Risalelerde Geçen Farsça Kökenli Kelimeler: Revizyonlar arasındaki fark

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Turker (mesaj | katkılar)
Değişiklik özeti yok
Turker (mesaj | katkılar)
Değişiklik özeti yok
275. satır: 275. satır:
|Kur'an hakikatlarının bir ma'kesi, bir ayinesi, bir hakikatlı tefsiri olan Nur Risalelerine de in'ikas etmiş bulunuyor.
|Kur'an hakikatlarının bir ma'kesi, bir ayinesi, bir hakikatlı tefsiri olan Nur Risalelerine de in'ikas etmiş bulunuyor.
|-
|-
|AZAB ENDER AZAB
|AZAB ENDER<br />AZAB
|Hayat desen onu tattım/Azab ender azab gördüm.
|Hayat desen onu tattım/Azab ender azab gördüm.
|-
|-
449. satır: 449. satır:
|Bekün tevbe, becû gufrân zidergâh ı İlâhî
|Bekün tevbe, becû gufrân zidergâh ı İlâhî
|-
|-
|BELA ENDER BELA
|BELA ENDER<br />BELA
|Bırak bîçare feryadı, beladan gel tevekkül kıl!/Zira feryat, bela-ender, hata-ender beladır bil!
|Bırak bîçare feryadı, beladan gel tevekkül kıl!/Zira feryat, bela-ender, hata-ender beladır bil!
|-
|-
2.198. satır: 2.198. satır:
|Hiçbir yerde, hiçbir şeyde, hiçbir cihetle, hiçbir şirkin hiçbir imkânını, hiçbir ihtimalini bırakmıyor, köküyle kesiyor.
|Hiçbir yerde, hiçbir şeyde, hiçbir cihetle, hiçbir şirkin hiçbir imkânını, hiçbir ihtimalini bırakmıyor, köküyle kesiyor.
|-
|-
|HİÇ ENDER HİÇ
|HİÇ ENDER<br />HİÇ
|Hiç-ender-hiç olan muvakkat huzuzat-ı nefsaniyeye, geçici lezaiz-i dünyeviyeye sarfedip zayi' edersin!
|Hiç-ender-hiç olan muvakkat huzuzat-ı nefsaniyeye, geçici lezaiz-i dünyeviyeye sarfedip zayi' edersin!
|-
|-
2.849. satır: 2.849. satır:
|Evet Said-i Kürdî İstanbul'a, şûrezâr Kürdistan'ın maarifsizlikle öldürülmek istenilen kâinat idrakinde yapamadığı kâşanelere bedel, Yıldız siyasetlerini zelzelelere vermek azmiyle gelmişti.
|Evet Said-i Kürdî İstanbul'a, şûrezâr Kürdistan'ın maarifsizlikle öldürülmek istenilen kâinat idrakinde yapamadığı kâşanelere bedel, Yıldız siyasetlerini zelzelelere vermek azmiyle gelmişti.
|-
|-
|KAT ENDER KAT
|KAT ENDER<br />KAT
|...bu kanaat, bu muhabbet tasdikimi kat-ender kat ziyadeleştirdi
|...bu kanaat, bu muhabbet tasdikimi kat-ender kat ziyadeleştirdi
|-
|-
3.446. satır: 3.446. satır:
|Bu denizlerin etrafını muhafazakâr neler var?
|Bu denizlerin etrafını muhafazakâr neler var?
|-
|-
|MUHAL ENDER MUHAL
|MUHAL ENDER<br />MUHAL
|Evet inkılab-ı hakaik ittifaken muhaldir ve inkılab-ı hakaik içinde muhal-ender-muhal, bir zıd kendi zıddına inkılabıdır
|Evet inkılab-ı hakaik ittifaken muhaldir ve inkılab-ı hakaik içinde muhal-ender-muhal, bir zıd kendi zıddına inkılabıdır
|-
|-

08.43, 26 Temmuz 2026 tarihindeki hâli

Toplam 1907 adet kelime (+ 31 adet bkz. kelimesi)

  • Farsça kökenli kelimeler (mesela zinde) ile Farsça kelimeler/ekler içeren tüm diğer kelimeler (mesela halbuki, kıyametnümun vb.) dahil edilmiştir.
  • Hemen hemen hiçbir özel isim (Arabistan gibi) dahil edilmemiştir.
  • Listedeki kelimelerin en az 1150'si Farsça ek içeren kelimelerdir (Ziyaretgah gibi).
  • Farsça kelime+Farsça ek'ten oluşan kelimelerde ek, yapım eki olarak değerlendirilmiş ve hem kelime hem ek almış kelime 2 ayrı kelime olarak aşağıdaki listeye eklenmiştir (Örneğin hem mum kelimesi hem de mumdar kelimesi aşağıdaki listeye eklenmiştir)
  • Aramada kolaylık için Farsça ek almış kelimelerde tire (-) kullanımından mümkün olduğunca sakınılmıştır.
  • Aramada kolaylık için harflerde şapka işareti kullanılmamıştır.
  • Gözden kaçan kelimeler olabilir. Özellikle risalelerdeki şiirlerde ve Eski Said dönemi eserlerde listede yer almayan Farsça kelimeler mevcut olabilir.
  • -âne içeren kelimeler çok fazla olmasından dolayı bu eki alan kelimeler listeye dahil edilmemiştir.
  • Risalelerde Latin harfiyle yazılmış Farsça ibarelerdeki kelimeler (mesela "heme ost") mümkün olduğunca dahil edilmiştir
  • Türkçe'de birden fazla imlası olan kelimeler / işareti ile ayrılarak belirtilmiştir (mesela Müjdepeyma/Müjdepeyman)
  • Doğan Özlük'ün "Türkiye Türkçesinde Farsça Kökenli Kelimeler" yüksek lisans tezi[1], Prof. Dr. Mehmet Kanar'ın "Osmanlı Türkçesi Sözlüğü"[2] ve Abdullah Yeğin'in Lügat'ı baştan sona taranmıştır.
  • Nişanyan Sözlük[3], Kubbealtı Sözlük[4], luggat.com sözlüğü[5], Etimoloji Sözlüğü[6], erisale.com[7] ve Android Risale-i Nur Programından (Yükseliş)[8] yararlanılmıştır.
  • Mesnevi-i Nuriye ve İşaratül İ'caz kitaplarının Badıllı tercümelerinden her kelime dahil edilmemiştir.
  • Kökeni başka dil olup Türkçeye Farsça üzerinden geçen birçok kelime dahil edilmiştir (mesela aslı Yunanca olan Kilise kelimesi)
  • Hem Bediüzzaman'ın hem de talebelerinin Risalelere dahil edilen ifadelerinde geçen Farsça kökenli kelimeler dikkate alınmıştır.
  • Risalelerde Geçen ve Kökeni Arapça ve Farsça Dışı Diller Olan Kelimeler sayfasında Kürtçe olarak belirtilen bazı kelimelerin aslı Farsça kökenli olabilir
  • Birden fazla varyasyonu olanlar (zehi-zihi gibi) tek kelime sayılmıştır
  • Risalelerde geçen Arapça kökenli kelimeler için bu sayfaya, Farsça ekler için bu sayfaya ve Yabancı kökenli kelimeler için bu sayfaya bakın
  • Bazı kelimelerin kökeni hakkında uzmanlar arasında fikir birliği yoktur
  • Bediüzzaman'ın Arapça risalelerinin Abdülmecid Nursi (mütercimin haşiyeleri dahil) tarafından Türkçeye yapılan tercümelerinde geçen kelimeler listeye dahil edilmiştir.
  • İntihal yani bir başkasına ait fikri veya fikrî ürünü kaynak göstermeden kendi eseriymiş gibi sunma eylemi caiz değildir. Bu sayfadaki bilgilerden kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Risalelerde Geçen Farsça Kökenli Kelimeler ve Farsça Ek/Kelime içeren Kelimeler (Alfabetik Sırada)
Kelime Örnek Cümle
AB Rahmetin en latîf feyzi olan âb ı hayatı, bir asâ ile bulabilirsiniz.
ABAD/ABAT Şeytan hem ye'sini, hem o zayıf damarını, hem o iltibasını çok işlettirir; ya dîvâne olur, yâhut “Herçi bâd-âbâd” der, dalâlete gider.
ABDEST Meselâ, sen namaz kıldın veya abdest aldın.
ABIHAYAT Evvel bize ab-ı hayat, ateş-i seyyal memat.
ACZALUD Acz-âlûd, fakr-pişe olan insanî bir sultan gibi, acz ve ihtiyaç için memurları şerik-i saltanat etmiş değildir.
ACZMEND Der tarîk-ı acz-mendî lâzım âmed çâr çîz:
ADALETNAME Şayet zaman-ı mazi canibinden, asr-ı saadet mahkemesinden adaletname-i Şeriatla davet olunsam; neşrettiğim hakâikı aynen ibraz edeceğim.
ADALETPERVER Hem meselâ adaletperver, ihkak-ı hakkı sever ve ondan zevk alır bir hâkim...
ADALETPİŞE Çünkü bir hâkim-i adalet-pîşe, bir padişah-ı raiyet-perver; aktar-ı memleketine, her istediği vakit muttali olmak derecesine çıkmakla mes’uliyet-i maneviyeden kurtulur veya tam adalet yapabilir.
ADAVETKAR Mabuduna karşı adavetkârane bir isyanı taşır.
ADEMABAD Cereyan-ı umumî ise, muhalif harekette bulunanları, adem-âbad, hiçahiçe atacaktır.
ADEMİSTAN Evet, nazar-ı gaflet ve dalalette, vahşetli ve dehşetli bir ademistan ve elîm ve mahvolmuş bir mezaristan olan bütün geçmiş zaman ve ölmüş karnlar ve asırlar;…
ADEMNÜMA Mevcudatın adem-nüma akibetlerini gör.
AFERİN Meselâ: Bir aşiret namuskârane bir iş etse, “Aferin Hasan Ağa” derler.
AFİTAB Arz değil, Afitab dahi peykidir onun
AFUVCU Bî-ihtiyarem, el-aman gûyem, afv cûyem, meded hâhem zidergâhet İlahî!
AFUVKAR ...yoksa başkaların hukukunu çiğneyen cânilere afüvkârane bakmağa hakkı yoktur, zalemeye şerik olur.
AGAH Agâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!..
AGUŞ Cehennem ağzını, Cennet dahi âğuş-u nazindârânesini açıp bekliyorlar.
AHENİN ...tarih i hayat-ı hürriyetin beyânıyla, mâzi ve hâl meyânında delinmez bir sedd i âhenîn çekmek istiyorum.
AHENK Evet kalbi sekamsiz, aklı müstakim, vicdanı marazsız, zevki selim her adam Kur'anın beyanında güzel bir selaset, rânâ bir tenasüb, hoş bir ahenk, yekta bir fesahat görür.
AHESTE Bâzan o kadar latif ve rakiktir ki, nesim-i seherden daha âheste eser.
AHIR Bir ahırda atın kişnemesini işiten bir adam, yüksek bir sarayda andelibin terennümünü, güzel sadâsını işitir.
AKIBETBİN Nev-i beşerin ağlanacak gülmelerine, endişe-i istikbal ve akibet-bînlik adesesiyle,...
AKIBETENDİŞ Nefsini düşünen akıl ve kalb gibi letaif-i insaniyeyi insaniyetkârane ve akibet-endişane olan vazifelerinden vazgeçiriyorlar.
AKILFÜRUŞ Veyahut gayb-aşinalık dava eden Budeîler gibi ve umûr-u gaybiyeye dair tahminlerini yakîn tahayyül eden akılfuruşlar gibi senin gaybî haberlerini beğenmiyorlar mı?
AKILSUZ Râbian: Biz ecram-ı ulviyeye baktıkça, onlar nazara verir bir havf ile dehşeti. Hem vicdanın müz’ici bir tevahhuş geliyor: Akıl-sûz, evham-sâz!
AKSENDAZ Sada-yı mevt gibi daima merkeze şikâyetler aks-endaz olduğundan,…
ALAKADAR O derece ilme dalmıştı ki; hayat-ı zahiriye ile hiç alakadar görünmezdi.
ALAYİŞ ...bir büyük tiyatro teşekkülüyle ve oyuncu kızlardan dört güzelini çırılçıplak olarak alayişle çarşı ve pazarda gezdirerek, …
ALEMDAR Görürsün en ziyadarın, zekâvette alemdarın,...
ALEMPESEND Bununla beraber, imanın mahiyetindeki hârikulade şehâmet, izzet-i İslâmiyetin tabiatındaki âlem-pesend şecaat, uhuvvet-i İslâmiyenin intibahıyla her vakit mucizeleri gösterebilir.
ALEYHDAR/
ALEYHTAR
En birinci ithamları, beni rejim aleyhtarı olarak telâkki etmeleridir.
ALİZ ...maymun ve tilki gibi zeki ve muktedir hayvanat, sû i maîşetinden âlîz ve zayıf olması, gösteriyor ki: “Vâsıta i rızık; iktidar değil, iftikârdır.”
ALUDE ...o zevk ve lezzet-i azîmeyi terkedip, gençlik saikasıyla, o hadsiz elemler ile âlûde zehirli bir bala benzeyen sefihane ve heveskârane muvakkat bir lezzet-i gayr-ı meşruayı ihtiyar eden, hayvandan yüz derece aşağı düşer.
ALÜFTE Beşerin ağzına yalancı bir dil koymuş, hem insanın yüzüne fâsık bir göz takmış, dünyaya bir âlüfte fistanını giydirmiş, hüsn-ü mücerred tanımaz.
AMAÇ Dinî ve şahsî nüfuz ve maddî menfaat temin etmek amacıyla propaganda yapmakla müttehem olarak huzurunuza gelmiş bulunuyorum.
AMADE Ve şu gurbetten dahi, şu fâni misafirhaneden ebed-ül âbâd tarafına harekete âmâde olan ruhumu fevkalâde bir gurbette gördüm.
AMBAR/
ANBAR
...ve dağları, mahzen ve anbar; ve havayı, zîhayata enfas ve nüfusa yelpaze; ve suyu, yeniden hayata girenlere süt emziren daye...
AMED Der tarîk ı acz-mendî lâzım âmed çâr çîz
AMELMANDE Ecdadımızın tarihlere şan salıp nam veren ahlâk ve şerefini pâyimal eden sefahet ve rezaletin ve ahlâk-ı seyyienin cemiyet hayatını zehirlediği
AMMİZADE/
AMCAZADE
Yoksa bu revabıt ve mecarayi fekk edecek adem-i merkeziyet fikri; veyahud onun ammızâdesi unsura mahsus siyasî kûlüpler...
AN An şart ki; sûret i fâniyeden ve kendinden geçebilirsen…
AN BE AN Olan İslâmî şeair, dinî minarat, İlahî maabid, şer'î maalim itfa olmazsa, İslâmiyet parlayacak an be-an!..
ANBAR ...bilbedâhe, kudreti nihayetsiz bir Kadîr'in ve hikmeti nihayetsiz bir Hakîm'in hazineleri ve anbarları ve hizmetkârları olduklarını isbat ederler, diye anlar.
-ANE (Bu eki alan çok fazla kelime vardır. Sadece bir örnek verilmiştir) Ehl i dünya, dünya işlerinde hakîki nokta-i istinatlarından gaflet ettiklerinden, zaaf ve acze düşüp şiddetli bir sûrette yardımcılara ihtiyacını hisseder; samîmâne, belki fedâkârâne ittifak ederler.
ARAM Nur u îmân, Cenâb ı Hakk’a ârâmsız hamd ve senâyı iktiza eder.
ARAMGAH Üstadım, öyle zannediyorum ki, âcizleri, hayatın ihtilâta mecbur eden ahvâlinden uzaklaşamadıkça, kalbim ârâmgâh-ı lezzetinde tam bir sükûnu bulamayacak.
ARMAĞAN Armağansın çünki asîl millete,
ARMUT "Armut piş ağzıma düş" kabilinden her nevi malzeme-i cerrahiye-i ruhiyeyi, hâzık bir operatörle beraber ihsan buyurdu.
ARŞIN Bunu da cidden söylüyorum: Eğer meşveret, şerîattan bir parmak müfârakat ederse, eski hâl yüz arşın ayrılmıştır.
ARZU Hattâ o derece hizmeti safî ve hâlis, lillah için yapıyordu; belki yüz defadan ziyade arzu ettiğim dakikada, ümid edilmediği bir tarzda geliyor;
ARZUKEŞ Çünkü herkes, büyükçe bir veliyy-i nimet, yahut muhsin bir padişahının uzaktan arzularını anlamaya ne kadar arzukeş ve anlasa ne kadar memnun olur.
ASAN Kur'ân’ın tilmizi ise, mütevâzi, heyyin yani âsân ve leyyin, yani yumuşaktır.
ASARNİŞİN Bak menzilgâh-ı dünyada a'sar-nişîn olan ecyâlin sufûfuna hitaben kâinatı zelzeleye getiren şu hutbe-i ezeliyeyi dinle:
ASAYİŞ ...ve bütün kuvvetimizle mesleğimizin îcabı olan asayişi temin etmek esasıyla...
ASIRDİDE Karşınızda kemal-i saffet ve samimiyetle âdilâne kararlarınıza intizar eden bu asırdîde zat,…
ASİLZADE Güya ağaiyet suretiyle ölse, efendilik kalıbiyle veyahut teşeyyüh cismiyle veya asilzâdelik şekliyle hayatlanacaktır.
ASTAR Ve keza kuvve-i gazabiyesi hadd-i vasatı tecavüz ederse, hayat-ı içtimaiyenin hem yüzünü, hem astarını yırtar, altüst eder.
ASUDE Dünyayı unutmak, ramazanımızı âsude geçirmek düşünürken, hatıra gelmiyen ve bütün bütün tahammülün fevkınde bu dehşetli hâdise, ...
ASUMAN Derya-yı maariften sema-yı irfana İlahî bir hava ile coşup fışkıran ve sema-yı irfandan zemin-i maarife İlahî bir hava ile inen bârân-ı marifeti ve feyezan-ı hikmeti zemin ile âsuman arasında seyre dalmıştım.
AŞIKAN Rûz sâim, leyl kâim,/Çû makam ı âşıkan
AŞIR BE AŞIR Kelâmın havassına ve mezaya ve letaifine âşina olan ehl-i tetkik ve tenkid, Kur’ânı sûre be sûre, aşır be aşır, âyet be âyet, kelime be kelime cadde-i tetkikten geçirdikten sonra,...
AŞİKAR Hazret-i Gavs'ın medar-ı teveccüh ve hitabı olan şu beş kelimesinde, âşikar bir surette, mezkûr iki isim ve lâkab,…
AŞİKARE İslâmiyet âşikâredir.
AŞİNA Evet şu hakikati de itiraf etmek lâzım ki, bir mücevherat hazinesi ne kadar zengin ve ne kadar yüksek bir servete mâlik olursa olsun; bâyii, dellâlı, usûl-ü bey' u şiraya aşina olmazsa, …
AŞİYAN/
AŞİYANE
Şu semavat ehline birer mescid-i seyyar, birer hane-i devvar, birer ulvî aşiyane,
AŞKNAME Bütün mecazî âşıkların divanları, yani aşknameleri olan manzum kitabları, şu tasavvur-u zevalden gelen elemden birer feryaddır.
AŞKNÜMA ...taife-i nebatata derece-i aşka baliğ olan ihtiyacat-ı şedide-i aşknümayı,...
ATEŞ Şimdi ne kadar kalb ikaz edilirse, vicdan tahrik edilse, ruha ihsas verilse; lezzet ziyade olur, hem de döner ateşi nur, şitası yaz.
ATEŞİN Keskin ve ateşîn hitabelerinin ilk ve yegâne muhatabı öz nefsidir. Oradan - merkezden muhite yayılırcasına - bütün nur ve sürura, saadet ve huzura müştak olan gönüllere yayılır.
ATEŞPARE Hem o karanlık gökyüzünde birer camid ateşpare olan yıldızlar ve yerdeki perişan mahlukat…
ATEŞPEREST O yeni dünyaya gelen zât; ateşperestliği kaldıracak, Fars saltanatının sarayını parçalayacak, izn-i İlahî ile olmayan şeylerin takdisini men'edecektir.
AVAMPEREST Tergib veya terhib için avamperestane tervic ve teşvik ile bazı ehadîs-i mevzuayı İbn-i Abbas gibi zâtlara isnad etmek bü¬yük bir cehalettir.
AVARE Evet şu perişan dünyada, âvâre nev'-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta; sahibsiz, hâmîsiz bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder.
AVAZ Gele gele işte geldik, dünya kapısındayız işitiyoruz âvâz.
AVRUPAPEREST Onyedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızasıyla ve kalben kabulüyle ancak yedi bin Avrupaperest sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer'iye ve cebr-i kanunî cihetiyle girmektense;...
AVRUPAZADE Avrupazade edebse fakd-ül ahbabdan, sahibsizlikten neş'et eden gamlı bir hüznü veriyor, ulvî hüznü veremez.
AYA Ayâ, üstünüzdeki semâya bakmıyor musunuz ki; biz, ne keyfiyette, ne kadar muntazam, muhteşem bir sûrette bina etmişiz.
AYET BE AYET Kelâmın havassına ve mezaya ve letaifine âşina olan ehl-i tetkik ve tenkid, Kur’ânı sûre be sûre, aşır be aşır, âyet be âyet, kelime be kelime cadde-i tetkikten geçirdikten sonra,...
AYİN Fakat âyin-i zikirde olan efal ve ahval cevizimize benziyor
AYNA/
AYİNE
Kur'an hakikatlarının bir ma'kesi, bir ayinesi, bir hakikatlı tefsiri olan Nur Risalelerine de in'ikas etmiş bulunuyor.
AZAB ENDER
AZAB
Hayat desen onu tattım/Azab ender azab gördüm.
AZAD/
AZADE
...hürriyet-i fikirle taassubtan âzâde olmakla tam ihlâslarından doğan dâhî bir şahs-ı mânevîde bulunur; …
AZAT Günün birinde elbette bizi hayatın vazife ve tekâlifinden âzat edecektir.
AZİMKAR ...bana kalırsa onun o cesur ve azimkâr peygamberin hâtem-i risalet olduğunun en kat'î ve en emin delilleridir.
BAASAM Said'den yetmiş dokuz emvat bâ-âsam âlâma.
BABA Baba ne kadar haksız da olsa, oğul, onun rızâsını tahsil etmeye mecburdur.
BACAK Huriler yetmiş hulleyi giydikleri halde, bacaklarının kemiklerindeki ilikleri görünüyor.
BAD ...ve dünyevî çok zararlarından ve boşuboşuna gam ve hüzün ile giden hayatınızı faidesizlikten, bâd-i heva zayi' olmasından …
BADEM İşte hiç mümkün müdür ki, şu bâdem ağacının Sâni' i Zülcelâl’i ve Hakîm i Zülcemâl’i, bu câmid ağaca bu kadar vazifeleri yükletsin;…
BAĞ Yirmisekizinci Söz olan Cennet bahsi bir veya iki saatte, Süleyman'ın Dere bahçesinde te'lif edildi.
BAĞIŞ (ayrıca
bkz. BAHŞ)
Ehl-i îmandan bütün gelenler, mâziye gidenlere mağfiret dualariyle ve hasenatlarını onların ruhlarına bağışlamalariyle yardımlarına binaen Denizli Mahkemesinde demiştim:
BAĞİSTAN O Rahîm-i Zülcemal'in bağistan-ı kereminden, mu'cizatının salkımlarından bir tanecik hükmünde gördüğüm…
BAHA/PAHA Bu sırada coşan deryanın ka'rından, sahil-i beyana bahâ takdir edilemeyen cevahir geliyordu.
BAHADAR Şahsiyet ve hüviyet cihetiyle, muhabbet i Rahmâniyenin misâli, rahmet i Rabbâniyenin timsâli, hakikat i insaniyenin şerefi, şecere i hilkatin en kıymettar ve kıymetli bahâdar bir semeresidir.
BAHADIR Safranbolu bahadırı fedakâr Mustafa Osman'ın buradaki şakirdlere gönderdiği güzel mektubu okudum.
BAHANE Risale-i Nur'a, daha vatana, idareye zararı dokunmak bahanesiyle tecavüz edilmez, …
BAHAR Hakikaten bu baharda hem Asâ-yı Musa her tarafta merakla yazılması ve okunması, hem Zülfikar-ı Mu'cizat yazılmasına şevkle başlanması,...
BAHÇE/BAĞÇE Sekiz sene kemal-i sadakatle bu fakire hizmet eden Süleyman’ın bahçesidir ki bir veya iki saat zarfında şu Söz orada yazıldı.
BAHÇIVAN Acaba, bahçıvan bir bahçenin kapısını açsa, herkese ibahe etse, sonra da zâyiat vuku bulsa, kabahat kimdedir?
BAHEM Bâhem olur teslîm, yed i beyzâ-i İslâm’a.
BAHŞ (ayrıca
bkz. BAĞIŞ)
Hiçbirşey kalbimize bir teselli vermiyor; hiç emniyet bahşetmez, hakikî zevki vermez.
BAHŞAYİŞ Risale-i Nur'un içinde, lisan-ı Cennet ve üslûb-u Muhammed (Aleyhissalâtü Vesselâm) ve tarz-ı Kur'an-ı bahşayiş-i rahmet ile meydan-ı zuhura gelerek …
BAHŞİŞ Davula bedel tarikate veya kitaba el vurur ki, bahşiş ve şabaş olsun.
BAHT Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm.
BAHTİYAR Hem o bedbaht, elîm bir dehşette ve azîm bir korku içinde kalbi parçalanıyor ve şu bahtiyar ise lezîz bir ibret, tatlı bir havf, mahbub bir marifet içinde garib şeyleri seyir ve temaşa ediyor.
BAHUSUS İşte medeniyet-i hazıra, edyan-ı sâbıka-i semaviyeden, bâhusus Kur’an’ın irşadatından aldığı mehasinle beraber, Kur’an’a karşı böyle hakikat nazarında mağlup düşmüştür.
BAKARPEREST ...o milletin seciyelerine girmiş ve istidadlarına işlemiş olan o bakarperestlik mefkûresini kesip öldürdüğünü,...
BAKEMAL ...alelhusus Cennet'te en büyük nimet, cemal-i bâ-kemal-i Rabbaniyeyi müşahede ve müşerrefiyet-i uzma olduğundan,...
BALA Boyun bâlâ, gözün şehlâ, gören mecnûn seni leylâ.
BAR Eğer yâr değilse, her yer kalbe bârdır ve herkes düşmandır
BARAN Derya-yı maariften sema-yı irfana İlahî bir hava ile coşup fışkıran ve sema-yı irfandan zemin-i maarife İlahî bir hava ile inen bârân-ı marifeti ve feyezan-ı hikmeti zemin ile âsuman arasında seyre dalmıştım.
BARGAH/
BARİGAH
Mâlik-ül Mülk-i Zülcelali Vel-cemali Vel-ikram'ın bargâh-ı merhametine en latif bir tesbihi, en latif bir şevk içinde, gül gibi en latif bir yüzde takdim etmektir.
BARİ ...âh ne olurdu, bu risalenin hakikatlarının a'makına ulaşmak şöyle dursun, sathını olsun bari görebilseydim.
BARİKAASA Fakat Kur’an-ı Hakîm’in bârika-âsâ elmas kılıncı çıktı; kalpleri, akılları fethetti.
BARU ...yıkılmaz, aşılmaz, geçilmez bir sûr; burç ve bârûsu muhkem, mahùf ve müdhiş bir kal'a i polat ve bedendir.
BARUT Yoksa zemin ve zamanın nezaketi cihetiyle, baruta ateş atmak hükmünde o tek habbe kubbeler olacaktı.
BAYRAKTAR Ey, bin seneden beri İslâmiyetin bayraktarlığını yapan bir milletin torunları olan cengâver ruhlu kardeşlerim!
BAYRAM Bayrama kadar burada kalmamızın bizlere çok faidesi ve hayrı olduğuna kanaatım var.
BAZAR Bkz. PAZAR
BAZ Dest i gaybın da Gavs ı A'zam Sultan-ı Evliyâ Bâzü'l-Eşheb, Seyyid Abdülkadir i Geylânî (Kuddise Sırruhu'l àlî) Hazretleri olduğunu son defa öğrenmiş olduk.
BAZU Takdir-i Hudâ, kuvvet-i bâzu ile dönmez
BECAYİŞ Maânî-i beyaniyenin aşılanması ve telkîhi ve mânâların becayiş ve inkılabları kelimenin mânâ-yı hakikîsi, ya garaz veyahut mânâ-yı muallakadan birisini teşerrüb ve içine cezb etmektir.
BECU Bekün tevbe, becû gufrân zidergâh ı İlâhî
BED Bakınız, sol yolun bedbaht yolcusu, her vakit ejderhanın ağzına girmeye muntazırdır; ...
BEDAVA Halbuki onların hali hazır medeniyetleri, (ahlâk ve insanlık gibi mefhumlarda) ise, o kadar çok su-i istimalat, günah ve kötülükleriyle beraber bedava bile olsa alınmaması lazımken acaba bin senenin mesaîsinin sarfından sonra nasıl alınabilirdi.
BEDBAHT Evvelki bedbahtın hem kendi hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel; şu bahtiyar, hem kendi hem umum halkın süruru ile mesrur ve müferrah olur.
BEDBİN Hodbin adam, hem hodgâm hem hod-endiş hem bedbin olduğundan bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer.
BEDDUA Bir gün Bitlis meşâyihinden Şeyh Mehmed Küfrevî Hazretlerinin kendilerine beddua ettiğini birisi yalandan söyler.
BEDMAYE Kasem ederim, doğrudur sözü özüyle beraber/Bu hakikati kabul ve tasdik etmeyen bed-mâyeler
BEEBED Rahm-i Rahmân ez-ezel tâ be-ebed İhsân-ı Hak
BEGAYET ...be gayet doğru ve gayet sâdık ve mutâbık ı vâki olan hikâyelerin sonlarındaki hakikatler, o hikâyelerin mânâ yı kinâiyeleridir.
BEHEMEHAL Binaenaleyh cemal, sermedî ve daim olursa behemehal onun inceliklerini gösteren âyinelerinin de ebedî ve daimî olması zarurîdir.
BEHER ...Risale-i Nur'un yüzyirmi parçasından beher parçası birer mürşid-i a'zam, birer mürşid-i ekmel, birer kal'a-i hasin, birer elmas kılınç olarak sabittir.
BEHİŞT Arş ı kanâat oldu behişt i gınâ bize,
BEHRE Değil vukûfsuz, garazkâr, maneviyatta behresiz ehl i vukûfa karşı belki en büyük âlim ve feylesoflarınıza karşı gündüz gibi ispat etmezsem, her cezaya râzıyım!
BEHREYAB İnşâallah, bunlardan behreyab oluruz.
BEKAALUD ...şu insancık onlara iktidaen o Rahman-ı Zülkemal'in, o Rahîm-i Zülcemal'in bâr-gâh-ı huzurunda hayret-âlûd bir muhabbet, beka-âlûd bir mahviyet, izzet-âlûd bir tezellül içinde...
BEKÜN Bekün tevbe, becû gufrân zidergâh ı İlâhî
BELA ENDER
BELA
Bırak bîçare feryadı, beladan gel tevekkül kıl!/Zira feryat, bela-ender, hata-ender beladır bil!
BELİ Belî, Cenâb ı Hak bana hüsn ü hat vermemiş.
BELKİ Değil tâbi' tabiat, belki matbâ. Değil nakkâş, o belki bir nakıştır.
BEMAHAL Zahirperest âlim-i cahil, veyahut cahil-i âlimin taassubat-ı nâ-be-mahallinden...
BENAM ...hukemâyı hayran ve şuarâ-yı benâmı haddelgaye istihsan ile huzur-u mânevîsinde ser-fürû ettirerek,...
BEND/BENT Kılıncının kayışı, bendi uzundur.
BENDE Fakat biliriz ki; zerreyi dağ gibi eder ve arslanı tilkiye bende ettirir bir nokta vardır.
BENDEGAN O vakit Hàlık’ın sanat-ı Rabbâniye’sinden ve Sultan’ın nezâret i şâhânesinden ve ziyâ ve hava ve toprağın hizmet i bendegânesinden başka…
BERABER Fenn i rızık diyecek: “Yüz binler lezîz taamlar beraber, kemâl i intizam ile içinde pişirilen bir matbah ı Rabbânî ve bir kazan ı Rahmânîdir.
BERAY Berây-ı mâlûmat size gönderildi
BERBAT/BERBAD Her zerrecikte -ki ancak bir zerre sıkışabildiği halde- koca bir güneşin hakikatini içinde kabul etmek lâzım geldiği gibi, aynen öyle de şu sıravari içinde her zaman hikmetle değişen ve düzgünlük içinde her vakit tazelenen şu muntazam kâinatı görüp Hâlık-ı Zülcelal’i evsaf-ı kemaliyle tasdik etmemek, ondan daha berbat bir dalalet divaneliğidir, bir mecnunluk hezeyanıdır.
BERDEVAM Orada kardeşlerimizin, başta Üstadımız olarak, cümlesine ayrı ayrı selâmlarla sıhhat ve âfiyette berdevam olmasını isteriz.
BERENDAZ Ey yoldaş! Şimdi şu âlem-i misalîden çıkarız, hayalî vehimden ineriz, akıl meydanında dururuz, mizana çekeriz, ederiz yolları ber-endaz.
BERG/BERK Ve her biri (sad berk) olarak yani, herbir çiçekte yüz parça yaprak.
BERGÜZİDE Hak Sübhânehû; âhirzamanda, kendinin ıstıfâgerde ve bergüzîdesi kulunu ba's edecek ve ona, Rûhü'l Emîn Hazret-i Cibrîl’i yollayıp, din i İlâhîsini ona tâlim ettirecek.
