gına-i mutlakın tezahüratı var, kıştaki toprağın ve ağaçların vaziyet-i fakiraneleri ve baharda şaşaalı servet ve gınaları gibi.
Hem cümud-u mutlak içinde bir hayat-ı mutlakanın tereşşuhatı görünüyor, anâsır-ı camidenin zîhayat maddelere inkılabı gibi.
Hem bir cehl-i mutlak içinde muhit bir şuurun tezahüratı görünüyor, zerrelerden yıldızlara kadar her şeyin harekâtında nizamat-ı âleme ve mesalih-i hayata ve metalib-i hikmete muvafık bir tarzda hareket etmeleri ve şuurkârane vaziyetleri gibi.
İşte bu acz içindeki kudret ve zaaf içindeki kuvvet ve fakr içindeki servet ve gına ve cümud ve cehil içindeki hayat ve şuur, bilbedahe ve bizzarure bir Kadîr-i Mutlak ve Kaviyy-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak ve Hayy-ı Kayyum bir zatın vücub-u vücuduna ve vahdetine karşı her taraftan pencereler açar. Heyet-i mecmuasıyla büyük bir mikyasta bir cadde-i nuraniyeyi gösterir.
İşte ey tabiat bataklığına düşen gafil! Eğer tabiatı bırakıp kudret-i İlahiyeyi tanımazsan her bir şeye, hattâ her bir zerreye, hadsiz bir kuvvet ve kudret ve nihayetsiz bir hikmet ve maharet, belki ekser eşyayı görecek, bilecek, idare edecek bir iktidar, her şeyde bulunduğunu kabul etmek lâzım gelir.
(33. Söz)