BERHEMZENED O lezzet berhem zened, eleme olur merhem.
BERHEVA Yoksa bütün maneviyat söner, rabıtalar kesilir, nisbetler darmadağınık olur, nizam da berheva olur.
BERKARAR Demek, O’na şâyeste, dâimî, berkarar, zevâlsiz, muhteşem bir diyar ı âher var.
BERKASA Ger insan kadar büyüse havassı hayret-feza, hayatı şule-feşan, rü’yeti de berk-âsâ bir nur-u âsumanî.
BERMUR Bu Hulusi ber-mur iken, Allah verdi şükr-ü nimet.
BERTARAF Mânileri bertaraf etmek ve muzırların şerrini defedip onları tokatlamaktır.
BERVECH Akıl bervech-i mutad bürhan şeklinde bir temsil ile ibraz ediyor.
BERZEMİN Hamd eyle Mevlaya rû-ber-zemin ol,
BES ALLAH bes, gayrı heves.
BESMELEKEŞ Risale-i Nur'un tercümanı, Risale-i Nur'un basamakları olan mebadi-i ulûma besmele-keş olduğu ve fütuhat-ı Nuriyede besmelesini çektiği ve fatiha-i hayat-ı ilmiyede "Bismillahirrahmanirrahîm" okuduğu zamanına…
BESTE Yanık, tatlı ve güzel lisanları, şive, nâme, ahenk ve besteleri ile bir ağızdan:
BEŞARETKAR Mesrurane, beşaretkârane dedi ki:
BEŞARETVARİ Nusret İlahiyenin tarihi olan sekizinci sene hicriyesine tevâfuk sırrıyla beşaretvâri işaret ediyor.
BETER Cehennem’den beterdir, ondan daha muhrıktır; rûhumuzu eziyor.
BEYANNAME Ve her yerde görünen ilânnameler ve beyannameler ve her mal üstünde görünen turra ve sikkeler, damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl mâliksiz olabilir?
BEYDER Mahşer ise bir beyderdir, harmandır.
BEYGİR Nitekim bu yersiz karara Bediüzzaman itiraz etmiş ve bu cezanın bir beygir hırsızına veya bir kız kaçırıcısına lâyık olduğunu belirterek kendisinin ya beraatına veya idamına veyahut yüz bir sene hapse mahkûmiyetine hükmedilmesini israrla istemiştir.
BEYHUDE Senin sa'yin beyhûde, ilmin faydasız gitti.
BEZİRGAN ...o sahte siyaset bezirgânlarının, çocukları dahi kandıramayacakları acemîce bir iftira ve bir uydurmalarından ibarettir.
BEZM Kur'ân ona yâdettiriyor “Bezm i Elest”i,
BİADİL O zât-ı zîhavarık daha hadd-i büluğa ermeden bir allâme-i bîadîl halinde...
BİBAHA Sad-hezar tahsine lâyık bîbaha fıkra-i Galib
BİBEHRE ...o sarayın bütün cevahir ve zînetlerinden bîbehre bir âdi adam,...
BİÇARE İşte bu bîçare kardeşinizde üç şahsiyet var.
BİÇAREGAN Bîçaregân-ı ümmete, izn-i İlahî ile beyan buyurduğunuz i'caz-ı Kur'an hürmetine, Allah-u Zülcelal muhterem üstadımızdan ebeden razı olsun.
BİDAD Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile, imha-yı hürriyet;...
BİD'AKAR ...onları bırakıp heveskârane yeni içtihadlar yapmak, bid'akârane bir hıyanettir.
BİDAR Sure-i Nur'da لَيْسَ عَلَى اْلاَعْمَى حَرَجٌ âyetini kıraat ederek nevmden bîdar oldum
BİDİN ...dil uzatan hâin-i bîdin olan mülhid hâinlerin kuruyası dillerini...
BİEDEB İşte şu hata-i bîedebane ve şu vehm-i bâtılın netice-i seyyiesidir ki
BİEMANİ Bir emr-i bîemanî...
BİFASAL Bir sineğin hilkati hayretfezadır filden, o mahluk-u bîfasal
BİFÜTUR Gecenin zulmetinden ve gündüzün rengârenginden bîfütûrdur.
BİGANE Maddî ve manevî borcumuz olan hizmetleri îfadan kendimizi çekmek, hissizlik ve bîganelik fıtratımızda ve yaradılışımızda yoktur ki kalalım.
BİGAYE Kur'an-ı Kerim'in ikinci ilâcı, fakr yarasını, vesile-i rızk ve rahmet-i bînihayeye ve iştiha-i lezzet-i nimet-i bîgayeye tebdil ve tashih eder.
BİGÜMAN Halbuki mütekellim muhatab ve esas maksat mutabakatta üç esastır bîgüman
BİGÜNAH ...yalnız beni mes'ul eden bir madde yüzünden, yirmi kadar masum ve bîgünah kimseleri;
BİHABER Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber...
BİHAD Bu fakir, şiddetli acz u za'fımla bîhadd bahr-i hakaika daldım ve bahr-i muhit-i nura girebilmeğe şu mübarek eser, elmas bir miftahım oldu.
BİHEMTA Siz dahi onu tek ve yekta ve misilsiz, nazirsiz bîhemta tanıyınız ve kabul ediniz.
BİHİCAB Etse tecelli daim pürşaşaa bîhicab.
BİHİSAB/
BİHESAB
Cenab-ı Vâcib-ül Vücud Hazretlerine bîhisab şükrümüzü takdim ederken...
BİHOŞ Ruh nâhoş, kalb bîhoş, kafam bomboş.
BİHUŞ Ey nefs-i bîhuş!
BİİNSAF Köpektir zevk alan, sayyad-ı bîinsafa hizmetten.
BİİŞTİBAH Bir tevhid-i celalî müstetirdir; enva'-ı şirki reddeder, küfrü keser bîiştibah.
BİKAR Bekârlık, bî kârların kârıdır.
BİKARAR Çünkü eserleriyle azameti anlaşılan şu muhteşem, zevalsiz saltanat; böyle geçici, devamsız, bîkarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, bekasız, nâkıs, tekemmülsüz umûrlar üzerinde kurulmaz, durulmaz.
BİKEDER İlm-i nâfi'dir, yazılır ecr-i cezîl, tâ kıyamet bîkeder.
BİKENAR Bahr-ı bîkenar-i zamana şu asrın sahilinden içine gir, tâ asr-ı saadet olan adaya çık!
BİKERAN Bahr-i bîkeran-ı zaman olan şu asrın sahilinden, içine gir.
BİKES Yâ Rab! Garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvanem, alîlem, âcizem, ihtiyarem.
BİLEZAİZ ...gönderdi şu dünyaya; şu şehr-i bî-lezaiz...
BİLLUR ...fakat hiç mümkün mü ki, karşımda billûrî sular akıtan ulu pınarın suyundan kana kana içmek için acele etmeyeyim.
BİMARHANE ...olan bîmarhaneye git...
BİMEAL O medlülun veledi suret-i bî meâle ne deva ne şifaya
BİMENEND Said’in ihata-i ilmiyesi kadar hamaset ve fedakârlıkta da bîmenend olduğunu teyid eder.
BİMİSAL ...celal ve azametine karşı rükû ile aczini izhar etmek ve kemal-i bîzevaline ve cemal-i bîmisaline karşı secde edip...
BİMÜDANİ Müvazene edilse, değil dânâ-i bî-müdânî, hattâ en âmî adam, göz kulakla diyecek
BİNAZ Bir vakitte bu yolda seyrettim de geçtim bî-nâz ve pür-niyazî.
BİNAZİR ...o kıymettar, bînazîr Üstad Bediüzzaman Hazretleri, sizleri binlerle tebrik etmiş...
BİNİHAYE/
BİNİHAYET
...bir rahmet-i bînihayenin kâşifi ve ilâncısı ve saltanat-ı rububiyetin mehasininin dellâlı, seyircisi...
BİNİSYAN Her maâlim dahi birer üstad olmuştur; onun lisan-ı hali eder telkin-i dinî; hatasız, hem bînisyan
BİPAYAN Onun için, selâm ve muhabbetlerinize mukabil selâm ve meveddetlerimiz bîpâyan olduğu gibi, bu râbıta ve iştiyak ile de sizleri kucaklar ve İslâmi hasret ve saffetle gözlerinizden öperim.
BİRADER Ey birader! Benden, namazın şu muayyen beş vakte hikmet i tahsîsini soruyorsun.
BİRADERZADE Aziz Ahiret Kardeşim ve Hizmet-i Kur’ânda Gayretli Arkadaşım ve Ders-i Esrâr-ı İmanîde Zekavetli ve Ferasetli Talebem ve Vefatımdan Sonra Sadâkatli Varisim, Biraderzadem
BİRAHAT Diğer onu bırakmış beyne beyne bîrahat!
BİR GUNA Nasıl bir pâdişahı tanımayan ve ordudaki zâbitân ve efrat onun askerleri olduğunu kabûl etmeyen vahşî bir adam, herkese, her askere bir nev'i pâdişahlık ve bir gûnâ hâkimiyet verir.
BİRYAN/
PÜRYAN
Dîde giryân, sîne biryân, akıl hayran bîhaber…
BİSUD Ya Rabb! İsmim Mes'ud, kendim bîsud, çok çalıştım olamadım mes'ud
BİTARAF Ey şeytan! Bîtarafane muhakeme, iki taraf ortasında bir vaziyettir.
BİTENAHİ Okurken nur alır vicdan, sütûr-u bîtenahîdir
BİVESVESE Eden sâfi asarı nûrani sıcak kalblerden çıkan bî vesvese
BİZAR Akıldan kalbe, kalbden akıla inip çıkmaktan bîzar olmuştum.
BİZEVAL ...celal ve azametine karşı rükû ile aczini izhar etmek ve kemal-i bîzevaline ve cemal-i bîmisaline karşı secde edip...
BORAZAN/
BORUZEN
Evet İsrafil'in borusu olan Sur'u, ordunun borazanından geri olmadığı gibi,...
BOSTAN Hem zindân ı dünyadan, bostan ı cinâna bir dâvettir.
BÖBÜR Sen, hayvanım diye nebatat üzerinde böyle böbürlenip iftihar etme!
BUHUR ...gül yağı fabrikasına verilmiş, orada yedi defa gül yağlarına batırıldıktan sonra hâlis öd ağacı ile buhurlanmış ve bunlar ile yazılmışsın.
BULGUR Padişah, kendi ocağı yanında ve tenceresinin başında pişirdiği bulgur çorbası yanında ne yapıyor, bizim ağamız onu biliyor.
BUT/BÜT bkz. PUT
BÜLBÜL Sakın zannetme ki; bu ilân ve dellâllık ve tesbihâtın nağamâtıyla teğannî, bülbüle mahsûstur.
BÜLEND Bu bir insan ı ekberdir, büyük sesle eder zikri; bütün eczâsı, zerrâtı, küçücük sesleriyle, o bülend sesle beraber der ki: LA İLAHE İLLA HU…
BÜNYAD ...babamdan aldığım bir şefkatnâmede zât ı mürşidânenizin muhabbet i manevîlerinin mübeşşiri olan selâmlarınızı tebliğiyle, vîran gönlüm şâd ve bünyâd edildi.
BÜZÜRG İran’ın âdil pâdişahlarından Nûşirevân ı Adil’in veziri, akılca meşhûr âlim olan Büzürcmihr’den (Büzürg Mihr) sormuşlar:
CA bkz. CAY
CAH Hem mala ve câha karşı şiddetli bir hırs gösterir…
CAM Müçtehidînin kitapları vesile gibi, cam gibi Kur'ân’ı göstermeli, yoksa vekil, gölge olmamalı.
CAMBAZ/
CANBAZ
İp üstündeki canbaz, yerde olan adamla eğer döğüş isterse; yerde olan çekinmez,…
CAME Mevt tebdil i câmedir, ya tahvîl i mekândır; sicin’den bostana çıkar.
CAN Artık bu sönük canlara can üfledi cânân
CANAN Risale i Nur, rûhların sevgilisi, kalplerin mahbûbu, âşıkların mâşuku, canların cânânı olmuş; icâbında bu cânân için canlar fedâ edilmiştir.
CANAVAR Yeni dünyaya gelen arslanın yavrusu, o canavar ve aç arslanı kendine müsahhar edip onu aç bırakıp kendi tok oluyor.
CANAVARVARİ Böyle canavarvâri iftirasa iştiha arzu hiç gelir mi?
CANBAHŞ Risale-i Nur eczaları, küre-i arzın mevsim-i erbaa kütübhanesinde bir bahardır ve bahar kadar letafetlidir ve canbahştır.
CANHIRAŞ Bîçare cin ve ins, kararsız bir dünyada ve zelzele-i zeval ve firak içindeki mevcudatı, seyl-i zaman ve harekât-ı zerrat ile adem ve firak-ı ebedî denizine döküldüğü olan vaziyet-i mevhume-i can-hıraşanede oldukları hengâmda; …
CANSİPERANE Böyle kıymetli, faziletli, millet ve memleket için cansiperane ve hiçbir ivaz ve bedel mukabili olmayarak fîsebilillah çalışan zevatı buralara getiren, cinayet sandalyelerine oturtan zihniyet hakkında bazı mütalaada bulunmak isterdim fakat onun yeri burası değildir.
CAVİDAN İşte Risale i Nur dahi bu asırda bütün âlem i beşeriyete hayat ı câvidân
CAY Kendimce cây i hayret ve medâr ı şükrân bir taarruz:
CAZİBEDAR Şu fıtrattaki incizab ve cezbe, bir hakikat-ı cazibedârın cezbiyledir.
CEFA Ger bulmazsan; bütün dünya cefâ ender, fenâ ender hebâdır bil.
CEFAKAR Bu hususta mazur görmenizle beraber, azimkâr ve cefakâr...
CEHALETPERVER Zîrâ sizin şu vahşetengiz, cehaletperver, husumet-efza olan sarp dağ ve derin derelerinizdeki vahşet ayılarından cehalet ejderhasından...
CEHENNEMNÜMUN Şu azametli kâinat ve bütün unsurları baştan başa cennetnümun güzellikleriyle, kendilerini enzar-ı âleme arz ediyorlar.
CEHLİSTAN ...veyahut cehlistan ülkesinde menzil-nişin-i müzahrefat ve istibdad olanlara,...
CELPKAR ...mühim bir şeyh-i mürşid ve câzibedar bir Nakşî evliyasından bir zat, dört ay mütemadiyen Risalet-ün-Nurun elli-altmış şâkirdleri içinde ve celbkârâne onların içlerinde sohbet ettiği halde,…
CELPNAME Şayet müstakbel tarafından üçyüz sene sonraki tenkidat-ı ukalâ mahkemesinden tarih celbnamesiyle celbolunsam;...
CEMALPEREST O muhabbetin bir leziz tefekkür olduğu halde, hüsün-perest, cemal-perest zevkinin nazarını daha yüksek, daha mukaddes ve binler defa daha güzel cemal mertebelerinin definelerine yol açar, baktırır.
CEMALPERVER Ve bu celaldarane ve cemalperverane cilvelenen esma-i hüsnadan ve perdesinin arkasında...
CENGAVER Allah’ın hâs ve hâlis; fakat mücâhit bir kulu, Resûlullâh’ın ihlâslı, fedâkâr ve cengâver bir ümmeti olmak yolunda Nur Risaleleriyle yürüyeceğiz ve ilerleyeceğiz.
CENNETABAD Cennet-âbâd olan saadet-i uhreviyeden nazar-ı aklın temaşası için sekiz kapı, iki pencere açılır.
CENNETASA Ne yapayım acele ettim, kışta geldim. Siz inşâallah cennet-âsâ bir baharda gelirsiniz.
CEPHANE Ve a'daya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur.
CERBEZEALUD Görülmüyor mu ki, cerbeze-âlûd bir âşıkın nazarında, umum kâinat, birbirine muhabbet ile müncezib, rakkasane hareket edip gülüşüyor…
CEVELANGAH Mülk ciheti ezdâdın cevelangâhıdır.
CEVHER Risale i Nur bir kenz i mahfî ve bir sandukça i cevher ve menbâ-ı envârdır.
CEVHERBAHA Evet o cevher-baha hakikatlara zarf olacak ne bir harf ve ne bir lafız bulamadım.
CEVŞEN Risale i Münâcât’ın başında, Cevşenü'l Kebîr’in doksan dokuz fıkrasından bir fıkrasının kısacık bir meâlinin beyân edildiği yere bakan adam, Cevşenin dahi misli yoktur diyecek.
CEZBEDAR ...havanın dokunmasıyla cezbedarane ve cazibekârane hareketle raksları,...
CEZBEKAR ...hakikatta biri enfüsî, diğeri âfâkî iki hareket-i cezbekâranede zikir ve tesbih-i İlahî ile Mevlevî gibi zikreden ve deverana kalkan…
CİĞER Bir keçi dahi kesildi, pişirildi. Yalnız ciğer ve böbrekleri kebap yapıldı.
CİĞERSUZ Elli sene sonra, aynı vak’a-i ciğersûz vukua gelip o ihbar-ı gaybîyi tasdik etmiş.
CİĞERŞİKAF Evet, her şeyi hikmet ve intizam ile işleyen bir Sâni’-i Hakîm’e itikad etmezse ve ale’l-amyâ kör tesadüflere havale ederse ve o beliyyata karşı elindeki kudretin adem-i kifayetini düşünse ister istemez tevahhuş, dehşet, telaş, havftan mürekkeb bir halet-i cehennem-nümun ve ciğer-şikâfe düşecektir.
CİHAN Evet, bu cihan harbinden daha büyük bir hakikat ve daha âzam bir hâdise hükmettiği için, şu cihan harbi ona nispeten çok ehemmiyetsiz düşüyor.
CİHANBAHA Tahkikî iman dersleriyle imanımızı kurtaran cihan-baha ve cihan-değer bir kıymette olan Risale-i Nur'u bütün ruh-u canımızla, bütün mevcudiyetimizle seviyor ve tekrim ediyoruz.
CİHANGİR İşte Risale-i Nur müellifi Bedîüzzaman Said Nursî, öyle bir mücahid-i İslâm’dır ki ve telifatı Risale-i Nur, öyle uyandırıcı ve öyle halâskâr ve öyle fevkalâde ve cihangir bir eserdir ki din aleyhindeki bütün o komitelerin bellerini kırmış,…
CİHANPESEND Fakat o musibetler, Cenab-ı Hakk’ın imdadı ile tahrik ve istihdam olunan Bedîüzzaman Said Nursî gibi ihlas-ı tammı kazanmış olan bir zat vasıtasıyla, rahmet-i İlahî ile mededres ve şifa-resan ve cihan-pesend ve cihan-şümul bir mahiyeti haiz Risale-i Nur eserlerinin meydana gelmesine sebep olmuştur.
CİHANŞÜMUL Zîra hakâik-ı Kur'âniye ve îmâniyeyi câmi', o cihan şümûl Risale i Nur eserleri ona ihsân edilmiştir.
CİHAR/
ÇİHAR
Allâh u Zülcelâl, Kur'ân ı Kerîm’inde, Peygamber i Zîşan, Hadîs i Nebevîlerinde, Çihâr ı Yâr-ı Güzîn, Sahâbe i Kirâm ve Al i Beyt nâmlarına,
CİLVE Öyle de; herbir mevcut, doğrudan doğruya Zât ı Ehad ve Samed’e verilse, vücûb derecesinde bir sühûlet, bir kolaylık ile ve bir intisap ve cilve ile, herbir mevcûda lâzım herbir şey ona yetiştirilebilir.
CİLVEGER/
CİLVEKAR
...nur-u Ahmedî (A.S.M.) cebhe-i Adem'den tâ Zât-ı Mübarekine müteselsilen tezahür edip neşr-i nur ederek intikal ede ede tâ zuhur-u etemle kendinde cilveger olmuştur.
CİNAYETKAR ...on zalim cinayetkâr ve kendine işkence edenlere karşı mukabele etmeyen…
CİVAN Öteki kardeşlerimin üç gecelik vaziyetlerini bir civanmertlik telâkki edebilirler.
CİVANMERT Öteki kardeşlerimin üç gecelik vaziyetlerini bir civanmertlik telâkki edebilirler.
COŞKUN Güzel oku! Her zerrede coşkun birer mânâ var,
COŞMAK Bana öyle geliyor ki, manevî saâdete küşâde bulunan rûhum, kıymettar Risaleleri okudukça, yazdıkça gitgide bir zevk i manevî, bir saâdet i ebedî hazırlıklarıyla coşacak.
CÖMERT Hâşâ! İktisat, izzet ve cömertliktir.
CUMHURİYETPERVER İşte gel bu hale ne diyeceksin? Medeniyet midir? Maarifperverlik midir? Vatanperverlik midir? Milliyetperverlik midir? Cumhuriyetperverlik midir?
CUŞ Nuranî kalb ve ruhtan cûş eden şu mektubun muhteviyat ve münderecatını bu fakir de tekrar ederim.
CUŞUHURUŞ ...umum mahlukat hayatdarane zikir ve tesbihte ve vazifeler başında cûş u huruşla mes'udane ve memnunane bir vaziyette bulunuyor diye müşahede etti
CUYEM Bî ihtiyarem, el amân-gûyem, afv cûyem, meded hâhem zidergâhet İlâhî!
CÜDA Fakat, intizamdan şüzûz etmiş, kabilesinden cüdâ olmuş, yalnız olarak gurbete düşmüş, denizin altında olan bir böceğin bir yeşil yaprakla iâşesini görür,…
CÜR'ETKAR O pek cür'etkâr, cesur adama herkes hayrette kalır.
CÜZ BECÜZ Ben yeniden cüz be-cüz tetkik ettim.
CÜZDAN Fakat numune için şu zabitin cüzdan ve defterine bakacağız:
ÇABUK Tekfire çabuk cüret edenler düşünsünler!
ÇADIR Zemin, bir taban ve kubbe i semâ, üstünde konulmuş yeşil ve elektrik lambalarıyla süslenmiş bir muhteşem çadır, ufkî bir dâire sûretinde ve semânın etekleri başında görünen dağları, o çadırın kazıkları misâlinde tahayyül eder.
ÇAH Çâh ı mâsivâ, nefs i tâğutla bel' ederdi bizi hemân.
ÇAK Güyâ, kalb i semâ hükmünde olan kamer, mübârek olan kalbiyle, inşikakta bir münâsebet peydâ etmek için, sîne i sâf ve berrakını, mübârek parmağın işâretiyle iştiyakan şakk ve çâk etmiştir.
ÇALAK Demek havanın rû yi zeminde çevik ve çalâk bir hizmetkâr olması ve rû yi zemindeki Rahmân ı Rahîm’in misâfirlerine hizmet ettiği gibi;
ÇAMAŞIR Beş senedir elbise, çamaşır, pabuç, çorap için dört buçuk lira ile idare ettim.
ÇANTA O çanta ve silâh ise, ibâdet ve takvâdır.
ÇAPRAZ Kardeşlerimizden Çaprazzâde Abdullâh Efendi gibi bazı adamlar,…
ÇAR/ÇARE İşte bunlara karşı iki çare var:
ÇARH/ÇARK/
ÇERH
Aferin çarha ki, çattırdı kuduzu kuduza
ÇARMIH Ol hangi acib sır ki çıkar göklere İsa/Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yuda
ÇARNAÇAR/
ÇARUNAÇAR
Kıl keremler bendene kim, çâr u nâçâr söyledim.
ÇARŞAF ...tavuğun ve kuşun fistanlarını ve çarşaflarını tazelendirdiği gibi, dağın libâsını ve sahrânın yüz örtüsünü değiştirir.
ÇARŞAMBA Çarşamba günü idi; dedim ona “Git ekmek getir.”
ÇARŞI Daim nafakasını düşünüp onun peşine dolaşır, taburu terk eder, çarşıya gider, alışveriş ederdi.
ÇAYDANLIK ...gayet mübarek bir kitaba mukabil, bir çaydanlık ve yirmi dört seneden beri tıraşa hizmet eden bir ustura...
ÇAYHANE Ve bir namaz vakti, Ayasofya Câmii'nden çıkılıp çayhaneye oturulduğunda,…
ÇEHRE İşte büyük küçük herhangi bir dâvâ ve gaye sâhibinin mâhiyet ve hakikatini, şahsiyet ve hüviyetini en hakîki çehresiyle aksettirecek olan en berrak ayna budur.
ÇEKİÇ Sâni' i âlem olan şu kâinâtın ustası, iş başında olarak Şems ve Kamer’i hangi çekiç ile yerlerine çakıyorsa; aynı çekiç ile, aynı ânda zerreleri yerlerine – meselâ zîhayatların göz bebeklerinde – yerleştiriyor.
ÇELE ÇEPE Hem de, garazın mesîlinde ve kastın mecrâsında teferruk etmemek için sedâd etmek, çele çepe temâyül etmemektir;
ÇEMBER/
ÇENBER
Cinnî şeytandan ders alan insan şeytanları, dünyevî meşgaleleri ile seni bir çember içine alıp, Nurlara hizmetini tahdit etmek için, sezdirmeyerek perde altında çalışmışlar.
ÇENDAN Hak, neşv ü nemâ bulacaktır; eğer çendan toprakta gizlense…
ÇENE Beyhûde çene çalmak mânâsızdır.
ÇENGEL Bazılara da çengelcikleri verip, her temâs edene yapışıyor.
ÇERÇEVE Said Nursî ve Risale-i Nur şakirdlerinin çalışmalarını, kanun çerçevesine alınıp gizli cemiyet olduğu ispat edilemiyor.
ÇEŞİT Ve ef'âlinin cilvelerinde çeşit çeşit, fakat birbirini ikmal eder hikmetli tasarrufâtı var.
ÇEŞM Yetmezdi gücü, bakmağa her çeşm i alîlin.
ÇEŞME Bahr i Muhît-i Garbî’yi “çamurlu bir çeşme” tâbiri, Zülkarneyn’e nispeten uzaklık noktasında o büyük denizi bir çeşme gibi görmüş.
ÇEVİK Ve O Vâhid i Ehad’den başka, kim havayı elinde tutar, pek çok vazifelerle tavzif edip, rû yi zeminde çevik çalâk bir hizmetkâr eder?
ÇEYREK Bir çeyrek asır Avrupa’dan daha dinden uzak…
ÇINAR Said Nursî, bahar mevsiminde menzilinin önündeki muhteşem çınar ağacının dalları arasındaki kulübeciğe çıkar, vazifesini orada îfâ eder;…
ÇIPLAKHANE Bundan tevehhüm ediyorsunuz ki; o saray, körhane veya çıplakhanedir.
ÇIRAĞ/
ÇERAĞ
Leyle i zulmet-i cehilde nur u çırâğ-ı Yezdândır bu.
ÇIRAK ...hizmeti için bir iki terzi çırağından başka kimseyi istemeyen…
ÇİÇEKDAN ...âhiretin fidanlık bir bahçesi ve rahmet-i İlahiyenin bir çiçekdanlığı...
ÇİFT Size zemini güzel serilmiş bir beşik; dağları hânenize ve hayatınıza defineli direk, hazineli kazık; sizi birbirini sever, ünsiyet eder çift;…
ÇİFTE Kelâmda, hissiyatta tamam olmadan çifte atmak, başkasıyla mezcetmek, selâsetini tağyîr eder.
ÇİLE ...ve o çileli hapislerde üç hikmet ve Hizmet i Nuriyeye üç ehemmiyetli fayda bulunduğunu beyân eden ehemmiyetli bir ricâdır.
ÇİLEHANE Bu yeni usûlünüzün, münzevîlerin çilehânelerine girmeğe hiçbir hakkı yoktur.
ÇİLİNGİR ...hizmet-i Nuriyede çok çalışkan Çilingir Ali ...
ÇİLLE Nefs i emmârenin ve kör hissiyatın tehlikelerinden kurtulmak için, çillelerle, riyâzetlerle nefs i emmârenin öldürülmesine çalışmışlar.
ÇİMEN Şu bir aydan beri, rûhlarımız ateşe mârûz çimen gibi yanık, küskün, solgun bir vaziyette olup,…
ÇİMENGAH Bu sırra binaen, cereyan-ı efkâra mecrâ ve belâğat çiçeklerine çimengâh olmaya çok derece nâkıs ve kısa ve kuru ve kır'av olan nazm-ı lâfız;
ÇİMENZAR/
ÇEMENZAR
Hakikatta çimenzar hakâiktır bu her dem/Ki olmuş cennet-i a'lâ-i Kur'ândan o mülhem
ÇİN Denizin geniş yüzü, gösterdiği güneşi, çîn i cebînindeki katreler de gösterir, şebnemin küçük gözü yıldız gibi parlıyor.
ÇİRKAB/
ÇİRKEF
...şu asr ı dalâlet ve devr i bid'atta çirkâb ı hayat-ı maddiye bataklığına batan bu âciz kula,…/Ahlâksızlık çirkefinin bir tûfân hâlinde her istikamete taşıp uzanarak her fazileti boğmaya koyulduğu kara günlerde,…
ÇİRKİN Böyle bir cemal, böyle bir çirkinliği kabul edip çirkin olamaz.
ÇİZ Der tarîk ı acz-mendî lâzım âmed çâr çîz
ÇOBAN Çoban kurda demiş: “Ben gideceğim; fakat kim benim keçilerime bakacak?”
ÇORAK Aynen ismi gibidir. Nasıl ki Mûsa Aleyhisselâm, elindeki asâsıyla kara taşlardan, çorak vâdilerden, ateş fışkıran çöllerden âb ı hayatı fışkırttığı gibi,…
ÇORAP İşte ilhâma mazhar olan arı, örümcek ve yuvasını çorap gibi yapan bülbül gibi hayvanatı bu sineğe kıyâs et.
ÇORBA Padişah, kendi ocağı yanında ve tenceresinin başında pişirdiği bulgur çorbası yanında ne yapıyor, bizim ağamız onu biliyor.
ÇUHA Hâlbuki o kulübecikten batmanlarla şeker, toplarla çuha, binlerle mücevherât, gayet sanatlı murassaâtlı libâslar, lezzetli taamlar çıkıp gelse,…
ÇUVAL Üç senedir üç çuvaldan ziyâde dosyalarımızı garazkârâne tedkik ettikleri hâlde, bizi mahkûm edemiyorlar.
ÇÜN/ÇÜNKİ/
ÇÜNKÜ
Nâzenîn mûcizâtı çün melek seyranına,/Bir katre su, bir deniz suyu ile müttehittir. Çünkü, ikisi de sudur.
DAD Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile, imha-yı hürriyet;…
DAĞLAMAK O dağ hakikaten Emir Dağı mı yoksa Esir Dağı mı? O dağ bize bir dağ oldu. O dağın vurduğu dağ yine bizi dağladı.
DARAĞACI ...darağacı hükmünde olan ölüm ve ebedî zulümât kapısı olan kabrin musîbetine, aynen zâhiren göründüğü gibi düşer.
DAĞDAR/
DAĞİDAR
Hem de efkâr-ı ammenin meşverette feveranı olsa, har-u haşak makamında olan bazı akâid-i bâtıla ve fırak-ı dâllenin bid’atları ki, umum ehl-i İslâmı dağidâr-ı teesüf etmiş.
DAĞVARİ Cevv berrak safi hiçbir şey yokken bir mahşer acaib gibi dağvâri parçalar kendi kendine toplanmıyor belki zîhayatı tanıyan birisidir ki gönderiyor. İşte şu mesafe maneviyede Kadîr Alîm Mutasarrıf Müdebbir Mürebbi Mugis Muhyî gibi esmaların matlaları görünüyor.
DAİREVARİ Demek Şems mihverinde dairevâri cereyan ve hareketi olmasa yıldızlar düşerler.
DALALETALUD Ya fakdü’l-ahbaptan gelir, yani ahbapsızlıktan, sahipsizlikten gelen karanlıklı bir hüzündür ki dalalet-âlûd, tabiat-perest, gaflet-pîşe olan medeniyetin edebiyatının verdiği hüzündür.
DALALETKAR ...beşeri müşevveş, perişan, âciz, fakir, hacatı hadsiz, a'dası nihayetsiz ve fâni, bekasız bir vaziyet-i dalaletkâraneden o insanı o nur, o meyve-i kudsiye ile...
DALALETPİŞE ...âdeta sair mülkünü esbaba ve vesaite taksim ederek bir şirk-i azîme yol açan, şirk-âlûd ve dalalet-pişe o felsefenin düsturu nerede?
DAM “İsrâf eden ona esir olur, onun dâmına düşer.” diye haber verir.
DAMAT Sekiz sene çoluk ve çocuğuyla sadâkatle bana hizmet eden; ve evlat ve ahfâd ve refîka ve damatlarıyla Nurlara ciddi çalışan;…
DAMEN Cümlemiz, hâk i pây-i ekremîlerine yüzler sürerek, mübârek dest i dâmen-i kerîmânelerini öperiz efendim.
DAMENKEŞ Tevhid ve celal ister ki esbab-ı tabiî, dâmenkeş-i tesir-i hakiki ola kudret eserinde.
DANA Muvâzene edilse, değil dânâ i bî-müdânî, hattâ en âmî adam, göz kulakla diyecek: Bunlar ise insanî, şu ise âsumânî!
DANE Bir tane sıdk, yakar milyonla yalanı. Bir dâne i hakikat, yıkar kasr ı hayâli.
DAR ...darağacı hükmünde olan ölüm ve ebedî zulümât kapısı olan kabrin musîbetine, aynen zâhiren göründüğü gibi düşer.
DASİTANE bkz. DESTAN
DAVETNAME ...bir Sâni'-i Kerim'in, bir Mün'im-i Rahîm'in sofrasında birer tarife, birer davetname hükmünde olarak muhtelif renk ve koku ve tadlarla her nev'e ayrı ayrı tarife ve davetname olarak verilmiştir.
DAVUDVARİ En hoş en yüksek en ulvî bir eğlence masumaneye çalış ki dağlar sana Davudvâri birer muazzam fonoğraf olabilsin.
DAYE ...ve dağları, mahzen ve anbar; ve havayı, zîhayata enfas ve nüfusa yelpaze; ve suyu, yeniden hayata girenlere süt emziren daye…
DEBBAĞHANE Debbağhanede iki ev çökmüş, bâzı köylerde sarsıntıyı müteâkib yangınlar olmuş.
DEFTER Mâdem bu eşya bir sebep ister; hiçbir şeyin bu defter gibi münâsebeti görünmüyor.
DEFTERDAR ...bir nakıştır, nakkaş olamaz.. bir defterdir, defterdar olmaz..
DEHA Ulaşmaz dest-i ede-i garb-i hevesbâr, hevakâr dehadâr
DEHEN/
DEHAN
...lisân ı Risaletin irsiyet noktasında son dehân ı hakikati ve şem' i İlâhînin hizmet i îmâniye cihetinde bir son hâmil i zîsaâdeti olduğuna şübhe yoktur.
DEHLİZ ...ehl i Kur'ân ve îmâna, dehliz i cinândan, rahmet i Rahmân’a ve zindân ı dünyadan, bostan-ı bekâya açılan bir kapıya döner.
DEHŞETENGİZ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın vefatı hengâmında olan dehşet-engiz ve sabırsûz hâdisede,…
DEKAİKAŞİNA O da, bunlar –dekaik aşina nazarlarıyla– halihazırda bir mikdar hanzale meyvesini vermiş olan ağacın nüvesinde zakkum ağacının büzürüni keşf ile gördükleri için idi.
DEM Her müslimin her vasfı müslim olmak vâcib iken, haricen her dem vâki, sâbit değildir.
DEMA Demâ gaflet hicap oldu/Ve Nur u Hak nihân gördüm.
DER Kafkas dağlarında Derbent cihetinde yine çapulcu garetgir akvam-ı Tatariyenin hücumunu durdurmak için …
DERAKAB Yalnız göründü ve derakab kapandı.
DERBENT Kafkas dağlarında Derbent cihetinde yine çapulcu garetgir akvam-ı Tatariyenin hücumunu durdurmak için …
DERCAN Sıddıkınız, elhamdülillâh, mübârek eserlerde delâlet ettikleri mânâlarda, işâret ettikleri hakâikta, bütün mevcûdiyetle kabûl ve tasdik ve kudsî maânîsini dercân etmekten başka bir his asla taşımamıştır.
DERDEST Senin Kürdistan'da neşr-i maarif olan maksadın meclis-i vükela'da derdest-i tezekkürdür.
DERDMEND Onu bütün mahlukatının en bedbaht, en bîçare, en musibetzede, en dertmend, en zelil bir derekeye atıp;...
DERE Bazı suâller komşu görünür, lâkin ortalarına büyük bir dere düşmüş.
DERGAH Ubudiyet vaktinde dergâh-ı İlahiyeye müteveccih olduğum vakit, Cenab-ı Hakk’ın ihsanıyla bir şahsiyet veriliyor ki o şahsiyet bazı âsârı gösteriyor.
DERGAH Her kim ki der-i dergâh-ı İlâhîde sâil
DERHAL Sorulan her ilmi suale derhal ve bilâtereddüd cevap verirdi.
DERHATIR Eskiden vatanımda ve sair memleketlerde gördüğüm o cins sarıçiçekleri derhatır ettirdi.
DER-İ AL-İ ABA Bu âciz nâtuvan onların bir hakir kemteri,/Halil İbrahime "hâk-i der-i âl-i abâ" tam düşürdün.
DERKENAR Hem, en münteşir ve mütedâvil derkenar Mushaflarda Lafzullâhın tevâfukât ı latîfe-i i'câziyesinden birisi şudur ki
DERMAN Mânen bana denildi ki: “Yetmez mi dert derman sana.”
DERMEYAN ...bu bâbda bir mütâlaa dermeyânına imkân göremiyorum
DERSANE/
DERSHANE
...merhametkârane ona bakan dostlar için bir muhabbethane, bir terbiyehane, bir dershane hükmüne geçer.
DERT Mânen bana denildi ki: “Yetmez mi dert derman sana.”
DERUHDE Şu meclisin şahsiyet i maneviyesi, sâhip olduğu kuvvet cihetiyle, mânâ yı saltanatı deruhte etmiştir.
DERUN/
DERUNİ
Bu derûnî hisler ve ilhâmlar, beni hayretler içinde bırakıyordu.
DERVİŞ İki gün evvel, ism i Hakem nüktesini okuyan bir Nakşî dervişi, güneşin ve manzûmesinin bahsini, Risale i Nur mesleğine vech i tatbikini anlamamış.
DERYA Derya-yı maariften sema-yı irfana İlahî bir hava ile coşup fışkıran ve sema-yı irfandan zemin-i maarife İlahî bir hava ile inen bârân-ı marifeti ve feyezan-ı hikmeti zemin ile âsuman arasında seyre dalmıştım.
DESİSEKAR ...münafıkane ve desisekârane iğfal ve hile dâmını (tuzağını) istimal ediyor.
DEST BE DEST Öyle bir şeriat ki; akıl ve nakil, dest be-dest ittifak vererek ol şeriatın hakâikinin hakkaniyetini tasdik etmişlerdir.
DESTAN/
DASİTANE
Üstad’ın, hayatı boyunca cemiyetimizin her tabakasına vermekte olduğu binlerle istiğnâ örnekleri, dillere destan olmuş bir ulviyeti hâizdir.
DESTE ...neticede hepsinden bir deste, bir demet yapmağa karar verdiği gibi;…
DESTEGÜL Ay ve Güneş’i, o hâneme bir lamba; ve baharı, bir deste gül; ve yazı, bir sofra-i nîmet; ve hayvanı, bana hizmetkâr yaptı.
DESTEK Muârazayı destekleyip şehâdet edenlerdir.
DESTGAH/
TEZGAH
Dünya bir destgâh ve bir mezraadır âhiret pazarına münasib olan mahsulâtı yetiştirir.
DESTGİR Yolunu şaşırmış, nur-u hakikatı görmekten mahrum, masivaperestlere Risale-i Nur ile dest-gîr ve şefi' olduğunuzu yıllardan beri bildiğim için,…
DESTİ bkz. TESTİ
DESTRES Vâcib ve mümteni olmayan bir maddede, vücud ve ademe bir delil-i kat’îye destres olmayan bir emirde tereddüt etmektir.
DEV Kendimizi dev aynasında görmemeliyiz.
DİBACE Eğer çendan o dibâcelerde, şu sanat-ı belâğat çok dakîk ve latîf olmazsa da, fakat ondaki berâatü'l istihlâl bu hakikate bir berâatü'l istihlâldir.
DİDAR Her ikisi de Rızâ yı Bârî’ye ve binnetice Cennet-i âlâya ve dîdâr ı Mevlâya götüren yollardır.
DİDE Dîde giryân, sîne biryân, akıl hayran bîhaber…
DİDEBAN Efkâr-ı umumiye dahi dîdebandır.
DİĞER Suâlin diğer yarısı çıkmağa izin yoktur!
DİL Kalmamış bir nokta muzlim, çeşm i dil erbâbına
DİLARA Nur-u tevhid ise, dilde dilârâ,/Bir Hak nüma zâta olmuşsun yoldaş,
DİLAVER ...böyle çapraşık bir yazı ile, nasıl olur da dilâver' bir pehlivan gibi ortaya atıldığımı düşünerek evvelce çok me'yus oldum.
DİLRUBA Ve şu kasr-ı âlemdeki masnuatın cephelerinde müşahede edilen şu dîlrubâ güzellik ve gayet müstahsen temizlik; bütün enzarı istihsanla kendilerine celbediyorlar ve Sâni'lerini takdir ve tahsinlerle medh ü sena ettiriyorlar.
DİLŞAD ...senelerden beri almak istediğimiz hâlde alamadığımız derin bir nefesi vermiş ve bizi dilşâd eylemiştir.
DİNDAR Evvela: Dindar bir adam din muhabbeti için “Hak böyledir. Hakikat budur. Allah’ın emri böyledir.” der.
DİNPERVER ...bütün mevcudiyetimizi feda ettirecek hakikî bir dinperver olarak bizleri yetiştiren Risale-i Nur eserlerini okuyoruz ve okuyacağız.
DİRHEM Bir dirhem menfaatını kırk dirhem istirahat-ı umumiye için bırakmaz.
DİRİĞ Bendenizi duadan diriğ buyurmamanızı temenni eder, el ve ayaklarınızdan öperim efendim hazretleri
DİVAN Şimdi bu Dîvân ı Harb-i Örfî iyi bir zemin oldu.
DİVANE Ne sen dîvâne ol ve ne de onları dîvânelikte bırakıp dîvânece konuşma.
DİVANHANE Ehl-i kanaat ile ehl-i hırs, iki şahsa benzer ki; büyük bir zâtın divanhanesine giriyorlar.
DOLAP Yahudîlere müteveccih şu iki hükm ü Kur'ânî, o milletin hayat-ı içtimâiye-i insaniyede dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müdhiş düstur u umumîyi tazammun eder ki:
DOST Dost, benim şahsî ve zâtî şahsiyetimle münâsebettar olur.
DUAGU Ve sevgili Üstadıma ve muhterem fedakâr kardeşlerime muvaffakıyet ve selâmetler ihsan edilmesi için duagû oluyorum.
DUR ...her biri Risale i Nura bir zeyil ve tefsir ve hâşiye makamındaki cihan değer emirnâme i ârifânelerinden maddeten dûr bulunacağımdan dolayı çok müteessir olacağım.
DURBİN Bkz. DÜRBÜN
DURENDİŞ ...kalbin ve aklın dûr-endişane temayülâtına tabi olmakla beraber, istikameti ve ihlası muhafaza edemediklerinden,…
DUT İşte o hadsiz acâib-i sanat içinde yeryüzünün Rahmânî sofrasında yalnız kudretin şekerlemeleri olan dutların nev'ilerine bak!
DUVAR Üstadımızın odasının altındaki Çoban Ahmed’in bahçesindeki duvar yağmurdan yıkıldı.
DÜÇAR Mîrâc’ın ikmal ve mütâlaasından mütevellit sürûr ve saâdetimi târiften kalemim dûçâr ı acz oluyor.
DÜLGER ...herbir taşı, Mimar Sinan gibi dülgerlik san'atında bir mehareti ve sair taşlara hem mahkûm, hem hâkim olmak,...
DUM/DÜM Bu sırra binâen, benim gibi bir neferin, ağırlaşmış müşîriyet makamında ancak dümdârlık vazifesi var.
DÜMDAR Bu sırra binâen, benim gibi bir neferin, ağırlaşmış müşîriyet makamında ancak dümdârlık vazifesi var.
DÜNYAPEREST Dünyaperestlik esasatı olan ahlâk-ı seyyieden tecerrüd et.
DÜNYAPERVER Deccal-misal dehâ-i a'ver, bir dar ile bir hayatı anlar; madde-perest olur ve dünya-perver.
DÜRBÜN Tâ fünun ve kemalâtınızın menbaları ve hakikatları olan esma-i Rabbaniyeme çıkasınız ve o esmanın dûrbîniyle, kalbinizle Rabbinize bakasınız.
DÜRÜST Dürüst fikirli yazarlara bağlılığımızın derecesi yüz ise, Bediüzzaman gibi dünya ve âhiretimize rehberlik eden büyük bir şahsiyete bir kentrilyondur, sonsuzdur.
DÜSTUR Bu cüzdanda zabitin rütbesi, maaşı, vazifesi, matlubatı, düstur-u harekâtı vardır.
DÜŞMAN Eğer yâr değilse, her yer kalbe bârdır ve herkes düşmandır
DÜZENBAZ Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem.
EBEDPEREST ...elbette bîçare insanların ebedperest kalbini ve aşk-ı bekaya meftun olan ruhunu güldürecek, sevindirecek,...
EBRU Sen ol Mahbûb u âlemsin ki, zülf ü ebruvânındır,
EBRUVAN Sen ol Mahbûb u âlemsin ki, zülf ü ebruvânındır,
ECZAHANE Eğer eczahâne-i kudsiye-i Kur'âniyeden tiryâk-misâl îmanî ilâçları alabilseler, hem kendi hastalıklarını, hem beşeriyetin yaralarını tedavi ederler.
EDEBŞİKEN Heyet-i içtimaiyeyi faaliyet ve harekete götüren çok ukde-i hayatiyelerden, bizde inkişafa başlayan yalnız fikr-i edebiyat bâhusus şairane, müfritane, edebşikenane, hodpesendane olan fikr-i hiciv ve arzu-yu tahkirdir.
EFGAN Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak.
EFSANE Fânî beş on dakikalık gayr ı meşrû zevkler için yazılmış roman ve efsaneler ve İslâmiyetin aleyhinde ve okunması memleket ve milletin selâmeti bakımından gayet tehlikeli, muzır kitapların neşredilmesi…
EFZUN ...emeğiniz makbûl, sa'yiniz meşkûr, hayatınız mesûd, ömrünüz efzûn, sıhhatiniz mahfûz olsun.
EĞER Benim Cezîre’de çok âlimlerim var; eğer hepsini ilzam edebilirsen senin dediğini yaparım, eğer ilzam edemezsen seni Fırat Nehri’ne atarım.
EĞERÇİ Senin munsıf olan zihnine mâlûmdur ki; küreviyet i arz ve yerin yuvarlaklığına, muhakkikîn-i İslâm – eğerçi ittifak ı sükûtuyla olsa – ittifak etmişlerdir.
EĞLENCEPEREST ...câmiin pencerelerinin üstünde ve yakınında ecnebilerin eğlenceperest seyircileri bulunsa,...
EHEMMİYETKAR Kur'an-ı Hakîm'in kâinattan ve mevcudattan ehemmiyetkârane, istihsankârane bahsi ise; evvelki iki yüze bakar.
EJDER/
EJDERHA
Bakınız, sol yolun bedbaht yolcusu, her vakit ejderhanın ağzına girmeye muntazırdır; …
EL AMAN GUYEM Bî-ihtiyarem, el-aman gûyem, afv cûyem, meded hâhem zidergâhet İlahî!
ELEMKAR Herbirinin, bütün divan-ı eş'arının ruhunu eğer sıksan, elemkârane birer feryad damlar.
ELEMNAK Üstad'ın şu hâl-i elemnâki, gözlerden kanlı yaşlar dökerek insanı ağlattırıyor.
EMİRBER Bütün mevcudatı güneşlerden, ağaçlardan zerrelere kadar emirber nefer hükmünde teshir ve idare eden bir haşmet-i rububiyet,…
EMİRNAME Yolumuzda teshilât içindir ki, kaderden bir emirname vermiş, sahifede cephemiz.
ENCAM Bütün kevn vâlih ü hayran düşündükçe ser-encamın
ENCÜMEN Selef ve halef asırlar üstünden birbirine bakıp mâbeynlerinden bir encümen i şûrâ teşkil edeceklerdir.
ENDAHT Avrupa meftûnlarına endaht edilen altın topun elmas güllelerini gördüm, hayran oldum.
ENDAM İşte dünya, süslü bir menzildir. Her birimizin hayatı, bir endâm âyinesidir.
ENDER Onu ona vehmetmek, muhâldir ender muhâl.
ENDİŞE Yalnız ehemmiyetli bir endişe ve bir tesellî kalbime geliyor ki:
ENDİŞEKAR Üstadımız hakkında ehl-i dünyanın ve ehl-i hüküm tarafından çok defa "Ne ile yaşıyor?" diye endişekârane soruluyor.
ENGEL Aradaki hâinlerin her hususta engel olmaları, şüphesiz çok müteessir ediyor.
ENGÜŞT ...taht-ı medeniyette oturan ve efkâr-ı umumiye denilen Süleyman-ı meşrutiyetin engüştüne layık iken, ifrit-i istibdat gasb etmiş idi.
ENİŞTE Sonra birdenbire hatırıma geldi; Şam ı Şerîf’te eniştem Molla Said var;
ENMUZEC ..dolayısıyla yine bir enmûzec i kemâl ve mihrab ı fazilet olarak tanınmağa ve iktidâ edilmeğe şâyândır..
ESBABPEREST Ey esbab-perest gafil! Esbab, bir perdedir.
ESRARENGİZ Balda bir bal akıtır, o esrar-engiz şehbaz.
EVHAMALUD Kur'an gibi bir üstad-ı ezeliyem varken, dalalet-âlûd felsefenin ve evham-âlûd aklın şakirdleri olan o kartallara, hakikat ve marifet yolunda, sinek kanadı kadar da kıymet vermeğe mecbur değilim.
EVHAMSAZ Hem vicdanın müz’ici bir tevahhuş geliyor: Akılsûz, evhamsâz!
EYVAH Eyvâh, vâ hasretâ saâdet i ebediyenin fıkdânına!
EYVAN Velâdet i Ahmediye (Asm.) gecesinde Kâbe’deki sanemlerin sukùtuyla, Kisrâ yı Fâris’in saray ı meşhûresi olan Eyvân’ı inşikak etmesi gibi, irhâsat denilen yüzer hârika, tarihçe meşhûrdur.
EYYÜBVARİ Hazret Eyyubvâri hayat bahşına vesile olan hâdim Kuranînin ve Nur Risalelerini...
EZ “Heme Ez Ost”tur; “Heme Ost” değil.
EZ CAN U DİL Bu itibarla mezkûr saatleri çok mübarek tanıyor, firakına acıyor, o yaşayışın devamını, tekrarını, kesilmemesini ez-can u dil arzu ediyorum.
EZ EBED Rahm-i Rahmân ez-ezel tâ be-ebed İhsân-ı Hak.
EZBER Her gün iki cüz ezber etmekle, Kur'ânın mühim bir kısmını hıfzına aldı, fakat iki sünûhât ile, tekmîli müyesser olmadı:
EZCÜMLE Evet, şu âlemin Mutasarrıf-ı Zîşan’ı, her asırda her senede her günde bu dar, muvakkat rûy-i zeminde haşr-i ekberin ve meydan-ı kıyametin pek çok emsalini ve numunelerini ve işaratını icad ediyor. Ezcümle
EZ OST “Heme Ez Ost”tur; “Heme Ost” değil.
FAALİYETKAR ...fakat ağzından, midesinden başka bütün hüceyrat-ı bedeniyede faaliyetkârane bir lezzet, bir zevk vermekle beraber,...
FAHİŞEHANE Elbette, bir senede yalnız bir defa tevellüde kabil ve ayın yalnız yarısında kabil-i telakkuh olan ve elli senede ye'se düşen bir kadın, ekseri vakitte tâ yüz seneye kadar kabil-i telkîh bir erkeğe kâfi gelmediğinden, medeniyet pek çok fahişehaneleri kabul etmeye mecburdur.
FAİDEBAHŞ Feyz menba'ına maddeten ve manen çok yakın olan kardeşlerime, şu perişan ifadatın kapı açmak ve buradan içeri geçmeye sizler lâyıksınız, diyecek kadar faidebahş olduğu hakkındaki emirlerinizden çok sevindim.
FAİDEMEND Beşerin her tabakası kendi fıtrî anlayışları nisbetinde hissemend ve faidemend olurlar.
FAKİRHANE ...cum'a günleri fakirhanede toplanıldığı vakit, bizzât okuyor…
FAKRPİŞE Acz-âlûd, fakr-pîşe olan insanî bir sultan gibi acz ve ihtiyaç için memurları şerik-i saltanat etmiş değildir.
FAŞ Fâş etmek hatırıma gelmeyen bir sırrı, fâş etmeye mecbur oldum.
FAZİLETFÜRUŞ Bu hizmet-i Kur’aniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nevinden gıpta damarını tahrik etmemektir.
FAZİLETKAR Hikmet ve felsefenin esası olan adalet ve müsavatı öğreten ve başkalarına iyilik etmeyi, faziletkâr olmayı talim eden esaslar..
FAZİLETMEAB "Türkiye Cumhuriyetine tâbi Isparta'nın Barla nahiyesinde mukim pek muhterem, faziletmeab Bediüzzaman Hazretlerine takdim olunur.
FAZİLETPERVER Hem bunlar ve hem Risale-i Nur'un hususiyetleri hakkındaki beyanatımız, hakikatperver ve faziletperver bu zamanda bir kısım ülema-i hakikînin ve ehlullahın ittifak ve icma' kuvvetindeki hükümleridir.
FEDAKAR ...nebatî ve hayvanî olan umum vâlidelerin gayet şirin ve fedakârane şefkatleriyle şefkatini gösteren...
FELAKETZEDE Felaketzede bir dostuna yazdıkları ve mektûbâtın nihayet kısmına dercedilen ma’nevî teselliyet ve tarziyenamede...
FELEKZEDE Felekzede, perişan fakat asil bir aşiretten bir cesur adam ile; talii yaver, feleği müsaid, diğer bir aşiretten bir korkak ile bir yerde rastgelirler.
FER Bunlardı veren; hasta, alîl gözlere bir fer,
FERAH Risaletü'n Nura çalıştığımız zaman, hem rızkımızda bereket ve sühûlet, hem kalbimizde bir inşirah ve ferâh, zâhiren hissediyoruz.
FERAHFEZA Nasıl tavsif edeyim, bir gülistan-ı ferahfezada gayet nâdide ve hoş bu ezhar-ı latife gûna-gûn bulunup da, hangisini koparmağa, koklamağa, tercih etmeye…
FERAHNAK Sözlerin ve Nur'un okunurken pervane gibi etrafında dolaşıp sana olan incizablarını ve nurundan ve sözlerinden ferahnâk ve zevkyâb olduklarını,...
FERAMUŞ Ahd ü misakı ferâmuş eylemek lâyık değil.
FERDA Akşam namazından sonra, ferdâsı öğleye kadar kimseyi kabûl etmez, ibâdetle meşgul olur.
FERİŞTE ...nur u îmân ile insana karşı güleryüzlü, tarâvetli, halâvetli nevvâr lem'alarla şefâat bahş rûhâniler ve nurânîler makamı ve dest i teâvünü uzatan ferişteler makarrıdır.
FERMAN O Fermân-ı Azam’da öyle i'câzkâr bir tuğrâ var ki, hiçbir vecihle kâbil-i taklit değil.
FERSAH Risalelerin derece i kıymetlerini ve bahşettiği feyzi ve fevzi arzetmek, lisân ve kalemin fersah fersah iktidarının fevkındedir.
FERYAT Bırak bîçâre feryâdı, belâdan kıl tevekkül. Zîra feryat; belâ ender, hatâ ender belâdır bil.
FERZEND Cenâb ı Hak, Habîb i Ekrem’inin mübârek kalbini ve o kalbin taşıdığı ferzendâne şefkatini, elbette rencîde etmez.
FEYİZKAR Müstakbel cebhesinin feyizkâr nesilleri, beraet kararını bekliyorlar.
FEYİZYAB Binaenaleyh tavsiye ve dua-i üstadaneleriyle feyizyâb olmak için...
FEYZAVER Elfaz-ı Kur'aniye ve Nebeviye (A.S.M.) manalara, camid ve ruhsuz libas değiller; belki hayatdar feyiz-aver cildlerdir.
FİGAN Şimdi bunun kalbi ve rûh ve aklı, şu elîm vaziyetten gizli feryâd u figân ettikleri hâlde;…
FİHRİS/
FİHRİST/
FİHRİSTE
Lâkin bedenî ibâdet ve tâatlerden namazın tahsîsi, namazın bütün hasenâta fihrist ve örnek olduğuna işârettir.
FİHRİSTEVARİ İsm Hayy ve İsm Muhyî bir cilve a'zamından olan Hayat nedir? Ve mahiyeti ve vazifesi nedir? sualine karşı fihristevâri cevab şudur ki
FİNCAN Hararetten kuruyan o mübarek ağzına sıcak bir fincan çay, birkaç damla su verebilse idim.
FİŞEK/
FİŞENK
Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr ı nazar edip, bîçâre maktûlün büsbütün hukukunu zâyî etmek; ne derece belâhet ve dîvâneliktir.
FİTNEENGİZ İnkişaf eden yetmişüç fırka efkârının esaslarını taşıyan o akvam içinde, fitne-engiz hâdisatın zuhuru zamanında…
FİTNEKAR Siyasetinin hassa-i mümeyyizesi; fitnekârlık, ihtilaftan istifade, menfaat yolunda her alçaklığı irtikâb etmek, yalancılık, tahribkârlık, hariçte menfîliktir.
FİZAR Bak hem öyle yüksek bir fîzâr-ı istimdadkârane ile istiyor ve öyle tatlı bir niyaz-ı istirhamkârane ile yalvarıyor ki:
FRENGİ Sen anlaşılıyor ki, bir parça frengî okumuşsun.
FRENGİSTAN Hem Firengistan diyarı, Hristiyan şevketi dairesidir.
FRENK/
FİRENK
O serseri ahlâksızlar, frenk meşreb, milliyetsiz, dinsiz heriflerdir.
FÜRU Fakat Cenâb ı Hakk’a tevekkül edip o bürhânlara serfürû ediyorum.
FÜRUZAN Biinâyetillâhi teâla meyân-ı Ümmet-i Muhammed’de Şem’a-i hidayet nurunu füruzân eden bir Zât-ı âli kadrın …
GAFLETKAR İşte o bataklık ise, gafletkârane ve dalalet-pîşe olan sefihane hayat-ı içtimaiye-i beşeriyedir.
GAFLETPİŞE Ya fakdü’l-ahbaptan gelir, yani ahbapsızlıktan, sahipsizlikten gelen karanlıklı bir hüzündür ki dalalet-âlûd, tabiat-perest, gaflet-pîşe olan medeniyetin edebiyatının verdiği hüzündür.
GAH/KAH Sabâvetimden beri kâh kuyu dibinde, kâh minâre başında gibi fehmen istîdatlarda bulunuyorum.
GAH-BEGAH Ki İsa [A.S.] ya Üzeyr'in, ya melaik, ya ukûlün tevellüd şirki meydan alıyor nev-i beşerde gâh bâ-gâh...
GAMNAK Güya Risale-i Nur yüz on dokuz parçasıyla, müellifi olan Üstadımıza bir taraftan hoşâmedî etmek ve mahzun olan kalbine teselli vermek ve gamnâk ruhunu tatyib etmek …
GARAİBPEREST Nasıl ki; bir bedevî garaibperest, İstanbul'un acaib ve mehasinini işitmiş, fakat görmemiş; nasıl kemal-i hâhişle görmeyi arzu eder;...
GARAZKAR Avrupa'nın bir kısım idraksiz ve garazkâr feylesoflarının, müteşabih âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflere yaptığı taarruzlarını...
GARETGİR Kafkas dağlarında Derbent cihetinde yine çapulcu garetgir akvam-ı Tatariyenin hücumunu durdurmak için…
GARETKAR ...garetkâr milletlerin Hind ve Çin'deki akvam-ı mazlumeye tecavüzlerini durdurmak için...
GAVUR Ribânın kap ve kapıları olan bankaların nef'i, beşerin fenâsı olan gâvurlara ve onların en zâlimlerine ve bunların en sefîhlerinedir.
GAYBAŞİNA Elbette şüphe kalmaz ki o ressam bütün o gaybî ağacı gayb-aşina nazarıyla görür, ihata eder, sonra tasvir eder.
GAYBBİN ...yerde iken arş-ı a'zamı ve İsrafil'in azamet-i heykelini temaşa eden Gavs-ı A'zam (K.S.) gibi keskin nazar ve gaybbîn gözleri bulunan binler aktab ve evliya-i azîme...
GEDA Ben ki bir gedâyım, bir büyük pâdişaha nasihat ettim. Demek yarı cinayet ettim.
GER Ticâret istiyorsan ger, şu fânî ömrünü bâkîye tebdilde.
GERÇİ Ben burada gerçi pek çok sıkılıyorum.
GERDAN/
GERDEN
Cenab-ı Kādir-i Mutlak Hazretlerine hadsiz ve hesapsız hamd ü sena ediyorum ki siz Üstadıma kavuştum ve bi’n-netice bu nurları, bu hakikatleri gördüm, okudum, yazdım ve gerden-beste-i inkıyad oldum.
GERDANLIK Kim saâdete mazhar ise; saîd ise şakî değilse, o İsm-i Azam onun boynunda mübârek bir gerdânlık hükmünde bir nüsha olur.
GERDENBESTE Cenab-ı Kādir-i Mutlak Hazretlerine hadsiz ve hesapsız hamd ü sena ediyorum ki siz Üstadıma kavuştum ve bi’n-netice bu nurları, bu hakikatleri gördüm, okudum, yazdım ve gerden-beste-i inkıyad oldum.
GERDENDADE Mesela, bir dâhiye-i harp olan Hâlid Bin Velid ve bir dâhiye-i siyaset olan Amr İbnü’l-As gibi mağlubiyeti kabul etmeyen zatlar, Sulh-u Hudeybiye ile cilvesini gösteren seyf-i Kur’anî onları mağlup edip, Medine-i Münevvere’ye kemal-i inkıyad ile İslâmiyet’e gerden-dâde-i teslim olduktan sonra Hazret-i Hâlid, bir “Seyfullah” şekline girdi ve fütuhat-ı İslâmiyenin bir kılıncı oldu.
GERGEDAN Eğer esbâba verilse; bir mikrop bin gergedan, bir meyve bir büyük ağaç kadar müşkülâtlı olur.
GEVEZE Şimdi bak şu sersem ve geveze felsefe ne der?
GIBTAKAR Gıbtakârane bir hodgâmlık olabilirdi.
GIDABAHŞ Şu asırda hazine-i hassa-i maneviyenin hazinedar-ı bînaziri de, o kıymetdar sâiline en kıymetdar ve ruha tam bir gıdabahş mevadd-ı maneviye-i Kur'aniye ile i'zaz ve ikram ederken…
GİRAN ...memleketimden Kastamonu'ya nefyim şübhesiz, nefsime giran gelmiş ve hattâ ye's ü teessüfe kapılmıştım.
GİRANBAHA Ben istiyorum ki; bir an evvel bir yere çekileyim de, mesaîden hariç zamanlarımı, o ulvî ve mukaddes hazine-i hakikat ve âsâr-ı giran-baha hizmetinde devama başlayayım.
GİRDAP Zülfikâr ve Asâ yı Mûsa ile münkirleri girdaba düşürdün.
GİRİBAN İki sene üç ay esaretten sonra tahlis-i giribâna muvaffak olarak bugün elhamdülillah Dâr-ûl Hikmet-ül İslâmiye azalığında vazife-i diniye ve ilmiye ile meşgul bulunuyor.
GİRİFT İsm i Ferd’in cilve i vahdeti, kâinâtın bütün envâlarını ve unsurlarını öyle bir sûrette birbirine girift etmekle birbirinin içine almıştır ki,...
GİRİFTAR Diğeri, öyle bir hale giriftar olmuş ki: Hem herkes ona acıyor, hem de "müstehak!" diyor.
GİRİVE/
GİRVE
Bizans Hıristiyanlarını, içine düştükleri bâtıl îtikatlar girîvesinden, ancak Arabistan’ın Hirâ Dağı’nda yükselen ses kurtarabilmiştir.
GİRYAN Dîde giryân, sîne biryân, akıl hayran bîhaber…
GONCA Zîra, hiçbir ratb ve yâbis yoktur ki; o tenezzühgâhta ya çiçek veya gonca hâlinde bulunmasın.
GÖLGEVARİ Birinci tagutu gayr kasdî gölgevâri bir âyine gibi gördüm.
GUL/
GULYABANİ
Sonra gul yabânî gibi, hayâlâta alışan zâhir perestlerin dimağları kabûl etmeyecek gibi göründüler.
GUNAGUN Daha bunlar gibi gûnâ gûn ubûdiyet vazifeleriyle şu dâr ı dünya denilen mescid i kebîrinde farîza i ömürlerini ve vazife i hayatlarını edâ edip ahsen i takvîm sûretini aldılar.
GURBETZEDE On sene kadar sebepsiz bir nefye mahkûm; ihtilâttan, muhabereden memnu gurbetzede bir ihtiyar adamın,...
GURURKAR Hem arabî hattı bulunmayan sair arkadaşlara tefevvuk edeceğim diye gururkârane bir tavırda bulundum.
GUŞ İster al gûş i kabûl-i câne, ister hiddet et.
GUYA bkz. GÜYA
GÜL Gül fabrikasının bizlere, parlak bir gül ü Muhammedî (Asm.) bahçesini hediye edecekti.
GÜLDESTE Sonra, seyahat ı fikriyede bulunan o meraklı ve terakkî ile zevki ve şevki artan dünya yolcusu, bahar bahçesinden bir bahar kadar bir gül deste-i mârifet ve îmân alıp gelirken;…
GÜLİSTAN Pek geniş olan âlem-i İslâmiyet’in aktarına, o fırtına ile tohumlar atıldı; yarı yeri gülistana çevirdi.
GÜLŞEN Bekir Ağa, mûtâdının hilâfı olarak, pek gülşen yüzlü idi.
GÜLZAR İşte bunun için şimdi çektiği bütün zahmetler rahmet, yaptığı hizmetler hikmet olmuş. Celali yüzünden cemalini de gösterip âlem, bir gülzar-ı kemal bulmuştur.
GÜMAN Halbuki mütekellim muhatab ve esas maksat mutabakatta üç esastır bîgüman
GÜMRAH Şu şirktendir ki, olmuştur beşer ekserîsi gümrâh…
GÜNA Bkz. GUNA
GÜNAH Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var.
GÜNAHKAR Bu millet-i günahkâr kanıyla abdest aldı.
GÜRUH Diğer gürûh ise, ehl i küfür ve tuğyandır ki; nefis ve şeytana tâbi olup yalnız hayat ı dünyeviyeyi tanıyan, hayvan gibi belki daha aşağı, sağır, dilsiz, dâllîn gürûhudur.
GÜRÜLTÜHANE Şehr-âyîne-i Rahman, gürültühane-i insan.
GÜVAH Bîçâre hakikatler, kıymetsiz eller kıymetsiz eder, çoktur bunun güvâhı.
GÜYA Güyâ, göz yummakla gündüzü gece veya üflemekle güneşi söndürmeye ihtimal vermek gibi bir hareket i mecnûnânede bulundular.
GÜZERAN Ben, Risale i Nura ehemmiyetli hizmet eden kardeşlerimin tarz ı hayatlarına dikkat ettim, gördüm ki; aynı benim güzerân ı hayatım gibi, Risale i Nur gibi bir neticeye göre techiz edilip sevkedilmiş.
GÜZERGAH Nur u îmân ile ziyâfet i Rahmâniye’nin güzergâhı olan cinân ı müzeyyeneye intikal eder.
GÜZEŞTE Hem hayatının etvârıyla “mukadderât ı hayatiye” denilen sergüzeşte i hayatiyesi, âlem i misâlin defterlerinden olan levh i misâlîde yazılır.
GÜZİDE ...Risale i Nuru okuduğum ve yazdığım ve onun en güzîde bir talebesi ve âciz bir hizmetkârı olduğumdan dolayı iftihar ediyorum.
GÜZİN Bazı sahâbe i güzîn’e, ayrı ayrı maksatlar için duâ etmiş.
HAB Makam ı nur-u tevhide varıp hâb ı hayâlimizi düşürdün.
HABERDAR Avâm ı nâs Arabî’den haberdar değildir, fehmedemez?
HACALETAVER Hem bilirsin, küçük bir adam, küçük bir haysiyetle, küçük bir cemaatte, küçük bir meselede, münazaralı bir davada hicabsız, pervasız; küçük fakat hacaletâver bir yalanı, düşmanları yanında hilesini hissettirmeyecek derecede teessür ve telaş göstermeden söyleyemez.
HACE bkz. HOCA
HACEGAN Risale-i Nur şakirdlerinin etrafınızda olarak Nakşî’de, hatme-i hacegân tarzında fakat çok büyük bir mikyasta...
HAFTA Deccâlın birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür.
HAHEM Bî ihtiyarem, el amân-gûyem, afv cûyem, meded hâhem zidergâhet İlâhî!
HAH NAHAH ...enzar-ı dikkati hâh-nâhâh üzerlerine celbeden hâlis nurdan vücuda gelmiş birinci kadirden…
HAHİŞ Şimdiki maksadımız; o silsile i nurâniyeyi ihtizâza getirmekle, herkesi bir şevk u hâhiş i vicdâniye ile tarîk ı terakkîde kâbe i kemâlâta sevketmektir.
HAHİŞGER/
HAHİŞKAR
Her ruh işitse بَارَكَ اللّٰهُ ، مَاشَاءَ اللّٰهُ ، فَتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ demeye hâhişger olur.
HAK Ve o binayı hâk ile yeksân eyledi.
HAKAİKAŞİNA İşte bak, hüsn-ü sîret ve cemal-i suret ile mümtaz bir zatı görüyoruz ki elinde mu’ciz-nüma bir kitap, lisanında hakaik-aşina bir hitap, bütün benî-Adem’e, belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcudata karşı bir hutbe-i ezeliyeyi tebliğ ediyor.
HAKAİKNÜMA Yani her şey, Sâni’-i Zülcelal’in birer mektub-u hakaik-nüma, birer kaside-i letafetnüma, birer kelime-i hikmet-eda hükmündedir ki melaike ve cin ve hayvanın ve insanın enzarına arz eder, mütalaaya davet eder.
HAKARETKAR Beşinci Hakaretkârane İftirası
HAKENDİŞ Diğeri hudâbin, hudâ-perest ve hak-endiş, güzel ahlâklı idi ki nazarında pek güzel bir memlekete düştü.
HAKGUYAN Vazifemiz olan duaya devam ve teşekkür borçluyuz.” cevab-ı hak-gûyanesini ruhumdan aldım.
HAKİDAN Kalbine sığmış senin şu hâkidanla âsuman
HAKİKATBİN ...din aleyhindeki birçok sinsi plânları hakikatbîn nazarıyla, realist görüşüyle fark etmiş, dehşetli dessasane ve perdeli olan bu plânları akîm bırakacak imanî eserleri te'lif etmiştir.
HAKİKATFEŞAN Hattâ İmam-ı Ali'nin (R.A) hakikat-feşan sair kasideleri ve ilmî başka münacatları gibi, esrar-ı ilmiye ile tam münasebeti görünmüyor.
HAKİKATPEREST, HAKPEREST Hem nev-i insanın humsu, belki kısm-ı a’zamı, göz önündeki o Kur’an’a müncezibane ve dindarane irtibatı ve hakikat-perestane ve müştakane kulak vermesi ve çok emarelerin ve vakıaların ve keşfiyatın şehadetiyle, cin ve melek ve ruhanîler dahi tilaveti vaktinde pervane gibi etrafında hakperestane toplanmaları, Kur’an’ın kâinatça makbuliyetine ve en yüksek bir makamda bulunduğuna bir imzadır.
HAKİKATPERVER Hem mümtaz ve hakperest ve hakikatbîn bir dâhîdir, hem Kur'anla barışık müstakim felsefenin hakikatperver bir feylesofudur,...
HAKİKATŞİKEN Eserlerim bâzen hem hakîkat-şiken, hem nazım-şiken, hem üslûb-şiken, hem hayal-şiken, hem hiss-şiken, hem ifrat-âlûddur.
HAKNÜMA ...elbette hakikat-bîn ve gayb-aşina ve hidayet-bahş ve hak-nüma olan Kur'an gibi bir mu'cizekârın hârikulâde işleridir.
HAKPEREST İşte bu hakperest zât, ne tezyinat-ı zahiriyesine ehemmiyet verdi ve ne de hurufun nukuşuyla iştigal etti.
HALASKAR İstimdadkârane, bir halaskârı için bağırır, çağırırız, ne kimse işitiyor, ne cevabı veriyor.
HALAZADE Gazve-i Uhud'da Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın halazadesi olan Abdullah İbn-i Cahş harbederken kılıncı kırıldı.
HALBUKİ İnsan, fıtraten gayet zayıftır. Hâlbuki her şey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder.
HALELDAR ...sırf uhrevî olan Ramazan ı Şerîfi; dünya meşgaleleriyle huzur u manevîmizi haleldâr edecekti.
HALICIHANE İşte Isparta halıcıhanesinin yangını ile, Risale-i Nur'un derslerine köşklerini tahsis eden zâtların o dehşetli yangınla bitişik iki kardeşinin iki hanesinin kurtulması Risale-i Nur'un bir kerameti olduğu gibi;…
HALİLVEŞ Vahdetin esrarını ilan eden/Ol Halil-veş asl-ı millettir sözün.
HALVETHANE Bir seneye karib bir halvethanede (yani hapiste) bekledi.
HAM Elbette ham cam ve câmid cemed, elmas fiatıyla alındığı için en âlâ cam ve en eclâ cemed alınır.
HAME Hâme i zerrîn-i kudret, gör ne tasvir eylemiş!
HAMİYETFÜRUŞ İşte körü körüne taklitçiliğe alışan buradaki hamiyetfüruşlar diyorlar ki:
HAMİYETPERVER Menfî milliyette fazla hamiyetperverlik gösterenlere deriz ki
HAMUŞ Bülbül hâmûş, havz tehî, gülistan da harap
HAN Ben de sarfedip pek eğlenceli bir hana geldim.
HANDAN Müslümanlar için en büyük bir bayram diye ancak vasıflandırılabilen berâetiniz, bütün Nurcuları şâd ve handân eylediği gibi,…
HANDE Ey mebuslar, iyi muvazene ediniz, tâ ki ﺣَﻔَﻈْﺘُﻢْ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَ ﻏَﺎﺑَﺖْ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﺍَﺷْﻴَٓﺎﺀُ beyti size handezen-i istihfaf olmasın.
HANDEZEN Ey mebuslar, iyi muvazene ediniz, tâ ki ﺣَﻔَﻈْﺘُﻢْ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَ ﻏَﺎﺑَﺖْ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﺍَﺷْﻴَٓﺎﺀُ beyti size handezen-i istihfaf olmasın.
HANE Şu semavat ehline birer mescid-i seyyar, birer hane-i devvar, birer ulvî aşiyane,
HANEDAN ...silsilenizi nev'-i beşer içinde bütün silsilenin serdarı; hanedanınızı ulûm-u İlahiye ve hikmet-i Rabbaniyeye bir hücre-i talim ve hidayet suretinde getirip...
HANGAH/
HANKAH
...gayet feyizli ve nurlu ve sahrâ genişliğinde bir tekye, bir hangâh, bir zikirhâne, bir irşadgâhta…
HAPİSHANE Denizli Hapishânesinde benimle temas edebilen mahpuslar okudular.
HARABEGAH Eskiden beri şairler şiirlerinde, ahbaplarıyla görüştükleri menzillerin mürur-u zamanla harabegâhlarına ağlamışlar.
HARABEZAR On İkinci Rica’da bahsi geçen Abdurrahman gibi ruhumla pek alâkadar yüzer talebelerimi, dostlarımı kabirde ve o ahbapların yerlerini harabezar gördüm.
HAREMGAH Haremgâh-ı İlâhîde süveyda hücresine yükümüzü düşürdün,
HARİKAASA Emr-i İlahîye imtisalen ekilen tohum ve dikilen çekirdeklerin inkişaf ve intişarları şübhesiz hârika-âsâ olur.
HARİKANÜMA ...taşların evamir-i tekviniyeye karşı ne kadar hârika-nüma ve mu'cizevari bir surette mazhar ve müsahhar olduğunu ifham eder
HARİKAPİŞE Hârika-pişe bir zât, bir dirhem pamuktan yüz top çuha ve ipek veya patiska gibi mütenevvi sair kumaşları o tek dirhem pamuktan nescetmekle beraber; helva, baklava gibi çok taamları dahi ondan yapıyor.
HARİSKAR Hariskâr bir düsturu şu cümle ihtar eder dinliyor beşeriyet.
HARMAN Bir tane sıdk, bir harman yalanları yakar.
HASTA Ey hastalık sebebiyle ibâdet ve evrâdından mahrum kalan ve o mahrumiyetten teessüf eden hasta!
HASTANE/
HASTAHANE
...israfat ile gelen evhamlı hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere ve manevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz;…
HAŞMETKAR Kâinatın erkân-ı azîmesine bakıyoruz; mühim gayeler için haşmetkârane bir tedvir ve tenvir görüyoruz.
HAŞMETNÜMA ...fakat birbiri içinde görünür isim ve nişanları ve haşmet-nüma icraatında ayrı ayrı, fakat birbirine benzer temessül ve cilveleri…
HATADAR Musibet-zede mükâfat ister. Ya âmir-i hatâdârın hasenatı verilecektir, o ise hiç hükmünde, veya hazine-i gayb verecektir.
HATAKAR Yoksa o hatakârane mana hiç hatırıma gelmemiş.
HATARKAR Fevkalâde eğer bir cesaretin var; gireriz de beraber, bu yol-u pür-hatarkâr.
HATVE BE HATVE Hattâ dikkatle bakılsa görülüyor ki, bu saray-ı âlem inkıraza hatve be-hatve yaklaşmakta.
HATVEENDAZ Cümle mü’minîn-i muvahhidînin tarîk-ı hidayette hatve-endaz olmaları için;...
HAVADAR Hübubiyle havadarız
HAVYAR Evet, bir balık, binler yumurta, binler yavru ve bazen bir milyon yumurtadan ibaret olan havyardan çıkan tevellüdât ı semekiyeye nispeten vefiyâtları bulunacak
HAYALALUD Bu sırdandır ki, hakaîk-ı mücerredeye temaşa etmek için hissiyat ve hayal-âlud cumhurun nazarlarını okşayan suver-i müteşabiheden birer dürbin vaz’ edilmiştir.
HAYALPEREST Bütün hayalperestlerin ve mübalağacıların hülyalarından geçmiş olan hârikulâde hüsün ve kemâle nisbet olunsa;...
HAYALŞİKEN Eserlerim bâzen hem hakîkat-şiken, hem nazım-şiken, hem üslûb-şiken, hem hayal-şiken, hem hiss-şiken, hem ifrat-âlûddur.
HAYATALUD Ve mevt-âlûd hayat-ı fâniyede boğulan ehl-i ilhada karşı, bâkiyane hayat-âlûd muvakkat bir mevt-i zahirî ile galibane mukabele eder.
HAYATFEŞAN Hem Kur’an’ı beşer kelâmı farz etmek, lâzım gelir ki âsârıyla, tesiratıyla, netaiciyle âlem-i insaniyetin bilmüşahede en ruhlu ve hayat-feşan, en hakikatli ve saadet-resan, en cem’iyetli ve mu’ciz-beyan,…
HAYATKAR Mevcudat-ı hariciyenin herbiri, sureten camid, şuursuz iken, gayet hayatkârane ve şuurdarane vazifeleri ve tesbihatları vardır.
HAYATPEREST Fakat efkâr-ı âmmede ve hayat-perest insanların nazarında zâhiren geniş ve hâkimiyet noktasında câzibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye ve siyaset-i dîniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için...
HAYATPERVER ...bir dest-i gaybî tarafından gayet şuurkârane ve alîmane ve hayatperverane istihdam olunuyor.
HAYHUY Aşkın “hây hûy” perdelerinden en hassas tellere, damarlara dokunuyor gibi sadâ veriyorlar.
HAYIRHAH O bîçare, şu dehşet içinde meyusane düşünürken sağ cihetinde Hızır gibi bir hayırhah, nurani bir zat peyda olur.
HAYLİ Bu risale yazıldıktan hayli zaman sonra tevilini göstermiştir.
HAYMENİŞİN Hayme-nişin bir edibin bu kelâmdan nasîbi:
HAYRETALUD ...şu insancık onlara iktidaen o Rahman-ı Zülkemal'in, o Rahîm-i Zülcemal'in bâr-gâh-ı huzurunda hayret-âlûd bir muhabbet, beka-âlûd bir mahviyet, izzet-âlûd bir tezellül içinde…
HAYRETBAHŞ Cemi’ zerrat-ı kâinat ve mürekkebatı birer birer zat ve sıfât vesaire vücuh ile hadsiz imkânat mabeyninde mütereddid iken birdenbire bir ciheti takip, muayyen bir sıfatla ittisaf, mahsus bir keyfiyetle tekeyyüf ederek hayret-bahşa hikemi intac ettiğinden...
HAYRETENGİZ Kâinattaki mütemadiyen şu hayret-engiz faaliyetin sırrı ve hikmeti nedir?
HAYRETFEZA Evet, cennet bahardan ne kadar yüksek ise o derece bahar bahçelerinin hilkati, o cennetten daha müşküldür ve hayret-fezadır, denilebilir.
HAYRETGER Kâinatta görünen saltanat-ı rububiyeti, itaatkârane tasdik edip kemalâtına ve mehasinine hayretkârane nezaretidir.
HAYRETNÜMA Hattâ dünya dahi, meyveleri âhiret pazarına gönderilen bir şecere-i hayret-nümadır.
HAYSİYETŞİKEN Gazeteler iki kıyas-ı fâsid cihetiyle ve neşriyat-ı haysiyet-şikenâne ile ahlâk-ı İslâmiyeyi sarstılar.
HAZAN Risale i Nur kâfire hazân; münkire tûfân; dalâlete düşmandır.
HAZİNEDAR Allah’tan başka koca semâ ve zemini iki mutî hazinedar hükmüne kimse getirebilir mi?
HEKİMFÜRUŞ Hasta âdeta hekimini yalnız reçeteci gibi tanıyor ve hasta iken, hekîmfuruşluk zevkiyle ilaçları kendisi almak ve terkib ve isti'mal etmek meharetsizliği için ﺍِﺛْﻤُﻪُ ﺍَﻛْﺒَﺮُ ﻣِﻦْ ﻧَﻔْﻌِﻪِ sırrına mazhar olur.
HELE Ve o sarayda gördüğün taamlar ise, şu âlemde, hele yaz mevsiminde, hele Barla bahçelerinde Rahmet i İlâhiye’nin semerât-ı hârikalarına işârettir.
HEM ...hem bir kitab ı şerîat, hem bir kitab ı duâ, hem bir kitab ı hikmet, hem bir kitab ı ubûdiyet,…
HEMASIR Eğer ümmisen fetvayı okuyamıyorsan, bizim hem-asrımız ve fikren biraderimiz olan Hüseyn-i Cisrî’nin sözünü dinle!..
HEMCİNS Şerik ve muînden ve hemcinsten müberradır.
HEMDEST Tâ insan hakkıyla sünbüllensin ve ahval ve kemâlâtına nizam vermekle, nizam-ı âleme hemdest-i vifak olabilsin.
HEME Lâyık "heme hürmet ve riayet" o Said'e…
HEMEN/
HEMAN
Hem ne vakit annesi kesti, hemen o başladı.. beni yumurtasız bırakmadı.
HEMFİKİR hakaik-i imaniyenin hükmünü ikinci, üçüncü derecede bırakıp o cereyanların hükmüne tabi olarak hemfikri olan münafıkları sever, kendine muhalif olan ehl-i hakikati belki ehl-i velayeti tenkit ve adâvet eder hattâ hissiyat-ı diniyeyi o cereyanlara tabi yaparlar.
HEMMATLA' Hem de hem-matla’ olanlarda sabittir ki, görülmüştür.
HEMRAH Gülbin-i tevhidde gonca-i hemrâh
HEMŞEHRİ Hiç akraba ve hemşehrilerimi, -bir-iki tanesi müstesna olmak üzere- yanıma gelmeye izin vermedi.
HEMŞİRE İnsan, hemşire misillü mahremlerine karşı fıtraten şehvanî his taşıyamıyor.
HEMŞİREZADE Sabri'nin mektubu içinde, ben Barla'da iken bana çok hizmet eden ve çok defa hatırıma gelen Sıddık Süleyman'ın hemşirezadesi Hüseyin'in mektubu beni çok sevindirdi.
HENDEK ...bir meseleyi halletmek veyâhut dar bir delikten geçmek veyâhut bir hendekten atlamak misâlindedir ki; bin de, bir de, birdir.
HENDESEVARİ Tabiatları latif ince ve latif san atlara meftun bazı insanlar bilhassa has bahçelerinde pek güzel hendesevâri bir şekilde şekilleri arkları havuzları şadırvanları yaptırmakla bahçelerine pek muntazam bir manzara verirler.
HENGAM Evet, on beş yaşından kırk yaşına kadar, harâret i garîziyenin galeyânı hengâmında ve hevesât ı nefsâniyenin iltihabı zamanında,…
HENÜZ Henüz çocuk olduğundan kâbil-i hitap değildir, der.
HEP Yirmi sekiz sene çektiğim ezâ ve cefâlar, mârûz kaldığım işkenceler, katlandığım musîbetler hep helâl olsun.
HEPSİ Bu nurlu mektûbu okuduğum zevâtın hepsi, muhteviyâtını takdir ve tasdik ettiler ve eminim ki, çok istifade ettiler.
HER Hakikaten bu baharda hem Asâ-yı Musa her tarafta merakla yazılması ve okunması, hem Zülfikar-ı Mu'cizat yazılmasına şevkle başlanması,…
HERCAİ İşte bu, ona sureten benzeyen bu iki tohumcuk ise, gün âşıkı namındaki çiçek ile, hercaî menekşe gibi çiçekleri verdi.
HERCÜMERÇ Aynen öyle de; bir zaman dünyayı herc ü merc eden o tâifeler, İzn i İlâhî ile mevsimi geldiği vakit aynı o tâife, medeniyet i beşeriyeyi herc ü merc edecekler.
HERÇİ Şeytan hem ye'sini, hem o zayıf damarını, hem o iltibasını çok işlettirir; ya dîvâne olur, yâhut “Herçi bâd-âbâd” der, dalâlete gider.
HERHALDE Ve birtek insanı böyle mükemmel yaratan, herhalde bütün hayvanatı kemal-i sühuletle yaratabilecek ve gözümüz önünde yaratıyor.
HERHANGİ Herhangi bir tahsilde maddî menfaat ve bir mevki gaye edinilerek o tahsile devam edilir.
HERKES Bakarlar ki herkes ev, hane, dükkân kapılarını açık bırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar.
HERZE Fakat Şeâir i İslâmiyeye zıt ve muhâlif olan herzeler ile İslâmiyeti lekelendirmeye kat'iyyen hakkın yoktur.
HERZEGU Öyle herzegûların arzuları, beylik ve muhtariyetin ammizadesi olan adem-i merkeziyet-i siyasiye idi.
HERZEKAR Herzekârane fuzulî bir surette karışma.
HESTİ Terk i dünya, terk i ukbâ, terk i hestî, terk i terk
HEVAKAR Ulaşmaz dest-i ede-i garb-i hevesbâr, hevakâr dehadâr
HEVAPEREST İnsanın hevaî, heva-perestane, vâhî, heves-perverane elfazı nerede?
HEVESBAR Ulaşmaz Dest-i Edeb-i Garb-ı Hevesbâr-ı Hevâkâr-ı Dehâdâr…
HEVESKAR ...gençlik saikasıyla, o hadsiz elemler ile âlûde zehirli bir bala benzeyen sefihane ve heveskârane muvakkat bir lezzet-i gayr-ı meşruayı ihtiyar eden...
HEVESPERVER Ölmüş kadınların suretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverane bakmak, derinden derine hissiyat-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrib eder.
HEYBETNÜMA/
HEYBETNÜMUN
Bir vakit esaretimde dağ başında azametli çam ve katran ve ardıç ağaçlarının heybet-nüma suretlerini, hayret-feza vaziyetlerini temaşa ederken pek latif bir rüzgâr esti.
HEYKELTIRAŞ/
HEYKELTRAŞ
Nasıl ki gayet mahir bir tasvirci ve heykeltıraş bir zat, gayet güzel bir çiçekle ve insan cins-i latîfinden gayet güzel bir hasnânın suret ve heykelini yapmak istese evvela,...
HEZAR Estağfirullâh sad hezâr estağfirullâh
HEZARAN Nefrin, hezârân nefrin, cehlin yüzüne…
HEZEYANVARİ Sonra insanların اُسْكُنِى يَا اَرْضُ وَانْشَقِّى يَا سَمَاءُ وَقُومِى اَيَّتُهَا الْقِيَامَةُ gibi suret-i emirde cemadata hezeyanvâri muhaveresi hiç o iki emre kabil kıyas olabilir mi?
HIYAR Mübârek elini onun göğsüne koydu; birden çocuk istifrağ etti; içinden, küçük hıyar kadar siyah bir şey çıktı; çocuk şifâ bulup gitti.
HIZ Heybetli fezâlarda, hız almış gidiyorsun.
HİÇ Dünyanıza hiç karışmadığım ve prensiplerinizle hiçbir cihet i temâsım bulunmadığı…
HİÇBİR Hiçbir yerde, hiçbir şeyde, hiçbir cihetle, hiçbir şirkin hiçbir imkânını, hiçbir ihtimalini bırakmıyor, köküyle kesiyor.
HİÇ ENDER
HİÇ
Hiç-ender-hiç olan muvakkat huzuzat-ı nefsaniyeye, geçici lezaiz-i dünyeviyeye sarfedip zayi' edersin!
HİÇİ Yâr ı gârınız, müntehâ yı zirve-i hiçîde biricik abd i gubâr - Osman Nuri
HİDAYETBAHŞ Elbette hakikatbîn ve gayb-aşina ve hidayet-bahş ve hak-nüma olan Kur’an gibi bir mu’cizekârın hârikulâde işleridir.
HİKMETAMİZ ...matemâlûd ve hikmetâmiz kelamının verdiği himmet..
HİKMETFEŞAN Hem ism-i a’zamın muhitinden nüzul ile arş-ı a’zamın bütün muhatına bakan ve teftiş eden hikmet-feşan bir kitab-ı mukaddestir.
HİKMETNÜMA Kalem-i kudretle yazılmış hikmet-nüma bir sözdür.
HİKMETPERVER ...gayet manidarane ve hikmet-perverane bir mütalaagâh olan bu güzel misafirhanenin sahibini...
HİKMETRESAN ...binnetice hikmetresan ve nurfeşan ve müşkilküşa ve kâinatın muamma-yı tılsımını açan anahtarları bu fakirin eline veren yine o risalelerdir.
HİKMETTAR Evet, kemik gibi bir kuru ağacın ucundaki tel gibi incecik bir sapta gayet münakkaş, müzeyyen bir çiçek ve gayet musanna ve murassa bir meyve, elbette gayet sanat-perver, mu’cizekâr ve hikmettar bir Sâni’in mehasin-i sanatını zîşuura okutturan bir ilannamedir.
HİLEBAZ Böyle hilebaz şarlatanları insan sayıp desiselerinden, inkârlarından müteessir olarak fütur getirme.
HİLEKAR İşte bunun içindir ki, ehl-i nifakın hilekârane propagandasına karşı, kardeşlerimi sâbık üç nokta ile ikaz ediyorum.
HİMAYEGERDE Hazret-i Şeyh bahsettiği ehemmiyetli müridi ve talebesi ve himayegerdesi olan şahıs; binden sonra on dördüncü asırda geleceğine bir îmadır.
HİMAYETKAR/
HAMİYETKAR
İstinadî noktamız, hem himayetkârımız def'eder düşmanları.
HİMMETPERVER Melek-sîma ediyor insan-ı himmetperver.
HİSSEDAR Masum ekall, günahkâr ekserin musibetinden hissedâr olur.
HİSSEMEND Beşerin her tabakası kendi fıtrî anlayışları nisbetinde hissemend ve faidemend olurlar.
HİSSEYAB Daha birçok Nur Risalelerinin füyuzatından hisseyâb olmasını bârgâh-ı ehadiyetten tazarru ederim efendim.
HİSŞİKEN Eserlerim bâzen hem hakîkat-şiken, hem nazım-şiken, hem üslûb-şiken, hem hayal-şiken, hem hiss-şiken, hem ifrat-âlûddur.
HİZMETKAR Bir zaman bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, -herbirisine yirmidört altun verip- iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor.
HOCA Risale i Nur tesvîdinde çok hizmeti sebkat eden temiz kalpli, ihlâslı, bir hâfız, müdakkik bir hoca olan Hâfız Hâlid’in bir fıkrasıdır.
HOCAVARİ Hem gayet sathî ve cevabları pek zahir ve güya mutaassıbane hocavâri tenkidleri ve hiç münasebeti olmayan ve hakikî mutabık olan meseleleri anlamadan...
HODBİN Hodbin adam, hem hodgâm hem hod-endiş hem bedbin olduğundan bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer.
HODENDİŞ Hodbin adam, hem hodgâm hem hod-endiş hem bedbin olduğundan bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer.
HODFÜRUŞ Ehl-i iman ne kadar âmî ve cahil de olsa aklı derk etmediği halde, kalbi öyle hodfüruş adamları görse soğuk görür, manen nefret eder.
HODGAM/
HODKAM
Harîs, hodgâm, zâlim olan ikinci kelimedir ki beşerin terakkiyâtını öyle sarsıyor ki herc ü merc ateşine atmak üzeredir.
HODPEREST Birinciler, Hüdaperesttirler. İkinciler, hodperesttirler
HODPESENT O hodpesend ve tabiatperest adam çok çalışmış fakat hiç hakikî hikmetini yazmamış.
HODSER Evet mâzinin sahrâlarında keşmekeşliğinize sebebiyet veren her birinizdeki meylü'l ağalık ve fikr i hod-serâne ve enâniyet, şimdi istikbâlin saâdet saray-ı medeniyetinde fikr i icâda ve teşebbüs ü şahsiyeye ve fikr i hürriyete inkılâp edecektir, inşâallâh…
HOR Sana hor bakmak isteyenleri, Allah kahretsin,
HOROZ Hem en zâhir bir delil dahi, horoz ve yavrulu tavuk gibi hayvanatın vazifelerinde gösterdikleri fedâkârâne ve merdâne vaziyetleridir ki, …
HOŞ Ruh nâhoş, kalb bîhoş, kafam bomboş.
HOŞAB/
HOŞAF
Canım, üryani erik hoşafı istedi.
HOŞAMEDİ Güyâ Risale i Nur, yüz on dokuz parçasıyla müellifi olan Üstadımıza bir taraftan hoş âmedî etmek…
HOŞNUD/
HOŞNUT
Kâmilîn insanların zevk i maâlîsini hoşnut eden bir hâlet; çocukça bir hevese, sefîhçe bir tabiat sâhibine hoş gelmez,
HOŞSOHBET ...ne derece kârlı bir imtihan, bir ders ve musîbet arkadaşlarıyla tesellîdârâne bir hoş sohbet olduğu düşünülsün…
HUDA Bkz. HÜDA
HUDE Senin sa'yin beyhûde, ilmin faydasız gitti.
HUN Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zâlim bir cebbâr, en hunhar bir düşman kumandanı olsa tezellül etmem.
HUNHAR Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zâlim bir cebbâr, en hunhar bir düşman kumandanı olsa tezellül etmem.
HURAFETKAR ...ne kadar cahilane ve hurafetkârane bir fikir olduğunu, zerre kadar aklı bulunanların bilmesi gerektir.
HURAFEVARİ Muhaddislerin bir kısmı İsrailiyattan alınma ve eskiden beri nakledilen hurafevâri hikâyelere bu hadîsi tatbik etmişler.
HURDA Etrafımı tedkik ettim; şoför tarafındaki camlar hurdahaş olmuş; benim tarafımdaki ince cam bile kırılmamış.
HURDAHAŞ Etrafımı tedkik ettim; şoför tarafındaki camlar hurdahaş olmuş; benim tarafımdaki ince cam bile kırılmamış.
HURDE ...elbette cevher-i ferd zerresinden yazılan hurdebînî Kur'an, gökler yüzlerini yaldızlayan Kur'an-ı Azîm ve Kebir'den acaibce ve san'atın i'cazında geri değil, belki bir cihette ileri olduğu gibi; ...
HURDEBİN ...elbette cevher-i ferd zerresinden yazılan hurdebînî Kur'an, gökler yüzlerini yaldızlayan Kur'an-ı Azîm ve Kebir'den acaibce ve san'atın i'cazında geri değil, belki bir cihette ileri olduğu gibi; ...
HURMA Başka bir tarîkte rivâyet edilmiş ki, o hurmalardan kaç yük, fîsebîlillâh sarfettim.
HURŞİD Şûle-i envâr-ı hurşid-i ezel,
HURŞİDVEŞ Hafîz ism-i şerifine olan mazhar efendinâ/Kerem-i Kerîmi gözle, açar hurşidveş ma’na
HURUŞ/
HURUŞAN
...veyahut seyl-i huruşan-ı zaman içinde yuvarlanmış olan mezalimi, bir daha temaşa etmemek için, …
HUSULPEZİR Hurdebînî bir hayvanın sureti altında olan makine-i dakika-i bedîa-i İlahiyenin şuursuz, mecra ve mahrekleri tahdid olunmayan ve imkânatında evleviyet olmayan esbab-ı basita-i camide-i tabiiyeden husul-pezir ve o destgâhın masnuu olduğunu kendi nefsini kandırıp mutmain ve ikna edemiyorsun.
HUSUMETEFZA Zîrâ sizin şu vahşetengiz, cehaletperver, husumet-efza olan sarp dağ ve derin derelerinizdeki vahşet ayılarından, cehalet ejderhasından, husûmet kurtlarından bîçare Meşrutiyet korkar.
HUSUMETKAR İhtiraslarınızdan ve husumetkârane tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz.
HUŞ Ey nefs-i bîhuş!
HUŞE Cevabın suale, her cihetle lüzum-u mutabakatın tahayyülüyle, sualdeki halele ehemmiyet vermeyerek cevabın zarurî ve nazarî olan hükümlerini, birden me’haz-i sâilden ve menbit-i sualden hûşeçîn olup alıp müfessir oldular.
HUŞEÇİN Cevabın suale, her cihetle lüzum-u mutabakatın tahayyülüyle, sualdeki halele ehemmiyet vermeyerek cevabın zarurî ve nazarî olan hükümlerini, birden me’haz-i sâilden ve menbit-i sualden hûşeçîn olup alıp müfessir oldular.
HUSDAR Ey yoldaş ı hüşdâr!
HUŞYAR/
HÜŞYAR
Ey aklı hüşyâr, kalbi müteyakkız arkadaş!
HUY Ve kezâ, en nezîh hasletleri ve huyları ve en yüksek seciyeleri câmi' bir şahsiyet i maneviye sâhibi olduğuna icmâ vardır.
HUZURKAR ...meşru dairesinde ve müteşekkirane, huzurkârane, gafletsiz, masumane eğlencelerdir.
HÜDA Fakat hüdâ; şuûrlu sanatı tanır, hikmetli kudrete bakar.
HÜDABİN Diğeri Hüdabîn, Hüdaperest ve Hakendiş, güzel ahlâklı idi ki:
HÜDAPEREST Diğeri Hüdabîn, Hüdaperest ve Hakendiş, güzel ahlâklı idi ki
HÜDAPESEND El ele, omuz omuza vererek himmet ve gayret-i Hudapesendaneleriyle mazhar-ı takdir olan uhrevî kardeşlerime selâm ve dualar eder ve muvaffakıyetler temenni ile dualarını istirham eylerim.
HÜKÜMDAR Hem meselâ bir hükümdar-ı âdil, ihkak-ı hak için mazlumların hakkını zalimlerden almakla ve fakirleri kavîlerin şerrinden muhafaza etmekle …
HÜKÜMFERMA Şu nokta-i istimdad ve nokta-i istinad ile bu derece nizam-ı âlemde hüküm-fermalık, hakikat-i nefsü’l-emriyenin hâssa-i münhasırası olduğu için her vicdanda iki pencere olan şu iki noktadan Sâni’-i Zülcelal marifetini kalb-i beşere daima tecelli ettiriyor.
HÜKÜMRAN Sahife-i müstakbelde rub'-u nev'-i beşerin ruhunda hükümrân olmuş mes'ele-i şeriatı mütalaa edeceğiz.
HÜMA Yahut mehd-i zeminde, yüz yumurta bulunur, fakat "Hüma" tayrının..
HÜMAYUN Ve vazife i risaletle parlayan mâhiyeti ise, Şecere i Tûbâ gibi ve Cennet’in Tayr ı Hümâyûn’u gibidir.
HÜNER Demek hüner, kesret-i etbâ ile değildir. Belki hüner, rızâ yı İlâhî’yi kazanmakladır.
HÜNERVER İşte öyle antika bir sanat, antikacıların çarşısına gidilse hârika-pîşe ve pek eski hünerver sanatkârına nisbet ederek o sanatkârı yâd etmekle ve o sanatla teşhir edilse bir milyon fiyatla satılır.
HÜRMETKAR Ve kendi fikrinde olan bir münafığı, hürmetkârane medhetti.
HÜRRİYETPERVER ...havas zalimlerin istibdadına karşı hücum eden hürriyetperverlerin mütefekkir kısımlarını ezmeye vasıta olduğundan...
HÜRRİYETŞİKEN “Bu da vatan evladıdır.” demediğiniz halde; hangi usûl ile hangi kanun ile bîçare milletinize rızaları hilafına olarak tatbik ettiğiniz bu hürriyet-şiken usûlünüzü, benim gibi her cihetle size yabancı bir adama teklif ediyorsunuz?
HÜSÜNPERVER İnsanın ne kadar hüsünperver ve zevkperest ve zînete meftun ve cemale müştak duyguları ve hassaları ve kuvaları ve latifeleri varsa,...
HÜVEYDA Her soyda füyûz, hüveyda nümâ ile
HÜVEYDANÜMA Her soyda füyûz, hüveyda nümâ ile
HÜZÜNALUD Mahmud’ların, yani Sultan Mahmud gibi mahbûbundan ayrılmış bütün âşıkların başlarında, hüzün âlûd mahbuplarının nağmesinin tarzını işittiriyorlar.
HÜZÜNENGİZ Ezelî nağmeleri, hüzün-engiz sadâları işittiriyor gibi bir vazifesi var görünüyorlar.
HÜZÜNGAH Elbette bu gözümüzle gördüğümüz kemâlli ve hikmetli kâinatı, fena ve zevâlde yuvarlanan ve neticesiz olarak, tesadüfün oyuncağı, tabiatın mel'abegâhı, zîhayatın zâlimâne mezbahası, zîşuurun dehşetli hüzüngâhı suretine çeviren;…
ISLAHHANE İnşâallah, bir zaman hapishaneleri tam bir ıslahhane yapmak için bahtiyar müdürler ve memurlar, o Nurları, mahpuslara, ekmek ve ilâç gibi tevzi edecekler
ISTIFAGERDE Eş'iya Peygamber kitabında Kırkikinci Babında şu âyet vardır: Hak Sübhanehu âhir zamanda kendinin ıstıfagerde ve bergüzidesi kulunu ba's edecek ve ona Ruh Emîn Hazret Cibril yollayıp din İlahîsini ona talim ettirecek.
İBADETGAH ...ve hususî ibadetgâhında ezan-ı Muhammedî okuyup "Allahu Ekber" dediğinden…
İBADETHANE Yalnız mübarek ibadethanenin ve bütün ehl-i iştiyakın sizin duanızdan mahrum kaldığına çok acıyorum.
İBADETKAR ...o müdhiş cenazeler, huşu ve huzûda, zikir ve tesbihte birer ibadetkâr şeklinde görünse.. o yetimane ağlayışlar, senakârane "yaşasın"lar hükmüne girse..
İBRAHİMVARİ Sen dahi bîçare nefsim İbrahimvâri لاَ اُحِبُّ اْلاۤفِلِينَ gıyasını çek kurtul.
İBRETAMİZ Gazetenin bu fıkrasının yazılmasını Üstadımız emretmedikleri halde hem çok merak-âver hem çok ibret-amiz hem çok heyecan verici olmasından buraya yazılmıştır.
İBRETFEŞAN ...âyeti, ibret-feşan bir fermandır.
İBRETHANE Öyle ise gel bir mertebeyi daha bulmak için, bu ibrethanenin diğer bir menzilinin kapısını daha açmalıyız.
İBRETNÜMA “Bugün senin gark olan cesedine necat vereceğim.” unvanıyla umum firavunların tenasüh fikrine binaen cenazelerini mumyalamakla maziden alıp müstakbeldeki ensal-i âtiyenin temaşagâhına göndermek olan mevt-âlûd, ibret-nüma bir düstur-u hayatiyelerini ifade etmekle beraber, ...
İBRİK Bazen bir denizi bir ibrikte gösteriyor gibi pek geniş ve çok uzun ve küllî düsturları ve umumî kanunları, basit ve âmî fehimlere merhameten, basit bir cüz'üyle, hususî bir hâdise ile gösteriyor.
İBRİŞİM Risale i Nur nurdan bir ibrişimdir ki, kâinât ve kâinâttaki mevcûdâtın tesbihâtları onda dizilmiştir.
İ'CAZDAR ...satırları, kelimeleri, harfleri öyle intizamkârâne ve i'cazdârâne bast edilmiştir ki…
İCAZKAR Kısa birkaç cümle ile, Tufan hâdise-i azîmesini netaiciyle öyle îcazkârane ve mu'cizane beyan ediyor ki; çok ehl-i belâgatı, belâgatına secde ettirmiş.
İ'CAZKAR Sen de görüyorsun ki; o ferman-ı a'zamda öyle i'cazkâr bir turra var ki, hiçbir veçhile kabil-i taklid değil.
İ'CAZVARİ Evet bütün bu şeyler eczasıyla beraber Allah mülkü ve malı olduğu i'cazvâri sikke ve mühürleriyle sabittir...
İDAMHANE ...birden hakikat-ı iman, Hakîm-i Lokman gibi o büyük i'damhane tevehhüm edilen mezaristana kalb penceresinden bir ışık verdi.
İDAREHANE O zamanlar hemen her gün idarehaneye gelir; Akif'ler, Naim'ler, Ferid'ler, İzmirli'lerle birlikte saatlerce tatlı tatlı musahabelerde bulunurduk.
İDDİANAME Bir müddeiumumî, iddianamesinde: "Bediüzzaman, ihtiyarladıkça artan enerjisiyle dinî faaliyete devam etmektedir."
İFRATALUD Yoksa ben bilmez değilim ki, eserlerim bâzen hem hakîkat-şiken hem nazım-şiken hem üslûb-şiken hem hayal-şiken hem hiss-şiken hem ifrat-âlûddur.
İFRATKAR İnsanların hayat-ı içtimaiyesinin medarı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevalarını...
İFRATPERVER ...bu hâdisede, ifratperver olanlar, meşrutiyete garazlar karıştırmakla ve fikren münevver olanlar da, dinsizce harekât-ı lâubaliyane ile milletin rağbetine karşı maatteessüf sed çektiler.
İFTİHARKAR Şu makamda Eski Said'in iftiharkârane söylediği şu sözlere ben iştirak etmiyorum.
İFTİRAKCU İslâmiyetin zararına olarak, tarihî ve hayatî düşmanlarıyla i'tilaf akdetmek suretiyle; salabet-i diniyeleri hilafında iftirak-cûyane âmâl takib edemezler.
İFTİRANAME Size söylediğim gibi, memurun iftiranamesine çok ehemmiyet vermeyiniz, zihninizi bulandırmasın.
İHANETKAR Birden bir hâkim geldi, hiddet etti, "Neden ayakta beklemiyor?" ihanetkârane dedi.
İHBARNAME Hulusi bak gaybî ihbarnameye
İHMALKAR Za'f-ı dine sebeb olan Avrupa medeniyet-i sefihanesi yırtılmağa yüz tuttuğu bir zamanda ve medeniyet-i Kur'anın zuhura yakın geldiği bir anda, lâkaydane ve ihmalkârane müsbet bir iş görülmez.
İHSANPERVER ...öyle ihsan-perverane umumî perdeler ve kapılar açıyor ki, herkesin arzularını tatmin ediyor....
İHTARNAME Birkaç Bîçâre Gençlere Verilen Bir Tenbih, Bir Ders, Bir İhtarnâmedir
İHTİLALKAR ...siyasete, yani ihtilâlkârane, en tehlikeli ve en günahlı ve çok hukukun ziyaına sebebiyet veren akîm, süflî bir maksada alet etmiş denilir mi?..
İHTİMAMKAR ...çok meharete muhtaç bir hüsn-ü san'atta, çok zamana muhtaç ihtimamkârane nakışlarla münakkaş,...
İHTİYARKAR ...hiçten hakîmane icad ve san'at-perverane ibda' ve ihtiyarkârane ve alîmane halk ve inşa...
İHTİYATKAR Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa.. hattâ beş-altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârane bir havf meşru olabilir.
İKAMETGAH İkametgâhımı hem dışarıdan, hem içeriden kilitliyorum.
İKAZKAR Bu hizmette muvaffak olmak için, sizin binbir müşkülâtla ikazkâr ve irşadkâr hareketleriniz gibi yıkılmaz ve sarsılmaz azim ve metanetler lâzımdır.
İKAZNAME Bu defadan evvelce size gönderilen gençler îkaznâmesinin bir tetimmesi
İ'LAMNAME ...otuzbin haps-i münferid fermanlarını, i'lamnamelerini gösterdiklerinden, biz onlara karşı mağlub değiliz.
İLANNAME Ve her yerde görünen ilânnameler ve beyannameler ve her mal üstünde görünen turra ve sikkeler, damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl mâliksiz olabilir?
İLTİCAGAH Müslümanların ilham kaynağı ve en kuvvetli ilticagâhı Kur'ân olmuştur.
İLTİCAKAR Pek ilticakârane vicdanımıza girdik; içine bakıyoruz, bir çareyi bekleriz.
İLTİCANAME Bendeniz, şu ilticanamemi zât-ı âlînize sunan Sarac Ahmed Efendi fakirinizin oğluyum.
İLTİFATKAR Nasılki çok mübarek ve kudsî büyük bir zat, gayet fakir ve muhtaç bir adama ümid edilmediği bir tarzda iltifatkârâne bir kabda bâzı kâğıtlara sarılı bir hediye ihsan etse,...
İLTİFATNAME Sevgili Üstadımın geçenki iltifatnamelerinin bir fıkrasında buyuruluyor ki:
İLTİZAMKAR Ona bilfiil olmasa da, binniyet, bilkasd tarafdarane ve iltizamkârane talib olmak, herkesin elinden gelir.
İLTİZAMPERVER ...öyle bir sahabetkârane ve iltizamperverane o vazifeye koşup başkaları da ve muallim ve âlimleri koşturdular ki, beni hayret hayret içinde bıraktılar.
İMANPERVER Ve hakkımızda habbeleri kubbeler yapanların zulmünden kurtarılmamızı, millet ve vatan ve asayişe Nurlarla hizmet eden Kur'an ve imanperverlerle beraber taleb ederiz.
İMARKAR Filhakika bu âlî din; Avrupa'ya dünyanın imarkârane inkişafı için lâzım olan en esaslı kaynakları temin etmiştir.
İMTİZACKAR ...imtizackârane idare etmek ve tedbirlerini görmek ve bu koca âlemi bir mükemmel memleket, bir muhteşem şehir, bir müzeyyen saray gibi yapmak hakikatıdır.
İN'AMPERVER ...hattâ ağzın her çeşit tadını nazara alan in'amperver san'atkârı, Arş ve Ferşi çınlattıracak bir velvele-i istihsan ve takdir içinde,...
İNAYETHAH İnâyethâh zidergâh ı İlâhî
İNAYETKAR İçindeki pergelin harekâtıyla tayin edilen a'zalar, san'atkârane ve inayetkârane düşüyor.
İNAYETNAME Göndermiş olduğunuz inayetnamenizi ve dört tane risale "İhlâs" "Zeylül Hubab" "Risale-i Nur hakkında müellifine gönderilen bir mektup" "Risale-i Nur hakkında verilen konferans"ları aldım.
İNAYETPERVER ...hiçbir cihette bu alîmane, basîrane, hakîmane, merhametkârane, inayetperverane olan iaşe ve idare ve himayet ve tedbire karışamazlar.
İNCİR ...meselâ küçücük incir çekirdeğinde, koca incir ağacının programını ve kalb i beşerde, şu âlem i kebîrin bir nev'i programını ve kuvve i hâfızada, hâdisât ı kevniyenin mufassal fihristesini dercetmek,…
İNKILAPVARİ Demek âlem İslâm içinde mühim ve inkılabvâri bir iş görmek İslâmiyetin desatirine inkıyad ile olabilir başka olamaz.
İNSAFKAR ...yirmisekiz seneden beri resmî memurlara muhalif olarak Nurlara insafkârane ve merhametkârane vaziyet gösteriyorlar...
İNSANİYETKAR ...akıl ve kalb gibi letaif-i insaniyeyi insaniyetkârane ve akibet-endişane olan vazifelerinden vazgeçiriyorlar.
İNSANİYETPERVER ...insaniyet-perverlik iddia eden insan canavarları anlamazlarsa, elbette hakikî insanlar anlar.
İNTİBAHKAR Risale-i Nur'un manevî avukatı ve bir kahramanı Ahmed Feyzi, İzmir'deki Nur'un teksiri ve intibahkârane İzmir vaziyeti ile Ahmed Feyzi alâkadar olmuş,...
İNTİKAMKAR ...milel-i saire Hazret-i Hüseyin'in cemaatine intikamkârane ve müşevveş bir niyetle iltihak ettiklerinden,...
İNTİZAMKAR ...tel ve bataryaları hükmündeki satırları, kelimeleri, harfleri öyle intizamkârane ve îcazdarane bastedilmiştir ki;
İNTİZAMPERVER Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyet-perver, muktedir, intizam-perver, müşfik bir melikin memleketi,...
İNZİVAGAH ...onun menzilini ve inzivagâhını basıp, hasta halinde emsalsiz bir sıkıntı ruhuna vermek, hiçbir kanuna muvafık gelir mi?
İRŞADKAR ...o sade ve ümmiyet mertebesini ve avamın fehmini nazara alan basit ve cüz'î muhavere, o tarz ile ulvî ve cazibedar ve umumî ve irşadkâr bir mükâlemeye döner.
İRTİCAKAR ...senin irticakârane bir surette dinî ve imanî kuvvetli ders vermen işimize gelmez!...
İRTİDADKAR O irtidadkâr küfr-ü mutlaka ve o zındıkaya teslim-i silâh etmeyiz!..
İSRAFİLVARİ İsrafilvâri melek ra'd; baharda nefh-i sur nev'inden yağmura bağırması yer altında defnedilen çekirdeklere nefh-i ruhla müjdelemesi zamanına dikkat et ki...
İSTİBDADKAR Yani sözleri revac bulmak veya tekzib olunmamak veyahut başka ağraz için, zalimane ve istibdadkârane...
İSTİBŞARKAR ...ehl-i azab ise elemkârane, ehl-i saadet ise hayretkârane, istiğrabkârane, belki bir cihette istibşarkârane teessüratları bulunmasını,...
İSTİFADEBAHŞ Talebeniz de keza, o cihankıymet risaleleri ne kadar fazla okur yazarsam, o kadar istifadebahş ve müftehir olacağım.
İSTİFSARKAR Tenkid ve istifsarkârane, mimsiz medeniyet tarafından denilen
İSTİĞNAKAR Evet o azîm manevî kuvvetüzzahrı, menfî milliyet ile ve istiğnakârane hamiyet ile gücendirmemeli!
İSTİĞRABKAR ...ehl-i azab ise elemkârane, ehl-i saadet ise hayretkârane, istiğrabkârane, belki bir cihette istibşarkârane teessüratları bulunmasını,...
İSTİĞRAKKAR İşte şu meşreb sahibi, eğer maddiyattan ve vesaitten tecerrüd etmiş ve esbab perdesini yırtmış bir ruh ise, istiğrakkârane bir şuhuda mazhar ise;...
İSTİHSANKAR Sonra, şu mevcudattaki zînetleri ve latif san'atları istihsankârane temaşa etmekle...
İSTİHZAKAR İslâmiyetin kusurunu görmekle mütelezziz olan ecnebilerin istihzakârane tebessümlerini celbedecek.
İSTİKAMETKAR Ve âsârından istikametkârane istifade nadir oluyor.
İSTİKBALBİN ...hattâ Zât-ı Zülcelal'in rü'yetine mazhar olan nazar-ı nuranîsi, çeşm-i istikbal-bînîsi,…
İSTİLAKAR Ben dünyanın halini bilmiyorum, fakat Avrupa'da istilâkârane hükmeden ve edyan-ı semaviyeye dayanmayan dehşetli cereyanın istilâsına karşı...
İSTİMDADKAR Bak hem öyle yüksek bir fîzâr-ı istimdadkârane ile istiyor ve öyle tatlı bir niyaz-ı istirhamkârane ile yalvarıyor ki
İSTİMDATGAH Zira uyanmış bir beşer, kâinatın tehacümüne karşı istinad edecek ve gayr-ı mahdud âmâline (amellerine) neşvünemâ verecek ve istimdatgâhı olacak noktayı,…
İSTİNADGAH Senin tesadüfün nerede, tabiat dediğin ve güvendiğin şuursuz yoldaşın ve dalâlette istinadgâhın ve arkadaşın nerede?
İSTİRAHHANE ...farzını yapmak ve tövbe etmek şartıyla herbir saatleri yirmişer saat ibadet olup hapis ona bir istirahathane..
İSTİRHAMKAR Bak hem öyle yüksek bir fîzâr-ı istimdadkârane ile istiyor ve öyle tatlı bir niyaz-ı istirhamkârane ile yalvarıyor ki
İSTİRHAMNAME Bu kanaate binaen, ilk ve son bir tecrübe olarak makamınıza bu istirhamname ve şekvayı yazdım.
İSTİTAFKAR Gözümüz de açıldı, şeş cihette biz baktık; evvel istîtafkârane önümüze bakarız.
İSYANKAR Kâh oluyor âyet, insanın isyankârane amellerini zikreder, şedid bir tehdid ile zecreder.
İŞGÜZAR ...beni yaratan ve yaşatan zat, ne kadar fevkalâde sehavetli, merhametli, sanatkâr, lütufkâr, ne derece hârika iktidarlı –tabirde hata olmasın– maharetli, hüşyar, işgüzar olduğunu iman nuruyla bildim,…
İŞKEMBE bkz. ŞİKEM
İŞKENCE ...elbette öyle her şeyini hakikat i Kur'âniyeye fedâ eden bir adam, değil dünyevî hapis veya ceza ve işkence, belki parça parça bıçakla kesilse,…
İŞTİYAKAVER ...bir cilve-i cemali ve kemali olan bir zâtın rü'yeti, ne kadar mergub, merak-aver ve şuhudu ne derece matlub ve iştiyak-aver olduğunu kıyas edebilirsen et…
İŞTİYAKENGİZ Dünyadan nefret ve âlem-i bekaya geçmek için eser-i rahmet olarak iştiyak-engiz bir halet verir.
İTAATKAR Kâinatta görünen saltanat-ı rububiyeti, itaatkârane tasdik edip kemalâtına ve mehasinine hayretkârane nezaretidir.
İTHAMKAR/
İTTİHAMKAR
Makam-ı iddianın aleyhimizde beyan ettiği asılsız, ittihamkârane evhamın kat'î cevabları bu müdafaatımda vardır.
İTHAMNAME/
İTTİHAMNAME
...müfteriyane ittihamnamelerini, bana ve adaletten teselli bekleyen masum Nur talebelerine cebren dinlettirdikleri halde,...
İTİRAZKAR Musibete giriftar olan adam, itirazkârane şekva ve merakla onu karşılamak, musibeti ikileştiriyor.
İTİRAZNAME Sair yerlerin garazkârane ve sathî zabıtnamelerine bina edilen buranın ehl-i vukuf raporunda hilaf-ı vaki' ve mantıksız çok sözler vardır ki, onlara karşı da bu itiraznamem takdim edilmişti.
İTMİNANBAHŞ Çünkü bu zihniyetle mücadele herkes için bir vazifedir. Yüksek mahkemenin yüksek vicdanı beni müdafaadan müstağni kılacak derecede itmi'nanbahştır.
İTMİNANKAR ...umum selim ve nurani kalblerin erkân-ı imaniyedeki müttefikane ve itminankârane ve müncezibane keşfiyat ve müşahedatları...
İTTİFAKKAR ...âlem-i İslâm'ın ittifakkârane intibahlarının manevî bayramlarını
İTTİSAFKAR ...nurlu akılların iman ve tevhiddeki ittisafkârane ve râsihane itikadları...
İZ'ANRUBA Bak, ne mu’ciz-i hikmet, iz’anrubâ-yı kâinat
İZİNNAME İşte şu havass-ı selâse, o Rezzak canibinden birer ilânnamesi, birer davetnamesi, bir izinnamesi, hem/Bir dellâldır ki muhtaç ve müşteriler hep onlarla celb olur.
İZZETALUD ...şu insancık onlara iktidaen o Rahman-ı Zülkemal'in, o Rahîm-i Zülcemal'in bâr-gâh-ı huzurunda hayret-âlûd bir muhabbet, beka-âlûd bir mahviyet, izzet-âlûd bir tezellül içinde…
JENGAR bkz. ZENGAR
JİYAN Ey yâreli şîr i jiyan,
KABRİSTAN ...hastahanelerden ve hapishanelerden ve kabristanlardan sorunuz.
KADEMNİHADE Kadem-nihade-i saha-i vücud olduğu anda hükümfermalığını ilân ve hiçbir müsademata karşı tezelzüle ve delinmeğe uğramayacak bir sedd-i âhenîn gibi veyahut taht-ı Belkıs gibi beş hakaik-i sabite üzerine teessüs edecek!
KADİRŞİNAS/
KADİRNAŞİNAS
Umum kadirşinas insanlar Risale-i Nur’u ve sizi ebediyen tebcil ve tekrim edeceklerdir.
KADRVEŞ Bu meydân-ı hidayette nice bir şîr-i ner var/O zât-ı âli kadr-veş bize bugün siper var.
KAFES Şu masnuat adedince hakikatin şuâını gösteren hadsiz delikli ve kafesli şu pencereyi neyle kapatabilirsin?
KAFİLE BE KAFİLE Bütün canlı mahlukat -insan olsun, hayvan olsun- kafile be-kafile büyük bir sür'atle o cihete gidip kaybolurlar.
KAFİYEPEREST Lafızperestlik nasıl bir hastalıktır.. öyle de; suretperestlik ve üslûbperestlik ve teşbihperestlik ve hayalperestlik ve kafiyeperestlik şimdi filcümle, ileride ifrat ile tam bir hastalık ve mânâyı kendine feda edecek derecede bir maraz olacaktır.
KAGİR Bkz. KARGİR
KAĞIT Hem kağıt, hem vakit dar olduğundan, bâkî umuma selâm.
KAH bkz. GAH
KAHRAMAN Çok Azîz, Sıddık, Kahraman, Bahtiyar Emirdağlı Kardeşlerim!
KALABEND/
KALEBEND
Yok, sevgili Üstadım, müsterih olunuz; senelerden beri çekmekte olduğunuz, kalebent cezasından pek şedit azabınıza,…
KALBAN Sensin hakîm-i kalbân.
KALENDER Her birisi yüzler ellerini Şehbâz ı Kalender gibi Dergâh ı İlâhî’ye uzatıp, muhteşem bir ibâdet vaziyetini almışlar.
KAMERVARİ Buraka bindirip berk gibi semavatı seyrettirip kat-ı meratib ettirerek kamervâri menzilden menzile daireden daireye rububiyet İlahiyeyi temaşa ettirip...
KANAATBAHŞ En takdiskâr ve kanaatbahş bir lisanla, başka bir kitab-ı münzelin tefevvuk edemeyeceği bir ifade ile takrir eden kitab, Kur'andır.
KANAATKAR ...meşru dairesinde kanaatkârane kazanmak ve mütefekkirane, müteşekkirane yemektir.
KANUNNAME ...Sünnet-i Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm) kanunnamesi, evamir ve nevahi-i şer’iye...
KANUNPEREST ...değil hükûmet-i cumhuriye gibi en ziyade kanunperest ve kanunî bir hükûmet, belki hikmetle iş görmek manasıyla hükûmet namı verilen dünyada hiç bir hükûmetin işi olamaz.
KAR Bekârlık, bî kârların kârıdır.
KARARDADE Sema, emvacı karar-dâde olmuş bir denizdir.
KARARGAH Bu adamın meseli, gayet büyük askerî bir karargâhı hâvi büyük bir şehirde, karargâhın bayrağını görmediğinden, sultanın ve askeriyeye ait bütün şeylerin inkârına veya teviline başlayan adamın meseli gibidir.
KARARNAME Cây-ı dikkattir ki: Risale-i Nur şakirdlerinin tevkiflerinin bir kısmı 25/Nisan/1935 tarihinde başlamış olup, kararnamede suçlu gösterilen 117 kimse ise...
KARAŞİNA ...kâr-aşina ve vazifeşinas olan hakikatı gönderiniz.
KARAVANA Fakat bazı erzâk ve cihâzât işlerinde işler. Kazan kaynatır, karavanayı yıkar, getirir.
KAGİR/
KARGİR
Ayetler arasında büyük bir tesânüt vardır ki, kârgir binalar gibi, âyetleri birbirine dayanarak bünye i Kur'âniyeyi sarsılmaktan vikâye ediyor.
KARPUZ Konserve kutusu; kudret konserveleri olan kavun, karpuz, nar; süt kutusu hindistan cevizi gibi, rahmet hediyelerine işârettir.
KASE Kendileri ağaç kâsesine süt sağıp yanlarına bıraktılar.
KASELİS Bin nefrin onun gibi Avrupa kâselislerinin başına…
KASİDEHAN Gecede sükûta dalan ve sükûnete giren bütün küçük hayvanların kasidehân enisleri, gecenin sükûnetinde ve mevcudatın sükûtunda onların tatlı sözlü nutuk-hânlarıdır.
KAŞANE Evet Said-i Kürdî İstanbul'a, şûrezâr Kürdistan'ın maarifsizlikle öldürülmek istenilen kâinat idrakinde yapamadığı kâşanelere bedel, Yıldız siyasetlerini zelzelelere vermek azmiyle gelmişti.
KAT ENDER
KAT
...bu kanaat, bu muhabbet tasdikimi kat-ender kat ziyadeleştirdi
KAVGA Ve kavga ve müzâhemetin meydânı olan dağdağa i hayata hücum gösteren âlemin, binlerce musîbet ve müzâhemelere karşı yegâne nokta-i istinat yine mârifet i Sâni'dir.
KAYISI Hattâ bir defa, bir kıyye kadar üzüm, kayısı kurusu, bir kıyye bal; ben yemiyordum.
KEH Tûbâ-i hilkatten semavat şıkkına, hep kehkeşan ağsanına
KEHANETFÜRUŞ Veyahut cin ve şeytana uyup kehanetfüruşlar, ispirtizmacılar gibi âlem-i gayba başka bir yol mu bulunmuş zannederler?
KEHKEŞ/
KEHKEŞAN
Tûbâ-i hilkatten semavat şıkkına, hep kehkeşan ağsanına
KEHRİBAR/
KEHRÜBA/
KEHRÜBAR
Akla, idrake hayranlık veren Alem-i ziya, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehrüba, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esîr, âlem-i misal, âlem-i berzah gibi âlemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur.
KEL ...arkadan kumandan Kel Ali, Vâli Memdûh Bey işittiler, “Aman çekilsin veya sipere otursun!” dedikleri hâlde,…
KELEPÇE Bir sabah vakti; masûm ve mazlum Bediüzzaman, inzivagâhından çıkarılarak talebeleriyle beraber, elleri kelepçeli olarak kamyonlarla Eskişehir’e sevkediliyor.
KELİME BE KELİME Kelâmın havassına ve mezaya ve letaifine âşina olan ehl-i tetkik ve tenkid, Kur’ânı sûre be sûre, aşır be aşır, âyet be âyet, kelime be kelime cadde-i tetkikten geçirdikten sonra,...
KEM Yâ Rab, şu Kitab-ı Mübin'in infaz-ı ahkâmını teshil ve teysir ve dellâl-ı Kur'anı da âmâl ve makasıdında muvaffak ve cemi' ihvanımla beraber bu kemter kulunu da, hulûl-i ecelime değin, Kitab-ı Mübin'e hâdim buyur, duasıyla arîza-i âciziyeye hâtime veririm.
KEMER Kârgir kemerlerin taşları gibi, herbir zerrenin arkadaşlarına hem hâkim, hem mahkûm olması lâzım gelir.
KEMERBESTE ...huzur-u kibriyasında kemer-beste-i ubudiyet olmak demek olan asr namazını kılmak,…
KEMTER Yâ Rab, şu Kitab-ı Mübin'in infaz-ı ahkâmını teshil ve teysir ve dellâl-ı Kur'anı da âmâl ve makasıdında muvaffak ve cemi' ihvanımla beraber bu kemter kulunu da, hulûl-i ecelime değin, Kitab-ı Mübin'e hâdim buyur, duasıyla arîza-i âciziyeye hâtime veririm.
KENAR Orada Tatarların küçük bir câmii, meşhûr Volga Nehri’nin kenarında bulunuyordu.
KERAMETFÜRUŞ Beni, bir kerametfüruşluk vaziyetinde tasavvur etmesin.
KERAMETKAR ...Sâriye'ye işittirip, sevk-ül ceyş noktasından zaferine sebebiyet veren kerametkârane kumandası ne derece keskin nazarlı olduğunu gösterdiği halde,...
KERAMETVARİ Fakat böyle kerametvâri bir surette olmasın.
KEREMKAR Misafirlerine burada böyle merhametler yapan kudretli, keremkâr Zât-ı Rahîm,...
KERAN Bahr-i bîkeran-ı zaman olan şu asrın sahilinden, içine gir.
KERVAN Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan, bîhaber.
KERVANSARAY Eksilmez, yıpranmaz, yıkılmaz, değişmez zannolunan bu kervansaray elbette eskiyecek, yıpranacak, yıkılacak ve değişecektir.
KES Yâ Rab! Garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvanem, alîlem, âcizem, ihtiyarem.
KESE/KİSE Doksan elmas sütunu, on altının sâhibi kesesine koyamaz, ona tâbi kılamaz.
KEŞİDE ...bilâhare Adliye Bakanlığınca, Sungur’un keşîde ettiği telgrafı üzerine, bütün eserlerin verilmesine emir verildiği hâlde …
KEŞİŞ Hattâ Şeyh Rahmetullâh i Hindî (allâme i meşhûr) kütüb ü sâbıkanın binler yerde tahrifatını, keşişlerine ve Yahudî ve Nasâra ulemâsına ispat ederek, iskât etmiş.
KEŞKE/
KEŞKİ
Keşke, öyle bir emânet küçük otomobil elimize geçseydi, sâir yerlerdeki Nurcu kardeşlerimi ziyaret etseydim.
KEŞMEKEŞ Üssülesas esbab, fırkaların taraftarane ve garazkârane münakaşatı ve gazetelerin belâgat yerine mübalâgat ve yalan ve ifratperverane keşmâkeşleri idi.
KEŞTİ Keştî i Nuh-u selâmettir sözün.
KIBLEGAH Senin mübarek vatanın ve kıblegâhın olan Mekke-i Mükerremeyi ve Kâbe-i Muazzamayı hârikulâde bir surette düşmanlardan kurtarmasını ve o düşmanların nasıl bir tokat yediklerini görmüyor musun?
KIBLENAME ...gemilerde hatt-ı hareketi gösteren kıblenameli birer pusula gibi, hadsiz zararlı, zulümatlı yollar içinde birer düğme hükmünde görüyordum.
KIRMIZI Fakat nasıl kırmızı bir perde ile siyah bir yere bakılsa karayı kırmızı görür.
KIYAMETNÜMUN Sure-i Hacc 1291'de zelzeleli kıyamet-nümun hâdisatına ve Rus'un dehşetli hücuma hazırlandığı vakte nazar-ı dikkati celb ediyor.
KIYMETDAR Mecmuundan haber verdiği gibi kıymetdâr risalelerine de işaret derecesinde remzedip îmâ ediyor.
KIYMETŞİNAS/
KIYMETNAŞİNAS
Sonra, her biri birer gizli hazine-i maneviye hükmünde olan esma-i Rabbaniyenin cevherlerini idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymet-şinaslığı ile takdirkârane kıymet vermektir.
Unsuriyetin intibâhı ya müspettir ki, şefkat i cinsiye ile intiâşe gelir ki, teârüfle teâvüne sebeptir.
KİLİM Haberim olmadan, câminin hàlî bir yerinde – iki üç tahta, bir kilimle – beni üşütmemek fikriyle bir zâtın yaptığı iki kişilik bir settâre yüzünden, …
KİLİSE ...o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesi'nin başpapazı tarafından Meşihat-ı İslâmiyeden dinî altı sual soruldu.
KİLİT Lâiklik, din hakikatlerini beyan edenlerin, imanî dersleri neşredenlerin ağızlarına kilit, ellerine kelepçe vuran bir istibdad-ı mutlak düsturu mudur?
KİLK Nakş ı kilkî, ayn ı kudret, hilkatin her noktasında bizzarûre reddeder vesâitin vücûdunu.
KİMYAGER Lâkin çendan arabî bilmiyor fakat çok iyi bir mühendistir, güzel bir tasvircidir, mahir bir kimyagerdir, sarraf bir cevhercidir.
KİMYAHANE ...öyle muntazam ve mükemmel ve mu'cizatlı bir fabrika, bir tezgâh, bir kimyahâne;…
KİN Şu bolşevizmin perdesi altındaki kıyâm ı avâm, havâssa karşı bir kin ve bir tezyif fikrini verdiğinden,…
KİNDAR/
KİNEDAR
Ağlamak isteyen çocuk gibi veya intikam isteyen kînedâr düşman gibi,
KİSE bkz. KESE
KOCA Şer'an koca, karıya küfüv olmalı, yani birbirine münâsip olmalı.
KOCAMAN Hem “intizam sırrıyla” bir çocuk, parmağıyla gemi sûretindeki oyuncağını çevirdiği gibi, kocaman bir diritnotu da çevirir.
KOZALAK Kalpten maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir.
KÖFTE Bak, ondan ne kadar şekerlemeler, yuvarlak tatlı köfteler yapılıyor ki; bizim gibi binler adam giyse ve yese, kâfî gelir.
KÖHNE Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden… Yani an'ane i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri – yani İsmet’in beslediği – azmin, inkâr edilmez delilidir.
KÖK Herbir nebât ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, “Bismillâh” der; sert olan taş ve toprağı deler geçer.
KÖR Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü,
KÖRHANE Bundan tevehhüm ediyorsunuz ki; o saray, körhane veya çıplakhanedir.
KÖŞE/KUŞE Hırsızlıktan korkmuyor musunuz, böyle malınızı köşeye atmışsınız?
KÖŞK Risale-i Nur şâkirtleri’ne köşkünü tahsîs eden Şükrü Efendi’dir.
KÖY/KUY Böyle bir adamla bu köy değil, belki bu vilâyet iftihar etmeli.
KUDRETYAB ...seyyiat-ı mazi ile a'mal-i kabihamın nişanelerini gizlemeğe muktedir olamamaktan mütevellid hicabımı setre kudretyâb olamadım.
KUDSİYAN Feyzine müştak felek, manana meftun kudsiyan
KULÜBE Bir kulübecik hükmünde bulunan, içerisinde oturduğun cisim kafesine bak!
KUMARBAZ Ve işte sinema köşelerinde kuyruk, sokak başlarında işsiz, kahve köşelerinde kumarbaz, mektepte başarısız!
KUMİSTAN Mısır Kıt'ası, kumistan olan Sahra-yı Kebîr'in bir parçası olduğundan
KUNDAK Şimdi beşerde insan sûretinde şeytanın vekili olan rûh u gaddâr, fitnekârâne siyasetiyle cihanın her tarafına kundak sokan اَلْخَنَّاسْ el hannâs,...
KURNAZ Hem nasıl bileceğiz ki, sen kurnazlık yapmıyorsun?
KUŞE Bkz. KÖŞE
KUVVETPEREST Belki zalim nev-i beşerin gaddarlıklarını alkışlamakla kuvvetperestlik hissini telkin eder. Hüsün ve aşk noktasında, aşk-ı hakikî bilmez.
KUY bkz. KÖY
KÜLAH Zulüm, başına adâlet külâhını geçirmiş; hıyânet, hamiyet libâsını giymiş; cihada bağy ismi takılmış; esârete hürriyet nâmı verilmiş!‥
KÜLÇE ...hem kudretin gizli definelerini açacak bir anahtar külçesi...
KÜLHAN Ateş yanan külhan gibi.
KÜNG/KÜNK Bazı Sözlerde ulema-i ilm-i kelâmın mesleğiyle, Kur’an’dan alınan minhac-ı hakikinin farkları hakkında şöyle bir temsil söylemişiz ki mesela, bir su getirmek için bazıları küngân (su borusu) ile uzak yerden, dağlar altında kazar, su getirir.
KÜNGAN Bazı Sözlerde ulema-i ilm-i kelâmın mesleğiyle, Kur’an’dan alınan minhac-ı hakikinin farkları hakkında şöyle bir temsil söylemişiz ki mesela, bir su getirmek için bazıları küngân (su borusu) ile uzak yerden, dağlar altında kazar, su getirir.
KÜSTAH Eserler hakkında fakirin mütâlaa yürütmesi küstahlık olur.
KÜŞAD/
KÜŞAT
Hem hayatı yaratanın hayat ile ihsân ettiği kıymettar hediyeler ve nişanlar ile bilerek süslenip her gün tekerrür eden resm i küşâdda…
KÜŞADE Her asra, her asırdaki her tabakaya kapısı küşâde.
KÜŞAYİŞ Ulemâ-i İşrâkıyyûn’un, “Riyâzetin küşâyiş i fikre hizmet ettiği” nazariyesi üzerine, onlar gibi yapacağım diye çalışıyordu.
KÜTÜBHANE Kütübhane-yi İlahînin mütefennin bir nâzırı nerede?
KÜVAR O da aldatmak için bir boş petekte yabancı arıları doldurup, balı başka yerden hırsızlar, küvarda saklıyor idi.
LACİVERT ...kavs i kuzehinin elvân ı seb'asının lacivert levninin timsâlini, belki şu levnin manzarasını bir derece irâe edilebilir.
LAF İşte bu ahmakların hezeyanına ve her nev'i iğfallerine ve zâhiren süslü laflarına kanmayarak,…
LAFIZPEREST ...tabiat-ı belâgattan böyle lafızperest mutasallıfların san’atına kadar... yok belki tasannularına... uzun bir mesafe girmiştir.
LAFZPERDAZ/
LAFIZPERDAZ
Hem de lafız-perdazane ve mübalağa-cûyane ve ifrat-perveranelerin tezyin ve tasarruflarından bin derece müstağnidir.
LAL O zaman put perest olan Lebid; Kur'ânın belâğatı karşısında lâl kalmış, bu belâğatı en güzel sözlerle ifâde etmişti.
LALE Dost ikliminin lâlesinin bağlarına eriştin,
LAŞE/LEŞ ...o çok ehemmiyetli ve yüksek ve hayattar olan insaniyet mâhiyeti; murdar ve mikrop yuvası bir lâşe hükmüne sukùt edeceğini ispat eder.
LEB Ve kezâ, lebâleb dolu hazinelere mâlik ve sehâvet-i mutlakaya sâhip olan bir sultan için umumî ve dâimî bir dâr ı ziyâfet lâzımdır.
LEBALEP Ve kezâ, lebâleb dolu hazinelere mâlik ve sehâvet-i mutlakaya sâhip olan bir sultan için umumî ve dâimî bir dâr ı ziyâfet lâzımdır.
LEBBEYKZEN Bir vücûdda imtizac ile ünsiyet ve münasebet peyda eden zerrât, Sûr-u İsrafil ile Hâlıkının emrine lebbeykzen olmaları aklen birinci îcaddan daha sehil, daha mümkündür.
LEBLEBİ Meselâ, benim avucumda nohut, leblebi, üzüm, buğday gibi maddeler bulunsa, ben onları yere atsam, üzüm üzüme, leblebi leblebiye karşı sıralansa…
LEKE Bu ünvân ı mukaddese böyle bahâne ile leke sürmek; İslâmiyet’in kıymet ve ulviyetini bilmemekle beraber, kendini ahmaku'n nâs ilân etmektir.
LEKEDAR Milletimin namını lekedâr etmedim.
LEM'ANİSAR Nücûm-u sema-yı hidayet olan o hakâik tamamen inkişaf ve tele'lü' ve lem'a-nisar olacaktır.
LENGER Zira umman-ı havada iskele hükmünde olan dağ tepesinde lenger-endaz olduklarını görüyoruz.
LENGERENDAZ Zira umman-ı havada iskele hükmünde olan dağ tepesinde lenger-endaz olduklarını görüyoruz.
LERZE Hazret i Enes, tarîkinde der ki: “Câmus gibi ağladı, mescidi lerzeye getirdi.”
LEŞ bkz. LAŞE
LEŞKER Küfrün ordularını, zulmün leşkerlerini bir hamlede havaya fırlattın.
LETAFETNÜMA Yani her şey, Sâni’-i Zülcelal’in birer mektub-u hakaik-nüma, birer kaside-i letafetnüma, birer kelime-i hikmet-eda hükmündedir ki melaike ve cin ve hayvanın ve insanın enzarına arz eder, mütalaaya davet eder.
LEZZETPEREST LEZZETPERESTLERİN NAZAR-I DİKKATİNE!
LİCAM Bu risale, öyle geveze mülhidlere bir licâmdır, yani gemdir.
LİMON ...hususan mâdeniyâtın tuz, limon tuzu, sulfato ve şap gibi sûreten birbirine benzemekle beraber, tatlarının şiddet i muhâlefetiyle…
LÜABALUD Kuş veriyor ferhine lüab-âlûd kayyını.
LÜGATNAME Size gönderdiğim Asâ-yı Musa'nın lügatnamesini hasta olduğu halde çok güzel ve âlimane yazan,...
LÜTUFKAR İnayetkârane, lütufkârane iş gören; elbette bilir ve bilerek yapar.
LÜTUFNAME Lütufnamenizi alacağıma ümitvar, hazretlerinden temenni ve niyaz eylerim efendim.
MAARİFPERVER İşte gel bu hale ne diyeceksin? Medeniyet midir? Maarifperverlik midir? Vatanperverlik midir? Milliyetperverlik midir? Cumhuriyetperverlik midir?
MADDEPEREST Eski Roma, Yunan'ın iki dehası vardı; bir asıldan tev'emdi, biri hayal-âlûddu, biri madde-perestti.
MADDEPERVER Maddeperver hükema ve zaîf-ül itikad ehl-i nazarın vahdet-ül vücudu ile evliyanın vahdet-ül vücudu, tamamen birbirinin zıddıdır.
MADEMKİ Evet mâdemki, hayat mevcûdâtın keşşâfıdır, belki neticesi, zübdesidir.
MADER Cenâb ı Hakk’ın, rahm ı mâderdeki çocukların sîmâ yı maddî ve manevîlerinde iki cilvesi var:
MADERZAD Lisan-ı mâderzâd ise; tabiî olduğundan elfaz -davet etmeksizin- zihne geliyor.
MAĞZ Ekalliyette kalan kavl, eğer içindeki hakikat ve mağz, onu intihap eden istîdatlardaki heves ve hevâ ve mevrûs âyineye ve mizâcına galebe çalmazsa,
MAH Ve neşv ü nemâ i âmâl için bahardaki mâh i Nisan’dır.
MAHBUSHANE Hattâ bir adam, şedid bir inad yüzünden Londra mahpushanesinde yetmiş gün sıhhat ve selâmetle, hiçbirşey yemeden hayatı devam ettiğini, onüç -şimdi otuzdokuz- sene evvel gazeteler yazmışlar.
MAHŞERNÜMA/
MAHŞETNÜMUN
İşte bahar dahi, mahşer-nüma bir meyvedar ağaçtır.
MAHVİYETKAR ...sermediyet-i uluhiyetine karşı mahviyetkârane secde ederek,...
MAKAMPEREST ...belki de bir hodfüruşluk manasını hatıra getirir, belki bir şan ü şeref ve makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir.
MAKBERİSTAN Hattâ şu memleketin maabid ve medaris-i diniyesinden başka makberistanın mezar taşları dahi, birer telkin edici, birer muallim hükmündedir ki;…
MALAMAL Ehl-i dalalet için dünya, firaklar ve zevaller ile dolu ve ademler ile mâlâmâldir
MANEND Bırak feryâdı, şükür kıl, mânend i belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül.
MANİDAR O rahmet i âmmenin bir cilve i mânidâr, onun bir sırr ı hikmeti var; küfür mâni değildir.
MAR Oldu mülhidler tahassungâhı, seninle târ ü mâr.
MAREZGAH Meşhur olan âlem-i misal, onların cevelangâhıdır. Biz elbisemizi çıkardığımız gibi onlar da cesedlerini çıkarıp seyr-i ruhanî ile o ma’rezgâh-ı acaibe temaşa ediyorlar.
MARİFETAŞİNA ...hayvanat ve tuyur âleminin kapısı hakikat-bîn olan aklına ve marifet-aşina olan fikrine açıldı.
MARİFETNAME Aynı fıkra ile, âlî bir tefekkürname ve tevhide dair yüksek bir marifetname namında olan Yirmidokuzuncu Arabî Lem'aya dahi işaret eder.
MASİVAPEREST Yolunu şaşırmış, nur-u hakikatı görmekten mahrum, masivaperestlere Risale-i Nur ile dest-gîr ve şefi' olduğunuzu yıllardan beri bildiğim için,...
MASKARAALUD ...Müseylime'nin maskara-âlûd müzahrefat dükkânındaki kizbe, ihtiyarıyla ellerini uzatmamak…
MASLAHATKAR Eazım-ı Esma-i İlahiyeden olan Rahîm ve Hakîm ve Vedud'un iktiza ettikleri şefkatperverane terbiye ve maslahatkârane tedbir ve muhabbetdarane taltif...
MATEMALUD Hem de benim gibi iktidarsızların mahcubiyetlerini izale ile meydan-ı hamiyete çıkmağa cesâret vermek için nümûne-i imtisal olmağa olan arzu…
MATEMHANE Bütün memleket bir matemhane-yi umumî şeklini almış.
MAYA/MAYE Kasem ederim, doğrudur sözü özüyle beraber/Bu hakikati kabul ve tasdik etmeyen bed-mâyeler
MEDEDHAH Yâ Rab! Garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvanem, alîlem, âcizem, ihtiyarem./Bî-ihtiyarem, el-aman gûyem, afv cûyem, meded hâhem zidergâhet İlahî!
MEDEDKAR Ey insan, madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-ı mahbubedir.
MEDEDRES/
MEDEDRESAN
Evet, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın mübarek eli Hakîm-i Lokman’ın bir eczahanesi gibi ve tükürüğü Hazret-i Hızır’ın âb-ı hayat çeşmesi gibi ve nefesi Hazret-i İsa aleyhisselâmın nefesi gibi mededres ve şifa-resan olsa…
MEDENİYETPEREST Ve bu asırda, yüzbin cihette "Yaşasın Cehennem" dedirten mimsiz medeniyetperestlerin başlarına vurulmak için yazılmış bir arzuhaldir.
MEDENİYETPERVER Bu bîçarelerin ye'sini ve elemini artıran ve sefih bir kısım zenginlerin mel'abe-i hevesatı ve zalim bir kısım kavîlerin vesile-i şöhret ve şekaveti olan firenk-meşrebane ve perde-birunane ve firavunane medeniyetperverlik namı altında yaptığınız harekâtta mıdır?
MEĞER Şu şecere i tûbâ, meğer, O Kur'ân imiş; dalları her tarafa uzanmış.
MEĞERKİ Meğer ki bir nev'i icmâın tasdikine mazhar ola.
MEH Tâ ki, nur u îmân ile ve Kur'ânın mehtâbıyla istikbâlimiz tenevvür etsin ve o gecemizin dehşet ve vahşeti, ünsiyet ve tenezzühe inkılâp etsin.
MEHTAP Tâ ki, nur u îmân ile ve Kur'ânın mehtâbıyla istikbâlimiz tenevvür etsin ve o gecemizin dehşet ve vahşeti, ünsiyet ve tenezzühe inkılâp etsin.
MEKİK Mevsimlerin mahsulâtlarını hayvan ve insanlara getirdiği aynı kanunla, aynı zamanda güneşi bir mekik, bir çıkrık yaparak…
MELABEGAH Elbette bu gözümüzle gördüğümüz kemâlli ve hikmetli kâinatı, fena ve zevâlde yuvarlanan ve neticesiz olarak, tesadüfün oyuncağı, tabiatın mel'abegâhı, zîhayatın zâlimâne mezbahası, zîşuurun dehşetli hüzüngâhı suretine çeviren;…
MENEKŞE İşte bu, ona sûreten benzeyen bu iki tohumcuk ise, gün âşıkı nâmındaki çiçek ile, hercâî menekşe gibi çiçekleri verdi.
MENEND/
MENENT
Said’in ihata-i ilmiyesi kadar hamaset ve fedakârlıkta da bîmenend olduğunu teyid eder.
MENFAATPEREST Hem o şakird, menfaatperest hodendiştir ki; gaye-i himmeti, nefs ve batnın ve fercin hevesatını tatmin ve menfaat-ı şahsiyesini, bazı menfaat-ı kavmiye içinde arayan dessas bir hodgâmdır.
MENZİLGAH Ehl-i gaflete karanlıklı bir vahşetgâh görünen âlem-i berzah, o nuranîlerin vücutlarıyla tenevvür etmiş menzilgâhları suretinde sana göründüğü için, …
MENZİLHANE Lâkin her senede şu menzilhanelerdeki zerrat, iki muhaceret-i umumî yaptığından, ene dahi libasını değiştirir, yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyer.
MENZİLNİŞİN Zira mazi kıt'asında, vahşetâbâd sahralarında hayme-nişin taassub ve taklid; veyahut cehlistan ülkesinde menzil-nişin muzahrefat ve istibdad olanlara, Şeriat-ı Garra'nın galebe-i mutlak ve istila-i tammına sed ve mani olan sekiz emir, üç hakikat ile zîr ü zeber olmuşlardır ve oluyorlar.
MERAKAVER İşte bak, ne kadar merak-âver, ne kadar cazibedar, ne kadar lüzumlu, ne kadar dehşetli hakaiki gösterir ve mesaili ispat eder.
MERCİMEK Evet, kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve i hâfıza, bir kütübhâne hükmünde binler kitap kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki; …
MERDAN Sensin ol dellâl ı Kur'ân, yoluna canlar fedâ,/İltifat ı Şah-ı Merdân ile sensin muktedâ.
MERDİVEN/
NERDÜBAN
Eğer istersen Kur'ân’ın semâvâtına ve âyâtının nücûmlarına yetişesin; geçmiş olan yirmi adet Söz’leri, yirmi basamaklı bir merdiven yaparak çık.
MERDUM Hem yirmi beş sene münzevî olmasından, binden ancak tam sâdık bir adam ile görüşebilen bir merdüm giriz, mütevahhiş;
MERDUMGİRİZ Hem yirmi beş sene münzevî olmasından, binden ancak tam sâdık bir adam ile görüşebilen bir merdüm giriz, mütevahhiş;
MERHAMETKAR Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyet-perver, muktedir, intizam-perver, müşfik bir melikin memleketi hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemalât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz.
MERT Mert, vicdânlı bir mü'min, küçük ve cüz'î bir hatâ veya menfaatle yüzer zararı ehl i îmâna vermez.
MESERRETBAHŞ ...her vasıta ile aldığım meserretbahş selâm ve iltifatat-ı fâzılanelerinin…
MESİREGAH ...bir aylık bir memleketten ve bir senelik bir mesiregâhta seyahatinden ağzıyla, kulağıyla, gözüyle, zevkiyle, zâikasıyla, sair duygularıyla istifade ettiği gibi…
MEST Muhabbet i İlâhiye’nin tecellîsinde ve o şarab ı muhabbetten herkes istîdâdına göre mesttir.
MES'UDİYETKAR Ve öyle bir sevinç ve sürur-u mes'udiyetkârane veriyor ki, tasvir edilmez.
MEŞE O başı sivri meşelik de şu gevendir.
MEŞEGAH Nasılَ şuَ zamandaَ manevraَ meydanındaَ harbَ usûlünde,َ "Silâhَ al,َ süngüَ tak"َ emriyleَ kocaَ birَ orduَ baştanَ başaَ dikenliَ birَ meşegâhaَ benzediğiَ gibi;َ...
MEŞHERGAH Hem, san'atının lâtifelerini ve hârikalarını ve antikalarını sergilerle meşhergâh-ı enamda teşhir etmesine karşı, takdir ve istihsan ve müşahede ve şehadet ve işhad ile mukabele ettiler.
MEŞRUTİYETPERVER Zira, İslâmiyetin meşrutiyet-perver ve hamiyetli fedaileri, cevher-i hayat makamında bildikleri nimet-i meşrutiyeti şeriata tatbik edip,...
MEVLEVİVARİ ...küçücük kütleleri, seyyar yıldızlar gibi, mevlevîvari iki hareket-i muntazama ile hareket ediyorlar görüyoruz.
MEVSİM-BEMEVSİM ...yeryüzünün mevsim-be-mevsim tazelenen hayretfeza nukuşlarının, manidar mektubatının bir kâtibi, bir nakkaşı vardır.
MEVTALUD “Bugün senin gark olan cesedine necat vereceğim.” unvanıyla umum firavunların tenasüh fikrine binaen cenazelerini mumyalamakla maziden alıp müstakbeldeki ensal-i âtiyenin temaşagâhına göndermek olan mevt-âlûd, ibret-nüma bir düstur-u hayatiyelerini ifade etmekle beraber,...
MEY ...israfat ile gelen evhamlı hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere ve manevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz;...
MEYAN/
MİYAN
Allah bu gibi kardeşlerimizin adedini çok arttırsın ve cümlesini, bu meyânda bu fakir i pür-taksîri de muvaffakun bilhayr buyursun, âmîn…
MEYDAN Bir mektup’ta; meydân ı haşir, küre i arzın medâr ı senevîsinde olduğunu…
MEYHANE ...israfat ile gelen evhamlı hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere ve manevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz;...
MEYVE ...binler meyveler, tek bir meyve gibi kolay olur.
MEYVEDAR Alem-i turabda bir çekirdek âlem-i havada ondan bir şecer-i meyvedâr gibi..
MEZARİSTAN Evet, nazar-ı gaflet ve dalalette, vahşetli ve dehşetli bir ademistan ve elîm ve mahvolmuş bir mezaristan olan bütün geçmiş zaman ve ölmüş karnlar ve asırlar;…
MIH Ve duman beni sıkıyordu, bir pencereyi bırakmadım ki mıhlanmasın.
MİHMAN Ve bu şâyan-ı temaşa, güzel ibretli misafirhanenin mihmandar-ı kerimini tam bildirdiklerini bildi.
MİHMANDAR Ve bu şâyan-ı temaşa, güzel ibretli misafirhanenin mihmandar-ı kerimini tam bildirdiklerini bildi.
MİKYASVARİ Ve hakeza.. noksan sıfatlarıyla Hâlıkının evsaf-ı kemaline mikyasvâri âyine olmak.
MİL Evet, dünyaya zaman girdiği için, gece ve gündüz, o saat ı kübrânın sâniyelerini sayan iki başlı bir mil hükmündedir.
MİLLİYETPERVER Diğeri hamiyetli, milliyet-perverdir.
MİNA ...o sadâ yı şirin, bu kubbe i mînâda ilelebed tanîn endâz etmiştir.
MİNNETDAR Şâkirane, minnetdarane ricalar, dualar, belki mütezellilane ubudiyet kapıları kapanırdı.
MİR Başta miralay Mehmed Yümnü olarak mühim askerî paşaları, "Risale-i Nur iman kurtarıcıdır" diye takdirkârane tam teslimiyetle okuyup istifade ediyorlar.
MİRACVARİ Ve miracvâri olan o yüksek münacata mazhar olsun.
MİRALAY Başta miralay Mehmed Yümnü olarak mühim askerî paşaları, "Risale-i Nur iman kurtarıcıdır" diye takdirkârane tam teslimiyetle okuyup istifade ediyorlar.
MİRİ Yok mîrî malı değil, belki vakıf malıdır, sâhipsizdir.
MİRZA Babasının adı Mirza, anasının adı Nuriye’dir.
MİRZAZADE Mirzazade Said Nursî
MİSAFİRHANE Hem şimdi yatmış nebatat hayvanat gibi gizlenmiş Güneşler hüşyar yıldızlar birer nefer misillü emrine müsahhar ve bu misafirhane-yi âlemde birer lâmbası ve hizmetkârı olan Zât Zülcelalin kibriyasını düşünüp Allahü Ekber deyip rükûa varmak…
MİSAFİRPERVER ...bu kadar Kerim ve misafirperver ve bu kadar Hakîm ve şefkatperver ve bu kadar Kadîr ve rububiyetperver bir Sâniin,...
MİYAN bkz. MEYAN
MUAMMAALUD Böyle acib ve muamma-âlûd şu kâinatın perde-i zahiriyesi altında elbette ve elbette böyle acayip bizi bekliyor.
MUAVENETKAR ...ve birbirinin içine girmesi ve münasebetdarane ve belki muavenetkârane birleşmesi,...
MU'CİZEKAR Şu mu’cizekâr zatın, sair yerlerde ne çeşit mu’cizeler gösterdiğini görelim. İşte bak, gördüğümüz menzil ve meydan ve meşher gibi acayipler, her tarafta bulunuyor.
MUCİZEVARİ Bu fıkra ile dağlardan nebean eden Nil-i Mübarek Dicle ve Fırat gibi ırmakları hatırlatmakla taşların evamir-i tekviniyeye karşı ne kadar hârikanüma ve mucizevâri bir surette mazhar ve müsahhar olduğunu ifham eder.
MUCİZNÜMA Ve bu dellâllara kulak ver ki mu’ciz-nüma bir padişahın antika sanatlarını teşkil ve teşhir ediyorlar.
MUHABBETDAR Eazım-ı Esma-i İlahiyeden olan Rahîm ve Hakîm ve Vedud'un iktiza ettikleri şefkatperverane terbiye ve maslahatkârane tedbir ve muhabbetdarane taltif...
MUHABBETHANE ...merhametkârane ona bakan dostlar için bir muhabbethane, bir terbiyehane, bir dershane hükmüne geçer.
MUHABBETNAME Hakk'ın rızası için gece ve gündüz dua eden, hakikî saidden bir muhabbetname aldım ki, o da üstadım efendimin mektubudur.
MUHAFAZAKAR Bu denizlerin etrafını muhafazakâr neler var?
MUHAL ENDER
MUHAL
Evet inkılab-ı hakaik ittifaken muhaldir ve inkılab-ı hakaik içinde muhal-ender-muhal, bir zıd kendi zıddına inkılabıdır
MUHALEFETKAR Öyle ise, sekiz sene bu cereyan-ı imanî merkezi olan bu köyde, bize karşı muhalefetkârane ve mütecavizane vaziyet alan, ne nam verilirse verilsin,...
MUHİBBAN Bu hafta Otuzbirinci Mektûbun Yedinci Lem'ası ile Üçüncü Lem'ası’nı, hazine i Mektûbat’a ilâve ve muhibbân ve müştâkâna tilâvet eylemekle,...
MUKAVEMETSUZ O vakit söz mukavemetsûz olur; maddî elektrik gibi tesir eder, kelâmın ulviyet ve kuvveti o nisbette tezayüd eder.
MUM Evet, güneş varken mumların ışığı altına girmeye ihtiyaç yok.
MUMDAR Madem Cenab-ı Hakk'ın elektrik gibi bir mahluku ve bir misafirhanesinde bir hizmetkârı ve bir mumdarı, Hâlıkından aldığı terbiye ve intizam dersiyle bu keyfiyete mazhar oluyor.
MUMYA ...cenazelerini mumya edip dağ misillû mezarlarda muhâfaza eden Mısır firavunlarının an'anesinde hüküm fermâ bir düstur u acîbi ifâde eder.
MUR Bu Hulusi ber-mur iken, Allah verdi şükr-ü nimet.
MURDAR Hem bakılmadığı için murdar şeyler de bulunuyor.
MURG ...mikroptan gergedana, sinekten simurga kuşuna, bir çiçekli nebâttan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar,…
MUSADDAKGERDE Hususan öyle akvam bedevîde – ki hiçbir kanun tabiiyyeye tevfik olmadığından – harikulâde olduğu musaddakgerde erbab-ı basirettir.
MUSALAHAKAR ...mes'elenin azametine nisbeten gayet mülayimane belki musalahakârane vaziyet almış.
MUSİBETZEDE Acaba hem ruhunda hem vicdanında hem aklında hem kalbinde dehşetli musibetlerle musibetzede olmuş ve azaba düşmüş bir adamın...
MUTAF (Aslı MUYTAB) Yeni Sözler'le alâkadarlık edenlere, evvelki üç Hafız ile mutaf Hafız Mahmud Efendiye selâm, hem dua ediyorum.
MUVAFFAKİYETKAR Sizlerin Pakistan ve Irak'la gayet muvaffakıyetkârane ittifakını, bu millete kemal-i samimiyetle, sürur ve ferah ile kazanmanızı bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz.
MÜBALAĞACU Hem de lafız-perdazane ve mübalağa-cûyane ve ifrat-perveranelerin tezyin ve tasarruflarından bin derece müstağnidir.
MÜBALAĞAKAR Burada benim iki sahifecik yazıma, Ahmed Feyzi'nin hakkımda mübalağakârane medihlerini kabul ettiğim manası verilmiş, hata etmiş.
MÜBAREZEKAR Hem eğer ben siyaset ile işe girseydim, yüz risalelerde on cümle değil, belki bin cümleyi siyasetvari, mübarezekârane bulacaktınız.
MÜDAFAANAME Ve yedi makamata gönderdiğimiz Meyve ve Müdafaaname Risaleleri...
MÜHÜR Nasıl bir mühür ile mühürlenmiş bir mektup; o mühür, o mektûbun sâhibini gösterir.
MÜJDE Demek o müjde bu müjde i Kur'âniyenin bir müjdecisi imiş.
MÜJDEKAR Araç'lı Abdullah'ın mektubunda tam imanlı ve dindarane ve müjdekârane...
MÜJDEPEYMA/
MÜJDEPEYMAN
Müjde-peyma-yı kulûb-u ehl-i hak,... (Bir nüshada: Müjde-i peyman-ı kulûb-u ehl-i hak,...)
MÜMAŞATKAR Musa Bekuf ise, ziyade teceddüde taraftar ve asrîliğe mümaşatkâr efkârıyla çok yanlış gidiyor.
MÜNASEBETDAR ...ve birbirinin içine girmesi ve münasebetdarane ve belki muavenetkârane birleşmesi,…
MÜRDE Mürdeyi ihyâ, körü bînâ eder,
MÜRŞİDAN ...bütün pîr, pîrân ve mürşidân ve Şah ı Nakşibend Kuddise Sırruhu Hazretlerinden...
MÜRÜVVETKAR Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir.
MÜSAADEKAR Haccı men'eden, zemzemi döktüren, hakkımızda eşedd-i zulme müsaadekâr davranan...
MÜSAMAHAKAR ...anarşiliği yetiştiren cem'iyetlerine müsamahakârane bakıp ilişmediğiniz halde,...
MÜSLÜMAN Çünkü, bir İsevî, Müslüman olsa, İsâ Aleyhisselâm’ı daha ziyâde sever.
MÜŞFİKKAR ...hârika bir surette münzeviyane ve merdümgirîzâne ve müşfikkârane ve siyasetten müçtenibane yaşadığımı bu memleket bilir.
MÜŞKİLKÜŞA Şu kâinatın tılsım-ı muğlakını açan اٰمَنْتُ بِاللّٰهِ وَ بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ ruh-u beşer için saadet kapısını fetheden ne kadar kıymettar iki tılsım-ı müşkül-küşa olduğunu...
MÜŞKİLPESEND Şu hâdise nasıl ki sekizinci misali teyid ve kat’î ispat eder; öyle de şu hâdisede, meşhur allâmelerden ve tashihte çok müşkül-pesend, hattâ çok sahihlere mevzu deyip kabul etmeyen İbn-i Cevzî gibi bir muhakkik der ki:
MÜŞTAHAN Bu hafta Otuzbirinci Mektûbun Yedinci Lem'ası ile Üçüncü Lem'ası’nı, hazine i Mektûbat’a ilâve ve muhibbân ve müştâkâna tilâvet eylemekle,...
MÜTALAAGAH Onlara şirin bir mütalaagâh, birer kitab-ı marifet olur.
MÜTEŞEKKİRKAR ...meşru dairesinde ve müteşekkirane, huzurkârane, gafletsiz, masumane eğlencelerdir.
MÜZAHANE Bir kısım san'at-ı İlahiyenin bir nevi küçük müzehanesi şekline getirdiğim hücremin duvarına, o levha-yı mübarekeyi dahi ta'lik ettim
NABEMAHAL Zahirperest âlim-i cahil, veyahut cahil-i âlimin taassubat-ı nâbemahallinden
NAÇAR Kıl keremler bendene kim, çâr u nâçâr söyledim.
NAÇİZ Ve nâ çîz manevî hediyelerimi Dergâh ı İlâhiye’ye takdim eylerken, garîk ı rahmetler ihsân buyurmasını niyâzlarda bulunurum,…
NADAN ...bazı mülhidlerin veya fikirsiz veya hıfızsız veya nâdânların karıştırdıkları mevzu ehadîsi tefrik ettiler, gösterdiler.
NADİDE ...içimi tertemiz tutmaya çabalayarak gözlerini bulmaya cesaret ettiğim o an, o gün, hâtıralarımın en büyük ve en nâdide yadigârı olacak.
NAEHİL Belki ehl-i hakikat, hakikatten gelen ulüvv-ü cenab ve ulüvv-ü himmet ve tarîk-ı hakta memduh olan müsabakayı tam muhafaza edemediklerinden ve nâ-ehillerin girmesi yüzünden bir derece sû-i istimal ettiklerinden; rekabetkârane ihtilafa düşüp hem kendine hem cemaat-i İslâmiyeye ehemmiyetli zarar olmuş.
NAGAH Sarsıldı cihan, öldü de bir gümgüme nâgâh
NAHAH ...enzar-ı dikkati hâh-nâhâh üzerlerine celbeden hâlis nurdan vücuda gelmiş birinci kadirden pek nurlu...
NAHOŞ En hastalıklı, az bir sözden müteezzi olan bir kulağa nâhoş gelmiyor, hoş geliyor.
NAKABİL Namaza dair fazilet ve mükâfat menba'ı olan Dördüncü ve Dokuzuncu ve Yirmibirinci Sözler ruhumun karanlık köşelerini nâkabil-i tarif bir surette tenvir etmiştir.
NAKŞİBEND Ebu Hanife, Şafiî, Bayezid-i Bistamî, Şah-ı Geylanî, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Gazalî, İmam-ı Rabbanî gibi milyonlar münevver meyveler veriyor.
NALAN Felsefe mezbelelerinde nâlân, sürünen edepsizler elbette hakîki edebi ve edebiyâtı sizin eserlerinizde bulacaklarına asla şübhe yoktur ki, böyle olacak.
NALAYIK Tâ dest-i kudret, zahir akla göre hasis ve nâ-lâyık emirlerle bizzât mübaşereti görünmesin.
NALE Vasfeyleyemez aşkımı, şiirimdeki nâlem…
NAM Allah nâmına ver‥ Allah nâmına al‥ Allah nâmına başla‥ Allah nâmına işle‥ vesselâm.
NAMA'DUD Kitab-ı âlemin yaprakları, enva'-ı nâma'dud/Huruf ile kelimatı dahi, efrad-ı nâmahdud
NAMAHDUD Kitab-ı âlemin yaprakları, enva'-ı nâma'dud/Huruf ile kelimatı dahi, efrad-ı nâmahdud
NAMAHREM Mesela, gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men’edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’an dinlemeye sarf etmek gibi sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır.
NAMAZ Meselâ, sen namaz kıldın veya abdest aldın.
NAMAZGAH Nasıl ki böyle şöhret divanelerinden birisi namazgâhı telvis etmiş, ta herkes ondan bahsetsin.
NAMDAR Hem sahtekâr, âmî bir nefer; namdar, âlî bir müşirin tavrını takınsın, makamında otursun, çok zaman öyle kalsın, hilesini ihsas etmesin. (26. Mektup)
NAME Perviz denilen Fars Pâdişahı, nâme i Nebeviyeyi yırtmış.
NAMERD Ehl-i hakkın ihtilafı nâmerdliklerinden, himmetsizliklerinden, hamiyetsizliklerinden olmadığı gibi;...
NAMESBUK ...ikinci yüzüyle de şuunat-ı İlahiyeye âyinedarlık ettiğini emsali nâmesbuk bir talâkat-ı lisan ile ifade ediyor ki,...
NAMEŞRU Benim gibi hayat-ı dünyeviyeye az ehemmiyet veren ve unsuriyet fikrini frengî illeti gibi bir maraz telakki eden ve gençleri nâmeşru keyif ve hevesattan men’e çalışan ve başka memlekette dünyaya gelen bir adama “O Kürt’tür, arkasına düşmeyiniz.” diyebilirdiniz ve demeye bir hak kazanabilirdiniz.
NAMUSKAR Milyonlar talebelerinin hiçbirisinde bir vak'anın görülmemiş olmasıyla beraber, hepsinin de namuskârane faaliyetleriyle müstakim görülmeleridir.
NAMUSPERVER ...me’yus ve müteessir (olarak) vahşetzâr fakat munis, fakat vefakâr ve nâmusperver olan dağlarına döndü.
NAMUSŞİKEN ...fikr-i ihtilal ve meyl-i tahrip ve aldatıcı cerbezenin neticesi olan hicv-i âsiyane, müfteriyane, namus-şikenane ile kendi firavuniyetini ve zımnen medih ve gururiyetini ve bilmediği halde İslâm’a düşmanlığını göstermekle beraber...
NAMUVAFIK Hem madem zahir olan âlem-i şehadet, camid ve teşekkül-ü ervaha nâmuvafık olduğu halde bu kadar zîruhlarla tezyin edilmiş.
NAMÜSTEHAK Her defa olduğu gibi bu kerre de nâmüstehak olduğum halde hakk-ı fakiranemde lütf u ibzal buyurulan iltifatat-ı bînihaye bu fakiri mestediyor.
NAMÜTENAHİ O kudret hem basittir, hem nâmütenahîdir, hem zâtîdir.
NAMZED/
NAMZET
Ve şu i'câzın bir nev'ini şu zamanda izhârına, haddimin fevkınde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak ve namzet olduğumu anladım.
NAN İşte ey nankörlük içinde kendini başıboş zanneden bedbaht gâfil!
NANKÖR İşte ey nankörlük içinde kendini başıboş zanneden bedbaht gâfil!
NAPAK Fakat, sair şeylerdeki umûr-u hasiseye ve kudretin izzetine uygun gelmeyen nâpâk keyfiyat-ı zahiriyeye menşe' olmak için esbab-ı zahiriyeyi perde etmiştir.
NAR Şimdi kırk para ile alacağımız bir kavunu, bir narı, kırk bin lira ile de yiyemezdik.
NASEZA ...hatta kendisi hakkında bir nâseza söz tebliğ edene; "Hâşâ! bu yalandır. Bu sözü söyledi dediğin zat, böyle söylemez." buyururlar.
NASİHATNAME İktisad hakkındaki risale hem insanî, hem içtimaî, hem dinî, hem dünyevî çok güzel ahlâkî, çok hoş imanî, çok değerli nuranî bir nasihatnamedir.
NATAMAM Ebna-yı cinsime de burada birkaç söz söylemezsem bence bahis nâtamam kalır.
NATÜVAN Garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvanem, alîlem, âcizem, ihtiyarem.
NAVAKIF Maalesef memleketimizde Türkçe bilen yoktur, bunun için Üstadın hizmetlerine nâvâkıftırlar.
NAZ Bir vakitte bu yolda seyrettim de geçtim bî-nâz ve pür-niyazî.
NAZARENDAZ Tesadüf ve dalalet, o yolda nazar-endaz.
NAZARGAH ...öyle bir surette o mu'cizeyi nazargâh-ı enâma koyuyor, …
NAZARVARİ Nazarvâri kelamı sebep oldu ki ona isnad-ı ilhad oldu
NAZDAR Hazret-i Gavs'ın kasidesinin başında bu beş satırdan evvel, acib, pek garib, çok beliğ, nazdârâne tahdis-i ni'met suretinde…
NAZENİN ...nâzdâr çiçeklerin dostları olan nâzenîn hayvancıkları vazife i hayattan terhis etmekle beraber,…
NAZIMŞİKEN Eserlerim bâzen hem hakîkat-şiken, hem nazım-şiken, hem üslûb-şiken, hem hayal-şiken, hem hiss-şiken, hem ifrat-âlûddur.
NAZİK ...hem şiddet i harârete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması;…
NEDAMETKAR Me'yusane bir hüzün ve nedametkârane bir teessüf ve istimdadkârane bir hasret hissettim.
NEFİSPEREST Demek nefisperest, tabiatperest gayet ahmak, gayet zalimdir.
NEFİSPERVER Seferberlikte bir taburda biri muallem, vazifeperver; diğeri acemî, nefisperver iki asker beraber bulunuyordu.
NEFRETKAR ...imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanîsine ilişip zikirden nefretkârane uzaklaştırarak susturuyorlar.
NEFRİN Ecnebîlerin tâğutlarıyla ve fünûn u tabîiyeleriyle dalâlete gidenlere ve onları körü körüne taklit edip ittibâ edenlere binler nefrîn ve teessüfler!
NEM Ayn ı hüviyet tutar; şebnem, deniz bir olur güneşin nazarında, kudreti tanzîr eder.
NERDÜBAN bkz. MERDİVEN.
NEŞTER ...mecrûh rûhuma uzanan tîğ i şifâ, neşter i ümîdin tesiriyle dilşâd ve mutmain oldum.
NEV Risale i Nur, kâinâta, nevbaharın feyzini veren bir âb ı hayat ve ayn ı rahmet ve mahz ı hakikat ve bir gülzar ı gülistandır‥
NEVAZ Havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, ra'dlardaki rakraka, taşlardaki tıktıka‥ birer mânidâr nevâz.
NEVBAHAR Risale i Nur, kâinâta, nevbaharın feyzini veren bir âb ı hayat ve ayn ı rahmet ve mahz ı hakikat ve bir gülzar ı gülistandır‥
NEVMALUD İşte bu nevm-âlûd nazar-ı gaflet ve fikr-i felsefe, elbette hakaik-i nübüvvete mihenk olamazlar.
NEVMİT Bu sebepten ye's ve nevmîdîye dûçâr olurdum.
NEVRESİDE Hem Kur’an’ın mertebe-i irşadında öyle bir genişlik var ki bir tek dersinde, Hazret-i Cibril (as) bir tıfl-ı nevresîde ile omuz omuza o dersi dinler, hisselerini alırlar.
NEVRUZ Öyle de, risaleler umumiyetle Kur'ân ömrünün asırlar, senelerinden on dördüncü asır nevrûz u sultanî misillû bir baharı taşıyorlar.
NEVŞE Bkz. NUŞE
NEVZAT Nevzâd ı mübârekin dünyaya gelmesini sizin için bir fâl i hayır olarak tebrik ediyorum.
NEY İşte o neyler semâvî, ulvî bir mûsikîden geliyor gibi sâfî ve müessirdirler.
NEZAFETPERVER ...hem gayet nezafetperver, her vakit abdest alır gibi yüzünü, gözünü kanatlarını temizleyen bu taifenin, elbette mühim bir vazifesi vardır.
NEZD Bu kadar azîm ihsânınız, beni sevgili Üstadımızın nezdinde talebelerin en sonuncusu olmak şerefini kazandırdığını tahattur ettirdikçe,…
NİGAH/
NİGEH
Döner ulûm u kâinât, maârif i İlâhî. Eğer mânâ yı ismiyle, tabiat noktasında, “zâtında nasıl olmuş” eğer etsen nigâhı,
NİHAN Demâ gaflet hicap oldu/Ve Nur u Hak nihân gördüm.
NİHAYETPEZİR Güzel çiçekler baharda vücûd-pezir olur. Rahmet-i İlahî şanındandır ki; şu milletin sefaleti, nihayetpezir olsun.
NİK Bedbînlikten kurtarıp îmânlı bir nîkbînlik veriyor.
NİKBİN Bedbînlikten kurtarıp îmânlı bir nîkbînlik veriyor.
NİM Evet emr ve iradenin bu gayet hafî ve vücud-u maddîleri gayet gizli ve havayı âdeta nim-manevî, nim-maddî nev'indeki mevcudatta emr-i tekvinî ayn-ı kudret gibi âsârı görünüyor.
NİMBEDEVİ' Elbette ekser etbaı, köylü ve nim-bedevî ve amelelikle meşgul olan Şafiî mezhebine göre “Kadına temas ile abdest bozulur, az bir necaset zarar verir.”
NİMETDİDE Öyle de hadsiz nimetlerle süslendirmiş ki sema ve zemin bütün nimetlerin ve nimet-dîdelerin lisanlarıyla o Fâtır-ı Rahman’ına nihayetsiz hamd ü sitayiş ederler..
Nİ'METPERVER Evet şu dünyayı antika san'atlarla süslendiren ve lezzetli nimetlerle dolduran ve san'atperverane ve nimetperverane şu derece san'atının acibeleriyle,...
NİMMADDİ Evet emr ve iradenin bu gayet hafî ve vücud-u maddîleri gayet gizli ve havayı âdeta nim-manevî, nim-maddî nev'indeki mevcudatta emr-i tekvinî ayn-ı kudret gibi âsârı görünüyor.
NİMMANEVİ Evet emr ve iradenin bu gayet hafî ve vücud-u maddîleri gayet gizli ve havayı âdeta nim-manevî, nim-maddî nev'indeki mevcudatta emr-i tekvinî ayn-ı kudret gibi âsârı görünüyor.
NİMMANZUM Geçen hakikatı tenvir edecek bir seyahat-ı hayaliye suretinde nim-manzum olarak "Lemaat"ta yazdığım bir vakıa-i misaliyenin mealini şurada zikretmeğe münasebet geldi.
NİMMEDENİ Ekseriyet itibarıyla hayat-ı içtimaiyeye giren, nim-medeni şeklini alan insanlar, ittiba ettikleri mezheb-i Hanefîye göre “Mess-i nisvan abdesti bozmaz, bir dirhem kadar necasete fetva var.”
NİMNURANİ Madem Güneş gibi âciz ve müsahhar mahluklar ve ruhanî gibi madde ile mukayyed nim-nurani masnu'lar, nuraniyet sırrıyla bir yerde iken pekçok yerlerde bulunabilirler.
NİMRESMİ ...böyle nim-resmî ve umumî bir Medrese-i Nuriye açılsa o derece kalabalık ve tehacüm olacak ki, kabil olmayacak.
NİMŞEFFAF Dedi “Orada yılanlar böyle nim-şeffaf olur.” İşte böyle bir mecaz, hakikat zannedilmiş
NİŞAN Sabri ise; fıtraten bende mevcut hâs bir nişan var.
NİŞANE ...mânen milyonlar mü'min muvahhidînin zümresine nişane i berâetini bahş…
NİYAZ Bir vakitte bu yolda seyrettim de geçtim bî-nâz ve pür-niyazî.
NİZAMNAME Ve matbuat nizamnamesini, vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i hâlisa tanzim etmeli.
NOHUT Meselâ, benim avucumda nohut, leblebi, üzüm, buğday gibi maddeler bulunsa, ben onları yere atsam, üzüm üzüme, leblebi leblebiye karşı sıralansa…
NUMUNE bkz. NÜMUNE
NUREFŞAN İkinci hüzün, firaku’l-ahbaptan gelir, yani ahbap var, firakında müştakane bir hüzün verir. İşte şu hüzün, hidayet-eda, nur-efşan Kur’an’ın verdiği hüzündür.
NURİN Name-i nurîn-i hikmet, bak ne takrir eylemiş.
NURİSTAN ...ağır yüklerini bırakan ve serbest kalan ve dünyadan göçüp giden ruhların nurani bir nuristanı ve bir bostanı olduğunu gösterir.
NUŞE/
NEVŞE
Yalnız ağızda, o da kaç sâniyede bî hûşe verir nûşe.
NUTUKHAN Gecede sükûta dalan ve sükûnete giren bütün küçük hayvanların kasidehân enisleri, gecenin sükûnetinde ve mevcudatın sükûtunda onların tatlı sözlü nutuk-hânlarıdır.
NÜBÜVVETKAR Zülkarneyn olan İskender-i Kebir'in nübüvvetkârane irşadatıyla akvam-ı zalime ile milel-i mazlume ortasında hail...
NÜCUMPEREST ...esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi çok enva'-ı şirk taifelerine meydan açmışlar.
NÜMAYAN Bir nur ki bütün zerrede o nümâyân,
NÜMAYİŞ Fakat, gösteriş ve tasannû ve avâm perestâne nümâyiş etmemek gerektir.
NÜMUDAR Medarında nümudarız
NÜMUNE/
NUMUNE
İşte bir nümûne olarak Tevrat, İncil, Zebûr’un Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a ait âyetlerinin birkaç nümûnesini göstereceğiz:
NÜMUNEGAH Nasıl ki bir insan, bir memlekette münteşir bulunan çiçekler envâını, nümunegâh küçük bir bahçesinde cem eder;…
NÜMUZEC bkz. ENMUZEC
NÜZHETGAH Buَ misafirhanelerdekiَ muvakkatَ nüzhetgâhlarَ kadarَ ağırَ gelmez.َ
ORDUGAH "Formalarınızıَ takıp,َ nişanlarınızıَ asınız"َ emrineَ karşıَ ordugâh,َ seraserَ rengârenkَ çiçekَ açmışَ müzeyyenَ birَ bahçeyiَ temsilَ ettiğiَ misillü;َ…
ORUÇ Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi.
OST “Heme Ez Ost”tur; “Heme Ost” değil.
PA/PAY Kemâl i ihtiramla hâk i pây-i zât-ı àlîlerinize yüzümü ve gözümü sürerek öperim.
PABUÇ Beş senedir elbise, çamaşır, pabuç, çorap için dört buçuk lira ile idare ettim.
PADİŞAH Padişah, kendi ocağı yanında ve tenceresinin başında pişirdiği bulgur çorbası yanında ne yapıyor, bizim ağamız onu biliyor.
PAHA bkz. BAHA
PAHALI Yoksa her şey o kadar pahalı, o kadar müşkülâtlı olacak ki; dünya verilse birisi elde edilemez…
PAK ...abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbini bütün nekâisten pâk ve müberrâ; ve ehl i dalâletin efkâr ı bâtılasından münezzeh ve muallâ;…
PAMUK Hârika-pîşe bir zât, bir dirhem pamuktan yüz top çuha ve ipek veya patiska gibi mütenevvî sâir kumaşları o tek dirhem pamuktan nescetmekle beraber…
PANZEHİR İstîdat, terbiyeler, tekessürü hak olur, hak da tekessür eder. Bir madde i vâhide, hem zehir ve hem panzehir.
PARA Evet şu perişan dünyada, âvâre nev'-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta; sahibsiz, hâmîsiz bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder.
PARÇA Birisi bahtiyar idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder.
PARE Pârelenince kafes,/Tâ kesilince bu ses;
PAŞA Paşa, Paşa! İslâmiyette, îmândan sonra en yüksek hakikat namazdır.
PATLICAN Denizin balıklarıyla karanın patlıcanları şâhittir.
PAY bkz. PA
PAYAN Onun için, selâm ve muhabbetlerinize mukabil selâm ve meveddetlerimiz bîpâyan olduğu gibi, bu râbıta ve iştiyak ile de sizleri kucaklar ve İslâmi hasret ve saffetle gözlerinizden öperim.
PAYE Hem kalbime geldi ki: Hazret i Şeyh bana bir pâye vermedi.
PAYİDAR/
PAYDAR
Müslümanların, Kur'ân’a hürmetlerinin sebebi; bu kitap pâyidâr oldukça, başka bir dinî rehbere arz ı ihtiyaç etmeyeceklerini anlamalarıdır.
PAYİTAHT Hindistan’ın pâyitahtına bin iki yüz yirmi dörtte girmiş.
PAYMAL/
PAYİMAL
Ecdadımızın tarihlere şan salıp nam veren ahlâk ve şerefini pâyimal eden sefahet ve rezaletin ve ahlâk-ı seyyienin cemiyet hayatını zehirlediği
PAZAR/
BAZAR
Risale i Nur, mücevherât ı Kur'âniye hakikatlerinin sergisidir, pazarıdır.
PAZI/PAZU Bkz. BAZU
PEÇE Aynı kanun ile, zemin yüzünü her bahar mevsiminde tecdit eder, taze bir peçe, üstüne çeker.
PEDER Bir büyük âmir, raiyetine pederâne şefkatle bakar.
PEHLİVAN Birinci defaki yazdığım yazılarımla son yazdığım yazılarımı karşılaştırdığım vakit, böyle çapraşık bir yazı ile, nasıl olur da dilâver bir pehlivan gibi ortaya atıldığımı düşünerek evvelce çok meyûs oldum.
PEMBE/
PENBE
Rengi, pembe beyazdır.
PENAH Şu hâlde, ne şeref bahş bir taht ı àlîdir ki; mazlumlara melce ve penâh, zâlimlere de hüsrân ve tebah oluyor.
PENCERE Şu pencere, insan penceresidir ve enfüsîdir.
PENÇE Alem dahi büyük bir insandır, o da ölümün pençesinden kurtulamaz, o da ölecek.
PERAKENDE ...Nur Risalelerine perakende, ehemmiyetsiz parçalar nâmı verilmesi zâhir bir yanlıştır.
PERÇİN Din düşmanları tarafından hücumlar oldukça, Nur talebelerinin Risale i Nura ve Üstadlarına olan sadâkat ve sebat ve faâliyetleri ziyâdeleşir, perçinleşir.
PERDAZ İçinde ruhlarımız, eder pervaz u perdaz, olur şehbaz u şehnaz, yelpez namaz u niyaz.
PERDE Evet, kasıt ve şuûr ve irâdeyi gösteren bir perde i hikmet, umum kâinâtı kaplamış ve o perde i hikmet üstünde lütûf ve tezyîn ve tahsin ve ihsânı gösteren bir perde i inâyet serilmiştir…
PERDEBİRUN Bu bîçarelerin ye'sini ve elemini artıran ve sefih bir kısım zenginlerin mel'abe-i hevesatı ve zalim bir kısım kavîlerin vesile-i şöhret ve şekaveti olan firenk-meşrebane ve perde-birunane ve firavunane medeniyetperverlik namı altında yaptığınız harekâtta mıdır?
PERDEDAR İzzet-i azamet ister ki; esbâb-ı tabîi, perdedâr-ı dest-i kudret ola aklın nazarında.
PERESTİŞ Diğeri, hayatı verene ve besleyene perestiş edip yalvarmaktır.
PERESTİŞKAR ...berr ve bahri cezbeye getirecek bir zemzeme-i şükran ve tekbir ile perestişkârane ona müteveccih olan en güzel masnuuna karşı lâkayd kalsın...
PERGAR/
PERGEL
...bir kazanın düsturuyla ve kaderin pergârıyla tanzim edilmiş gibi meyvedar vaziyetler ve heyetler, bir ilm-i muhiti gösteriyor.
PERHİZ Ramazan ı Şerîfte oruç vâsıtasıyla bir nev'i perhize alışır, riyâzete çalışır, ve emir dinlemeyi öğrenir.
PERİ ...Allah’ın vahdaniyet akidesini tesis; cinlere, perilere, taşlara ibadeti ilga; çocukları diri diri gömmek gibi vahşi âdetleri izale;…
PERİŞAN Evet şu perişan dünyada, âvâre nev'-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta; sahibsiz, hâmîsiz bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder.
PERŞEMBE Bu sene Mısır radyosu perşembe gecesi Mîraç’tan çok bahsetmesinden hem perşembe ve hem de cuma gecesi Mîraç yaptım.
PERTEV Beşaret veriyor ki: Asl-ı insaniyet-i kübra olan İslâmiyet, sema-i müstakbelde ve Asya‘nın cinanı üzerinde bulutsuz güneş gibi pertev-efşan olacaktır.
PERTEVEFŞAN Beşaret veriyor ki: Asl-ı insaniyet-i kübra olan İslâmiyet, sema-i müstakbelde ve Asya‘nın cinanı üzerinde bulutsuz güneş gibi pertev-efşan olacaktır.
PERTEVNİSAR Tâ Hânedân-ı Osmanî ol burc-u hilafette pertevnisâr-ı adâlet olabilsin.
PERVA ...pek büyük meselelerde, pek büyük bir dâvâda, büyük bir serbestiyetle, bilâ pervâ, bilâ tereddüd, bilâ hicâb, telâşsız, samîmî bir safvetle,…
PERVANE Hâlbuki şu Zât, öyle bir Sultan’ın ahbârını söylüyor ki; memleketinde Kamer bir sinek gibi bir pervâne etrafında döner.
PERVAZ O Arz olan o pervâne ise, bir lamba etrafında pervâz eder ve o Güneş olan lamba ise, O Sultan’ın binler menzillerinden bir misâfirhânesinde binler misbâhlar içinde bir lambasıdır.
PERVERDE Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız!
PES Ol nura varıp baş eğerek hep dediler pes!
PESPAYE ...hangi zavallı teveccüh ve iltifatlar ve hangi pespâye gaye ve ihtiraslar tatmin, teskin ve tesellî edebilir?
PEST Felsefe şâkirtlerinin buna nispeten ne derece pest ve aşağı olduğunu kıyâs edebilirsin.
PEŞ Yıllarca, asırlarca peşinden gidecektir.
PEŞİN Bu gibi ücretleri peşin aldıktan sonra, devam ile hizmete mülâzım olmak lâzımdır.
PEŞKEŞ Havas ve rüesaya o şey peşkeş edilir.
PEYDA İnsanın cihâzât cihetiyle zenginliği şu sırdandır ki; akıl ve fikir sebebiyle insanın hâsseleri, duyguları fazla inkişaf ve inbisat peydâ etmiştir.
PEY Hem de bununla beraber, kavga ve müzâhemetin meydânı olan dağdağa i hayata peyderpey hücum gösteren âlemin binler musîbet ve mezâhimlere karşı yegâne nokta-i istinat, mârifet i Sâni'dir…
PEYDERPEY Hem de bununla beraber, kavga ve müzâhemetin meydânı olan dağdağa i hayata peyderpey hücum gösteren âlemin binler musîbet ve mezâhimlere karşı yegâne nokta-i istinat, mârifet i Sâni'dir…
PEYAM/
PEYGAM
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a bildirilen umûr u gaybiyenin bir kısmı tafsîl iledir.
PEYGAMBER Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a bildirilen umûr u gaybiyenin bir kısmı tafsîl iledir.
PEYGAMBERAN Bütün Peygamberân-ı İzam hazarâtını birer birer ziyaret eder, Peygamber Efendimizi de ziyarete mazhar olunca uyanır.
PEYK Arz değil, Afitab dahi peykidir onun
PEYMAN Cihetül vahdet-i ittihadımız, Tevhiddir. Peyman ve yeminimiz, imandır.
PEYNİR Yine bir vaka-i bereket: Üstadımızın bir okka (yani kilo) peyniri vardı.
PİNEDUZ Siz de pîneduzluktan ve yamacılıktan kurtulursunuz.
PİNHAN Olma bize pinhân gibi.
PİR Niçin? Neden? Ne yaptı bu pîr i fânî? Nedir kabahati bu ihtiyar Müslümanın?
PİRAN ...bütün pîr, pîrân ve mürşidân ve Şah ı Nakşibend Kuddise Sırruhu Hazretlerinden...
PİRİNÇ Hattâ o pirinç, on beş gün Ramazandan sonra bitmiştir.
PİS Niçin bu pis, bu mülevves zerre ile meşgul oldu ve niçin ona ziyâsını verdi.
PİŞ Bu hakikati pîş i nazara getiremeyen ve âyetleri muvâzene ve doğru muhâkeme edemeyen,..Bu hakikati pîş i nazara getiremeyen ve âyetleri muvâzene ve doğru muhâkeme edemeyen,.
PİŞDAR Ey Asurîler ve Kiyanîlerin cihangirlik zamanında pişdâr, kahraman askerleri olan arslan Kürdler!
PİŞE Aslî vazifesinde onu müşevveş etmek, tek bir kuruş yerine onbir kuruşu vermek, olur şeytanî pişe
PİŞMAN ...dünya toplansa, O’nu bir hükmünden geri çevirip pişman edemez.
POLAT ...yıkılmaz, aşılmaz, geçilmez bir sûr; burç ve bârûsu muhkem, mahùf ve müdhiş bir kal'a i polat ve bedendir.
POLİSHANE ...ve Afyon polishanesinde bir gece ve buranın zâbıtasında da açık olarak bir gece kalan
POST Gelir hayâli karşına, postlarıyla tüyleri. İşte şununla görünür meydândaki âsârı.
POSTANE/
POSTAHANE
Ve nitekim mektubların, mürsillerin bulunduğu yerden değil başka yer postahanesinden verilerek gönderilmekte olduğu..
POTA Mâden i nühâsımızı pota-i Furkâna düşürdün,
PUŞİDE Pûşide olmasın, Sevr ve Hut’un kıssa-i meşhuresi İslâmiyetin dahîl ve tufeylîsidir. Râvisiyle beraber müslüman olmuştur.
PUŞT/PÜŞT ...kuvvetli püştibâne, futur götürmez bir mesnede mâlik olmak lâzım geldiğini teyakkun edebildim.
PUT Devr i Saâdette, Müslümanlığın ilk kuruluş zamanlarında olsaydı, Hazret i Peygamber, Kâbe’deki putların parçalanması vazifesini ona verirdi.
PUTHANE Hem bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur'an ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılınçlarının pek büyük ve antika bir yadigârı olan Ayasofya Câmii'ni puthaneye ve Meşihat Dairesini kızların lisesine çeviren bir adamı sevmemek bir suç olması imkânı var mı?
PUTPEREST O zaman putperest olan Lebid; Kur'anın belâgatı karşısında lâl kalmış, bu belâgatı en güzel sözlerle ifade etmişti.
PUYAN Müptedî ve pek acemî bir çocuğun, üstadından aldığı dersi tekrarı misillû, cehl-i mürekkep içerisinde pûyan olan şu âciz talebenize….
PÜR Pür kusur talebeniz Sabri
PÜRCEMAL O Sultan-ı Ezel'in bu tarz hayvan tuyuru kesretle münteşirdir şu meydan-ı fezada, muhteşem ve pür-cemal.
PÜREMVAT Mezar taşımla pür-emvat enindar o mezarımla
PÜRENVAR ...âyet i pür-envârının çok envâr ı esrârından bir nurunu Ramazan ı Şerîfte bir hâlet i rûhâniyede hissettim, hayâl meyâl gördüm.
PÜRHATARKAR Fevkalâde eğer bir cesaretin var; gireriz de beraber, bu yol-u pür-hatarkâr.
PÜRHEVES İşte ey nefs-i pür-heves!
PÜRHİDDET Hapishane müdürüne pürhiddet
PÜRHİKMET Misl-i İdris, pür-hikmettir sözün.
PÜRİŞTİYAK Sonra, pür-merak ve pür-iştiyak o misafir,...
PÜRKEMAL Öyle de o Celil-i pür-kemal, o Cemil-i bîmisal, o Vâcibü’l-vücud, o Mûcid-i külli mevcud, o Şems-i sermed, o Sultan-ı ezel ve ebed, sana senden yakındır.
PÜRKUSUR ...bu abd-i pürkusuru ihya ve âdeta "ba'sü ba'de-l mevt" haline getirdi
PÜRMAANİ Nakil ve hikâyatında, ihbar-ı sadıkada esasî noktalardan hazır müşahid gibi bir üslûb-u bedi-i pür-maânî
PÜRMEAL Bu kelâm-ı pür-meal; iyi bir dikkate al!
PÜRMELAL Yirmi küsur yıldan beri vaktini menfî ve mahbus geçirmekte olduğu hâl-i pürmelâli!
PÜRMERAK Sonra, pür-merak ve pür-iştiyak o misafir,...
PÜRNAR Cürmümüzle külhan gibi pürnârız,
PÜRNAZ Ziyadar âleme çıktık, bak şu zemin-i pür-nâzı
PÜRNEVAL Bizim Hàlık’ımız ve Musavvir’imiz ve bizi hediye veren Kadîr i Zülcemâl, Hakîm i Bî-misâl, Kerîm i Pür-nevâl her şeye kâdirdir.
PÜRNİYAZİ Bir vakitte bu yolda seyrettim de geçtim bî-nâz ve pür-niyazî.
PÜRNUR O Zât-ı Ehad-i Samed ki mahz-ı rahmetiyle hizmetinize beni müsahhar-ı pürnur etmiş.
PÜRRAHM ...memleket ve milletin ızdırabatı karşısında pür-rahm ü şefkat ağlayan;...
PÜRSEVDA ...nihayetsiz telezzüzata ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti;...
PÜRSEYYAL Cazibe ve nevamis, vesail-i pür-seyyal
PÜRŞAN İşte lafzın ihatasında, mananın vüs'atında, hükmün istiabında, ilmin istiğrakında, müvazene-i gayatta câmiiyet-i pürşanı!..
PÜRŞAŞAA Etse tecelli daim pürşaşaa bîhicab.
PÜRŞER Eğer pür-şerr beşer, sû'-i ihtiyarıyla müdahale edip karışmazsa, her halde rızk-ı fıtrî bitmeden evvel, o zîhayatın imdadına o isim yetişiyor, açlıkla ölüme yol vermiyor.
PÜRTAKSİR Bu fakir-i pür-taksir' kardeşinizde, çok mükerrem ve muazzez tanıdığı Üstadının bazı hasletlerinden denizden katre nisbetinde vardır.
PÜRÜMİD Aynı gün pür-ümid, başka ve dünyevî bir meclise gittim.
PÜRÜZ ...bu mübârek milletin evlatlarını komünistlik ve her türlü dinsizliğin dehşetli hücumundan kurtarmağa çalışan, temiz ve pürüzsüz hayatının şehâdetiyle, o bu zamanda bu kudsî vazife ile tavzif edilmiş
PÜRVESVAS Ey haddinden tecavüz etmiş nefs-i pürvesvas! Diyorsun ki
PÜRYAN bkz. BİRYAN
PÜRZÜNUB ...pür-kusurlukta mislim olmadığını nefsime bile bazan kabul ettirdiğim yalnız pür-zünub talebenizi;...
PÜŞTİBAN ...kuvvetli püştibâne, futur götürmez bir mesnede mâlik olmak lâzım geldiğini teyakkun edebildim.
RADYUMVARİ Radyumvâri o madde-yi Kuranî ışığıyla sezmiştim.
RAH/REH ...muhakkikîn-i Ehl-i Sünnet, onun o şedîd îtirâzâtına karşı onu tekfir ve tadlîl etmiyorlar, belki bir râh ı necât onun için arıyorlar.
RAHMETBAHŞ Uzun emellerden ve geçmiş ve gelecek elemlerden ruh ve kalbi güzel bir temsil ile kurtarıp ‌لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ‌ kelime-i kudsiyesinin şifayâb ve rahmet-bahş hazinesine teslim eder.
RAHMETFEŞAN ...ve o her cihetle rahmet-feşan tezahür-ü rububiyet hakikatının içinde, tebarüz-ü uluhiyet hakikatı bizzarure bilinmiş olmasıdır…
RAHNE ...belki bin seneden beri tedârik ve terâküm edilen müfsit âletlerle dehşetli rahnelenen kalb i umumîyi ve efkâr ı âmmeyi…+C1394:T1395
RAİYETPERVER Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyet-perver, muktedir, intizam-perver, müşfik bir melikin memleketi hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemalât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz.
RAKSNÜMA O vaziyeti, pek muhteşem ve şirin velvele-âlûd bir zelzele-i raks-nüma, bir tesbihat-ı cezbe-edâ suretine çevirdiğinden;…
RAM Şu mahlûkatın da dizginleri kimin elinde ise, O’na râm olmanız lâzımdır;
RASADHANE Rasadhanelerde bir âletle yağmurun vakt-i nüzulü keşfediliyor.
RAST O da kaçıp, altmış arşın derinliğinde susuz bir kuyuya rastgeldi.
RAZ O sadefin cevheri; îmân, bürhânı Kur'ân. Vicdân insanî bir râz.
RE'FETKAR Risale-i Nur'un meşrebinde müştakane şefkattir ve re'fetkârane muhabbettir.
REH bkz. RAH
REHA Aşka uyan, nura kanan her zerrede rehâ var.
REHBER Dünya ve Ahiret’te ebedî ve dâimî sürûru isteyen, îmân dâiresindeki terbiye i Muhammediye’yi (Asm.) kendine rehber etmek gerektir.
REHNÜMA/
RAHNÜMA
Öyle de; kelime-i vâhide hükmünde olan Kelâmullah’ın bir kısım âyâtı, sair ihvanının hakikat ve cevherlerine karine ve rehnüma ve komşularının kalblerindeki sırlara delil ve tercüman oluyorlar.
REKABETKAR/
RAKİBKAR
Bu mübarek Isparta'nın medar-ı şükran bir hüsn-ü tâli'idir ki, ondaki ehl-i takva ve ehl-i tarîkat ve ehl-i ilmin -sair yerlere nisbeten- rekabetkârane ihtilafları görünmüyor.
RENCİDE Milel i sâireyi rencîde ederek tevhîş ettiler.
RENÇBER/
RENÇPER
Fakat bu mes'elede çok masum rençber ve esnaf adamlar bize az bir münasebetiyle tevkif edilerek,...
RENDE/
RENDEÇ
Cesedi libâsa göre yontmakla rendeleyen şuarâya tenkidimi göstermek istedim.
RENGARENK Küre i arz, rengârenk muhtelif ve küçük küçük cam parçalarından farzolunursa, her biri başka hâsiyetle levnine ve cirmine ve şekline nispetle şemsten bir feyiz alacaktır.
RENGİN Bak kitab-ı kâinatın safha-i rengînine
RENK/RENG Binâenaleyh, Cenâb ı Hak, şemsin harâretini hayat, ziyâsını şuûr, ziyâdaki renkleri duygu gibi yapmış olsa idi, senin elindeki âyinede temessül eden şemsin timsâli seninle konuşacaktı.
RE'SKAR ...bu münafıkların re'skârlarına hitab ederek...
REŞADETPENAH Reşadet-penah meşrutiyet ve şeyh-i Risale-i Nur sayesindedir.
REŞK ...pîş i reşk gibi hükûmet adamlarının vızvızelerini işitecek midir?
REVA Devr i sâbık’ın Bediüzzaman ve talebelerine revâ gördüğü zulümlerden bir nümûne
REVAN Revânım saha i ukbâ-yı ferdâma.
REVNAKDAR ...ebed-ül âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli revnakdar bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen;…
RIZADADE Eneler nahnüye inkılab edip mezcî cemaat ruhu tevellüd ederek, külle feda olmak için fert zımnen rıza-dâde olabilir.
RİAYETKAR Kur'ana karşı en yüksek hürmeti perverde ettiklerini ve onun evamir-i ahlâkiyesine fevkalâde riayetkâr olduklarını...
RİCAKAR ...o umumî duada benim de bir hissem bulunması için ricakârane bir tevildir.
RİCANAME ...Ankara'ya nakil ile orada hayat ve huzurunun muhafazası için sırf insaniyet namına yazılmış olan bu mahrem ricanameyi bizzât okumak nezaketinde bulunur...
RİSALETMEAB ...arzumun fevkinde pek ziyade ulvî ve nuranî mebâhis ve vekâyi-i risalet-meâbiyeyi beyan ve müjdeyle…
RİSALETPENAH/
RİSALETPENAHİ
...mahza bir lütf u fazl-ı İlahî eseri olarak devam edebildiğim salavat-ı şerife berekâtıyla zuhur eden imdad-ı risalet-penahî ve Cenab-ı Allah’ın nihayetsiz in’am ve ihsan ve inayeti sayesinde…
RİŞ Elem i rîş-i cefâ sîneden erişti öze
RİŞTE Taaddüd ü zevcât ve abd gibi bazı mesâili, ecnebîler serrişte ederek medeniyet nokta i nazarında, şerîata bazı evhâm ve şübehâtı îrâd ediyorlar.
RİYAKAR Eski Said'in Serkeş, Müftehir, Mağrur, Ucblu, Riyakâr Nefsini Susturan, Teslime Mecbur Eden Beş Fıkradır.
RİYAZETKAR Hem Nur'un takvadarane ve riyazetkârane meşrebi,...
ROMANVARİ Avrupa'dan tereşşuh etmiş şu hazır edebiyat romanvâri nazarla Kuranda olan letaif ulviyet mezaya-yı haşmeti göremez hem tadamaz.
RU bkz. RUY
RUNÜMA Mezaya-yı âliye ve fezail-i ilmiyesiyle de din-i Muhammedî'nin (A.S.M.) neşrinde ve isbatında bir kemal-i tam halinde rû-nüma olmuş olan böyle bir zât…
RUBUBİYETPERVER ...bu kadar Kerim ve misafirperver ve bu kadar Hakîm ve şefkatperver ve bu kadar Kadîr ve rububiyetperver bir Sâniin,...
RUHEFZA Gayet güzel bir bahar mevsiminde bulutsuz bir güneş, ruh-efza bir nesîm, hayattar bir âb-ı leziz, her taraf şenlik içinde bir âlem gördüm. (
RUHSAR Hatt ı ruhsârının her noktası bir âyet i kübrâ.
RUNÜMA Mezaya-yı âliye ve fezail-i ilmiyesiyle de din-i Muhammedî'nin (A.S.M.) neşrinde ve isbatında bir kemal-i tam halinde rû-nüma olmuş olan böyle bir zât…
RUŞEN Meşhûr Kuss İbn i Sâide ki, Kavm i Arab’ın en meşhûr ve mühim hatîbi ve muvahhid bir zât ı rûşen-zamîrdir.
RUŞENZAMİR Meşhûr Kuss İbn i Sâide ki, Kavm i Arab’ın en meşhûr ve mühim hatîbi ve muvahhid bir zât ı rûşen-zamîrdir.
RUY/RU Nefis ise, şu vaziyeti gördükçe bütün rû yi zemin, velvele âlûd bir zelzele i firâkta yuvarlanıyor gibi gördü.
RUZ İşte ey Müslüman! Senin rûz i mahşerde böyle bir şefî'in var.
RUZNAME câmi' bir âyine ve kâinata güzel bir takvim, bir ruzname olduğu gayet kat'î bir surette tafsil edilmiştir.
RÜSVA/
RÜSVAY
Müseylime i Kezzâb ile emsâlini âlemde rezîl ve rüsvâ eden, kizbdir.
RÜZGAR Bir vakit esaretimde dağ başında azametli çam ve katran ve ardıç ağaçlarının heybet-nüma suretlerini, hayret-feza vaziyetlerini temaşa ederken pek latif bir .rüzgâr esti.
SAADETAVER ...şöyle bir müjde, ne kadar kıymetdar olduğu ve i'dam-ı ebedî ile kendilerini mahkûm zanneden fâni cin ve insin kulağında öyle bir müjde, ne kadar saadet-aver olduğu tarif edilmez.
SAADETFEŞAN Risale-i Nurun hizmet-i îmaniyesine sed çekmeğe çalışanların mukabilinde Risale-i Nurun nurlu, müessir ve saadet-feşan hizmetini belirtmek için..
SAADETKAR ...o ilim ve hikmetle dünyanın saadetkârane saltanatını, âhiretin saadet-i ebediyesiyle sizde birleştirmek,...
SAADETRESAN Hem Kur’an’ı beşer kelâmı farz etmek, lâzım gelir ki âsârıyla, tesiratıyla, netaiciyle âlem-i insaniyetin bilmüşahede en ruhlu ve hayat-feşan, en hakikatli ve saadet-resan, en cem’iyetli ve mu’ciz-beyan, âlî meziyetleriyle yaldızlı bir Furkan’ın gizli hakikati...
SABIRSUZ Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ferman etmiş ki: وَعَسٰى اَنْ يَقُومَ مَقَامًا يَسُرُّكَ يَا عُمَرُ diye Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın vefatı hengâmında olan dehşet-engiz ve sabırsûz hâdisede, Hazret-i Ebubekiri’s-Sıddık nasıl ki Medine-i Münevvere’de kemal-i metanetle herkese teselli verip mühim bir hutbe ile sahabeleri teskin etmiş.
SABIRŞİKEN Madem dünyada böyle tahammül edilmez, sabır-şiken, mukavemetsûz, yandırıcı firkatler var. Elbette mevt, hayata racihtir.
SAD Ve her biri (sad berk) olarak yani, herbir çiçekte yüz parça yaprak.
SADAKATKAR Kur'anı bîtarafane tercümeye gayret ettim ise de; kari'lerim, Kur'anın metnini sadakatkârane bir ifadeye muvaffak olamadığımı göreceklerdir.
SADE Bir nur ki odur sâde ve hem lâyetezelzel
SAFBESTE Nizam-ı hilkat-i âlem denilen şeriat-ı fıtriye-i İlahiye; mevlevî gibi cezbe tutan meczup ve misafir olan küre-i arza, güneşe iktida eden safbeste yıldızların safında durup itaat etmesini farz ve vâcib kılmıştır.
SAFDERUN Bu asırdaki ehl i îmânın fevkalâde sâfderunluğu ve dehşetli cânîleri âlîcenâbâne affetmesi ve bir tek haseneyi, binler seyyiâtı işleyen ve binler manevî ve maddî hukuk u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nev'i taraftar çıkmasıdır.
SAFDİL Bu nev'i hileleri yapan, perde altında ehl i zındıkadır; fakat, sâfdil hocaları ve bazı sofuları vâsıta yapıyorlar.
SAHRANİŞİN Medar-ı maişetlerinin en mühimmi hurma ağacı olan sahra-nişinlerin nazarında ne kadar münasib, güzel, latîf, ulvî bir üslûb-u ifade olduğunu zevkin varsa anlarsın.
SAHTE ...sahte ehliyetle ehil olmadığım bir şeye girişmeğe mecbur oldum…
SAHTEKAR Çünki ehl-i dikkat nazarında alâküllihal etvar ve ahvali içindeki tasannuatlar ve tekellüfatlar sahtekârlığını gösterecek.
SAİKAVARİ Ey mücrimler! Bir tarafa çekiliniz diye olan tüy ürpertici saıkavâri şiddetli emr-i İlahîye maruz kalacakları gibi;
SAL Ne nesil iledir, ne sâl iledir
SALAR ...ol Hazret i sipeh-sâlâr-ı Enbiyâ olan Şah ı Levlâk’e ki, bizlerin görmez gözlerimizi nuruyla şûledâr edip, tarîk ı müstakîme sevk eyledi.
SANATKAR Hattâ herbir taşında, bir saray kadar san'at dercedilmiş. Ustasız olmak, hiçbir akıl kabul edemez, gayet mahir bir san'atkâr ister.
SANATNÜMA Mücedded bir hulle-i san'at-nüma giydiriyor.
SANATPERVER Evet, kemik gibi bir kuru ağacın ucundaki tel gibi incecik bir sapta gayet münakkaş, müzeyyen bir çiçek ve gayet musanna ve murassa bir meyve, elbette gayet sanat-perver, mu’cizekâr ve hikmettar bir Sâni’in mehasin-i sanatını zîşuura okutturan bir ilannamedir.
SANCAKTAR ...ve son musannif bulunan Said-ün Nursî Hazretlerinin yevm-i mahşerde sancaktarı kıl,…
SANDUKÇA Lâekall günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi hakiki istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at.
SANEMPEREST ...ayrı ayrı esbaba bir nevi uluhiyet veren ve onları kendilerine birer nokta-i istinad tahayyül eden esbabperestler, sanemperestler gibi başka ilahlara dayanıp sana muaraza mı ederler?
SANKİ Lezâiz çağırdıkça “Sanki yedim” demeli. “Sanki yedim” düstur eden, bir mescidi yemedi.
SARAY Bir ahırda atın kişnemesini işiten bir adam, yüksek bir sarayda andelibin terennümünü, güzel sadâsını işitir.
SARHOŞ/
SERHOŞ
İllâ ki dalaletten sarhoş olmuş ola.
SATRANÇ ...zâlimlerin satranç oyunlarına bakmakla vazife i kudsiyelerine fütûr vermemek...
SAYE Kezâlik, Kâdirîler de, zikr i cehrî sâyesinde tabiat tâğutlarını târ ü mâr etmişlerdir.
SAYEBAN Gölgelik; koruyup gözeten
SAZ Anlayana sivrisinek sâz gelir, anlamayana davul zurna az gelir.
SE/SEH Ve kezâ, önümüzde îdâm sehpaları kurulmuştur.
SEBATKAR ...tevhiddeki ittisafkârane ve râsihane itikadları tevafuk ve sebatkârane ve mutmainane kanaat ve yakînleri tetabuk ediyor.
SEBZE ...Kudret i Ezeliyenin, bilhassa semerât ve sebzelerdeki nakışları, sanatları esbâba havâle edilirse, esbap, altında ezilecektir.
SEBZEVAT Evet, kuşların, balıkların, karıncaların yumurtalarında, eşcâr ve sebzevatın semerâtında ve o semerâtın tohumlarındaki ifrat derecesini bulan kesret o vaziyeti tenvir eder.
SECDEGAH ...bu abd-i âciz de, tayin ve kabul edilmekliğimdeki tevfikat-ı Sübhâniyeye karşı, secdegâh-ı Rabbaniyede mütalâa ve riya olmasın,…
SECDEVARİ O zamanki gidişinde mübarek çınar ağacı Üstadı mânen teşci etmiş, haşmetli kanatları olan dallarının Cenab-ı Hakka olan secdevâri ubudiyetiyle Üstad'ı uğurlamıştı.
SEFAHETKAR ...hikmet-i âmmesi sefahetkârane abesiyetten ve rahmet-i vasiası lâhiyane tazibden ve izzet-i kudreti zelilane acizden kurtulurlar, takaddüs ederler.
SEFAHETPEREST ...zulümattan ayrılmak istemiyen yarasa tabiatlı, gaflet uykusu ile gündüzünü gece yapan sefahetperest, aklı gözüne inmiş, zulümatta kalarak gözü görmez olanlara ve yolunu şaşıranlara...
SEFALETHANE ...israfat ile gelen evhamlı hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere ve manevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz;…
SEFERBER Hem mücahede ve seferberlik zamanıdır.
SEHABETKAR ...birden Denizli, Milas, Isparta, İnebolu, ümidimin yüz derece fevkinde ve öyle bir sahabetkârane ve iltizamperverane...
SEHAVETKAR Öyle sehavetkârane, san'atperverane bir ziyafet-i âmme ihzar etti ki,...
SEHAVETPERVER Hem öyle sehavet-perverane sofralar kuruyor ki,...
SEHERGAH Demek şu Sûre-i İhlâsta, kendi miktar-ı kametinde müselsel, hem mürettep otuz sûre münderiç; bu bunlara sehergâh.
SEHPA Ve kezâ, önümüzde îdâm sehpaları kurulmuştur.
SELHHANE/
SALHANE
...ve zevalde yuvarlanan zîhayatlar için bir mezbaha, selhhane…
SEMEREDAR Tek bir semere ile semeredâr şecerenin yaratılışlarındaki suûbet ve sühûlet birdir.
SENAHAN Ve keza o kitabın her bir yazısı Rahman ve Rahîm olan kâtibinin evsaf-ı cemaliyesini göstermekle senahan oluyor.
SENAKAR ...o yetimane ağlayışlar, senakârane "yaşasın"lar hükmüne girse..
SENG Cenâb ı Hak, kemâl i kereminden, en fakir adama en zengin adam gibi ve gedâya (yani fakire) pâdişah gibi, lezzet-i nîmetini ihsâs ettiriyor.
SEPET Hilâf ı âdet ve sebepsiz, başı üstündeki sepeti ve elbiseleri yandı.
SER Bak semâvâta ser çekmiş, bulutları da yırtmış, aşağıda bırakmış; dâvet ediyor bizi.
SERAB/
SERAP
Hem, öyle bir istikbâlden doğru olarak haber verir ki; şu dünyevî istikbâl, ona nispeten bir katre serap hükmündedir.
SERAPA Doktor Duzi'nin, baştan nihayete kadar serapa İslâmiyetiniz ve vatanınız ve dininiz aleyhinde...
SERASER Her bir bayram gününde resmigeçit için “Formalarınızı takıp nişanlarınızı asınız!” emrine karşı ordugâh, serâser rengârenk çiçek açmış müzeyyen bir bahçeyi temsil ettiği misillü;...
SERASKER En mukaddes cem’iyet, askerin cem’iyetleridir ki; umum asker silkine girenler, neferden ser-askere kadar dâhildir.
SERBESER Kâinâtta serbeser sırr-ı tesânüt müstetir, hem münteşir. Hem cevânibde tecâvüb, hem teâvün gösterir;...
SERBEST Adi bir esir ve başı bozuğa bedel, âlî bir padişahın has, serbest bir yaver-i askeri olursunuz.
SERBESTİ Menemen hâdisesinin bir yalancı taklidini yapıp, millete dehşet verip, serbestî kanunları kolayca tatbik etmek desîsesiyle hükûmeti iğfal ederek,…
SERDAR Siz, Risale i Nurun tercümânı haysiyetiyle ve bu îmân hizmetinizin İslâm ufuklarında parlaması cihetiyle, bu asrın bir hidayet serdarısınız.
SERDÜSTUR Şu emsilelerdeki ser-düstur şudur
SEREFRAZ/
SERFİRAZ
Sizi bütün insanlar içinde makam-ı nübüvvetle serfiraz, bütün silsile-i enbiyayı, silsilenize rabtedip silsilenizi nev-i beşer içinde bütün silsilenin serdarı;...
SERENCAM Bütün kevn vâlih ü hayran düşündükçe ser-encamın
SERFÜRU Fakat Cenâb ı Hakk’a tevekkül edip o bürhânlara serfürû ediyorum.
SERGARDİYAN Bu mes'elede hapishane müdürleri ve ser-gardiyanları ve belki memleketin idare müdebbirleri...
SERGERDAN Madem şu bîçare perişan küremiz, sergerdan zeminimiz, bu kadar hadd ü hesaba gelmez zevi’l-hayat ile zevi’l-ervah ile ve zevi’l-idrak ile dolmuştur.
SERGERDE Der veya dedirtir: Sizi idare eden ve bana muhâsım vaziyetini alanlar - ki Anadoludaki sergerdeleridir - maksatları başkadır. Niyetleri din ve İslâmiyet değil.
SERGÜZEŞT İşte Hazret i Gavs, mâdem bu kasidesinde sergüzeşt i hayatımın mühim noktalarına işâret ediyor; elbette bu acip ve en tehlikeli bir sergüzeşt i hayatıma şu cümlesiyle işâret ediyor denilebilir.
SERKEŞ Ey acz ve hakareti içinde mağrur ve mütemerrid ve zaaf ve fakrı içinde serkeş ve muannid olan ins ve cin!
SERLEVHA Bu mektûbun mühim bir hususiyeti var. O da tarîk ı velâyet serlevhasını taşıyan ve çok ehemmiyetli bir mevzûu ihtiva etmesidir.
SERMAYE Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde...
SERMAYEDAR bir sermâyedâr kendi yerinde oturup, bankalar vâsıtasıyla bir günde bir milyon kazandığı hâlde,…
SERMEST Ve şimdi bu insafsız ve haksız coğrafyaya ve sersem ve sermest ve sarhoş kozmoğrafyaya bak
SERMESTİ Hülâsa, tatlı bir sermestî içinde hayatımdan memnunum.
SERMEŞK Bize hâcet bırakmamışlar, fakat bir ders i ibret vermişler ve ser meşk yazmışlar.
SERPUŞ O Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanun ile tamim ettiğinden o serpuş dahi secdeye gittiği için inşâallah ihtida eder, daha herkes –yalnız istemeyerek– onu giymekle kâfir olmaz.
SERRİŞTE Taaddüd ü zevcât ve abd gibi bazı mesâili, ecnebîler serrişte ederek medeniyet nokta i nazarında, şerîata bazı evhâm ve şübehâtı îrâd ediyorlar.
SERSEM Yoksa sus hey sersem!. Tâ Hızır gibi bu zât-ı semavî dediğini desin.
SERSERİ Acaba bu serseri yıldız Arzımıza çarpmasın mı?"
SERT Gördüm ki: Kapıda uzanmış vefâdâr bir it ve kaba, sert, sâkin bir kapıcı ve sönük bir vaziyet vardı.
SERTAC Risale i Nur Kur'ân ve Hadîsten sonra sertâc ı evliyâ, sultanü'l eser ve zübdetü'l maânî ve atâyâ yı İlâhî ve hedâyâ yı Sübhânîdir‥
SERVER O vekâyi’de siz cismen değilse de fakat rûhen, Server i Kâinât Efendimiz Hazretleriyle beraber idiniz tasavvur ediyorum.
SERZAKİR Demek, herbir nevi mevcudatın, hattâ yıldızların da bir ser-zâkiri ve nur-efşan bir bülbülü var.
SEYAHATNAME ...meşhur İslâm seyyahı ve tarihçisi Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde diyor ki:
SEYLAP/
SEYLAB
Bu seylâb ve zelzelelerden Risale i Nurun ve binnetice kendisinin kerâmetiyle kurtulmuşlardır.
SEYRANGAH Demek, bir seyrangâh-ı daimîye gidiliyor.
SEYYİATALUD Beşerin şimdiki seyyiat-âlûd hırçın ruhunda, mütebessim küçük cenazeler olan suretlerin rolü ehemmiyetlidir.
SEZA ...manevî vahdetteki ihlâsın ikramı addedilmeye sezâ, gaybî himâye ve sıyâneti, Risale-i Nur şâkirtleri kardeşlerime mücmelen arz ve iblâğ edeyim.
SIRAVARİ Evet, şu dünyayı antika sanatlarla süslendiren ve lezzetli nimetlerle dolduran ve sanat-perverane ve nimet-perverane şu derece sanatının acibeleriyle, şu derece kıymettar nimetlerini dünyanın yüzüne serpen, sıravâri tanzim eden…
...mikroptan gergedana, sinekten simurga kuşuna, bir çiçekli nebâttan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar,…
SİHİRBAZ Milyonlar mahir sihirbazlar dahi, bu san'atları yapamazlar.
SİLAHHANE ...sevgili Üstadımızın bu zehirlere de ilâç yetiştirmesi ve silâhhane-i Kur'andan aldığı acib silâhlarla mübareze etmesi nev'inden…
SİLAHŞÖR Evet nasılki tarihlerde, eski zamanlarda "Amazonlar" namında gayet silâhşör kadınlardan mürekkeb bir taife-i askeriye olarak hârika harbler yaptıkları naklediliyor.
SİLLE Nefs i Emmâreme Bir Sille i Te'dib:
SİLSİLENAME Hazret-i Zât-ı Ahmediye (Aleyhisselâm) nasıl bir şecere-i Tûbâ olduğunu ve Asfiya ve Evliya ve Sıddıkîn, o şecere-i nuraniyenin meyveleri ve mesalik ve turuk onun dalları olduğunu gösterir bir silsile-i azîme, eskiden kalma ve eskimiş bir silsilename yanımda var.
SİMURG/
SİMURGA
...mikroptan gergedana, sinekten simurga kuşuna, bir çiçekli nebâttan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar,…
SİNE Dîde giryân, sîne biryân, akıl hayran bîhaber…
SİNEMAVARİ/
SİNEMATOĞRAFVARİ
Mevsimlerin husulü ve gece ve gündüz vakitlerinin vücudu ve semavattaki ulvî ve haşmetli harekâtın zuhuru ve sinemavâri semavî levhaların tebdili gibi neticeleri istihsal için...
SİPEH ...ol Hazret i sipeh-sâlâr-ı Enbiyâ olan Şah ı Levlâk’e ki, bizlerin görmez gözlerimizi nuruyla şûledâr edip, tarîk ı müstakîme sevk eyledi.
SİPEHSALAR ...ol Hazret i sipeh-sâlâr-ı Enbiyâ olan Şah ı Levlâk’e ki, bizlerin görmez gözlerimizi nuruyla şûledâr edip, tarîk ı müstakîme sevk eyledi.
SİPER Risale i Nur dünya işlerine âlet olamaz. Dünya işlerinde siper edilmez.
SİTAD/
SİTED
Sûk i asr içre bütün dâd ü sited, küfr ü dalâl
SİTAYİŞ Kıymetine nihâyet olmayan ve her vecih ile medih ve takdir sitâyişine şâyân bulunan Risale i Nur eczâlarından bir parçası olan On dokuzuncu Mektûb’u…
SİTAYİŞKAR Yoksa Sure-i Feth'in âhirinde sitayişkârane tavsifat-ı Rabbaniyeye mazhar...
SİYAH Kezâlik, hayatın da iki vechi vardır. Biri siyah, dünyaya bakar.
SİYASETKAR Hem Nur'un sırr-ı ihlası; siyasetkârane kahramanlık damarını taşıyan,...
SİYASETVARİ Siyasetvâri bir tereşşuh gören söylesin.
SOFTA İşte ey bedevî göçerler ve ey inkılâp softaları!
SU/SUY Daim nafakasını düşünüp onun peşine dolaşır, taburu terk eder, çarşıya gider, alışveriş ederdi.
SUD Ya Rabb! İsmim Mes'ud, kendim bîsud, çok çalıştım olamadım mes'ud
SULHKAR Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir.
SULHPERVER Diğer taraftan hüsn-ü niyet sahibi olmak, başkalarına iyilik etmek, iffet, hayâ, müsamaha, sabır ve tahammül, iktisad, doğruluk, istikamet, sulhperverlik, hakperestlik, herşeyden fazla Cenab-ı Hakk'a itimad ve tevekkül, Allah'a itaat...
SURE BE SURE Kelâmın havassına ve mezaya ve letaifine âşina olan ehl-i tetkik ve tenkid, Kur’ânı sûre be sûre, aşır be aşır, âyet be âyet, kelime be kelime cadde-i tetkikten geçirdikten sonra,...
SURETPEREST Kur'an men'ettiği gibi, sanem-perestliğin bir nevi taklidi olan suret-perestliği de men'eder.
SUSMAR Arapça “dabb” denilen bir susmar, yani keler elinde idi.
SUY bkz. SU
SUZAN Onlar diyorlar ki: “Ateş i sûzândır.”
SÜLEYMANVARİ Adalet-i tâmme yapmak isterseniz; Süleymanvâri rûy-u zemini etrafıyla görmeye ve anlamaya çalışınız.
SÜMBÜL/
SÜNBÜL
Bazı habbeleri yedi sünbül vermiş farzetsek, herbir sünbülde yüzer tane olmuş ise; o vakit tek bir habbe bütün tarlanın iki sülüsüne mukâbil oluyor.
SÜRME Gözde rü'yet, midede hem ihtiyacı dercedendir mutlaka, semâ gözüne ziyâ sürmesi çekmiş, zemin yüzüne gıdâ sofrası sermiş.
SÜTUN Şerîatın yüzde doksanı – zarûriyât ve müsellemât ı diniye – birer elmas sütundur.
SÜVARİ O da gitti, yarım yük hurmadan, dört yüz süvariye kifâyet derecesinde zâd ü zahîre verdi.
ŞABAŞ Davula bedel tarikate veya kitaba el vurur ki, bahşiş ve şabaş olsun.
ŞAD ...babamdan aldığım bir şefkatnâmede zât ı mürşidânenizin muhabbet i manevîlerinin mübeşşiri olan selâmlarınızı tebliğiyle, vîran gönlüm şâd ve bünyâd edildi.
ŞADIRVAN Tabiatları latîf, ince ve latîf sanatlara meftûn bazı insanlar, bilhassa hâs bahçelerinde pek güzel hendesevâri bir şekilde şekilleri, arkları, havuzları, şadırvanları yaptırmakla bahçelerine pek muntazam bir manzara verirler.
ŞAH/ŞEH Fakat hususî faziletlerde Şah ı Geylânî gibi bazı hârika kutublar, bir cihette daha parlak makama sâhiptirler.
ŞAHANE İkinci muhabbet ise; elma içindeki, elma ile gösterilen iltifatât ı şâhânedir.
ŞAHBAZ/
ŞEHBAZ
İçinde ruhlarımız, eder pervaz u perdaz, olur şehbaz u şehnaz, yelpez namaz u niyaz.
ŞAHENŞAH Fakat heyecana geldiği zaman bir arslan tavrı alır, iki dizinin üstüne doğrulur, bir şâhenşâh gibi konuşur.
ŞAHESER Kıymet takdir edilmez bir şâheser i tarîkattır, bir nur u hakikat-feşân, bir gülistandır.
ŞAHISPEREST Şahısperest bir muhteris bir garaz-ı şahsî ile arzu-yu nefsanî
ŞAHİN Evet, bir tavuk kendi uçuşuyla, şahinin veya kartalın uçuşlarını taklit ve tercüme edemez.
ŞAHMPARE O içinde bulunmazsa o şahm-pare göz olmaz, sen de bir şey göremez.
ŞAHRAH ...şahrâh ı Kur'ân’a delâlet eylemek hususundaki ihlâslı mücâhede ve hizmetinizde dâim ve muvaffak buyursun, âmîn…
ŞAKİRD/
ŞAKİRT
Hem o dinsiz şâkirt, mütemerrit ve muanniddir.
ŞAL ...Şarkî Anadolu kıyafetinde, o şal ve şalvar altında, öyle bir kanun u dehânın ihtifâ edebileceğini bir türlü anlayamayarak, bir kısım adamlar ona, mecnûn demişlerdi.
ŞALVAR ...Şarkî Anadolu kıyafetinde, o şal ve şalvar altında, öyle bir kanun u dehânın ihtifâ edebileceğini bir türlü anlayamayarak, bir kısım adamlar ona, mecnûn demişlerdi.
ŞAŞAANİSAR Ve ey Habib-i Kuddüs'ün tarîk-ı ulviyetinde karanlıkları yararak uçan şahab-ı şaşaanisar!
ŞAŞAAPAŞ Evet, zeminin yüzü ve yüzündeki eşcarın kıştaki vaziyet-i fakiraneleri ve baharda şaşaapaş olan servet ve gınaları gayet kat’î bir surette, bir Kadîr-i Mutlak ve Ganiyy-i Ale’l-ıtlak’ın kudret ve rahmetine âyinedarlık eder.
ŞAYAN Senin harâretli mektûbunun gösterdiği intibâh ı rûhî, şâyân ı tebriktir.
ŞAYESTE Demek, O’na şâyeste, dâimî, berkarar, zevâlsiz, muhteşem bir diyar ı âher var.
ŞAYET Mert olan, cinayete tenezzül etmez. Şâyet isnat olunsa cezadan korkmaz.
ŞEB Şeb i firkatte ağlayan göz için,
ŞEBNEM Ayn ı hüviyet tutar; şebnem, deniz bir olur güneşin nazarında, kudreti tanzîr eder.
ŞECAATKAR Risale-i Nur'un sönmez nuruyla ve susmaz lisanıyla şecaatkârane mukabele ve mukavemet edip,...
ŞEFAATBAHŞ Derslerinden birinde ki, her vakit zikrettiğim مَنْ اۤمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ şefaatbahş vecizesi hatırımızda varken, şübhesiz her musibet ve her elem hoş karşılanacaktır.
ŞEFAATKAR ...onun ruhuna şefaatkârane bir hoş-âmedî nev'inden bir istikbal ettikleri hatırıma geldi.
ŞEFKATKAR Mahpuslara şefkatkârane hizmetle yardım etmek ve muhtaç oldukları rızıklarını ellerine vermek...
ŞEFKATNAME …babamdan aldığım bir şefkatnamede Zât-ı Mürşidanenizin muhabbet-i manevîlerinin mübeşşiri olan selâmlarınızı tebliğiyle, viran gönlüm şâd ü bünyâd edildi.
ŞEFKATPERVER Eâzım-ı esma-i İlahiyeden olan Rahîm ve Hakîm ve Vedud’un iktiza ettikleri şefkat-perverane terbiye ve maslahatkârane tedbir ve muhabbettarane taltif, nasıl ve ne suretle müthiş ve muvahhiş olan mevt ve adem ile zeval ve firak ile musibet ve meşakkat ile tevfik edilebilir?
ŞEH bkz. ŞAH
ŞEHADETMEAB Bir Vâcibü'l-Vücuda, Sahib-i Celâl ve Cemâl, şu fıtrat-ı zîşuur kat'î şehadet-meab.
ŞEHADETNAME İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi
ŞEHBAZ bkz. ŞAHBAZ
ŞEHİR Bir adam, elinde olan âyinesini bir hâne veya bir şehre veya bir bahçeye karşı tutsa, misâlî bir hâne, bir şehir, bir bahçe, o âyinede görünür.
ŞEHNAME ...o civarda ciddî kardeşlerimizin namına yazdığı parlak kaside ve dördüncü şehnamesi...
ŞEHNAZ İçinde ruhlarımız, eder pervaz u perdaz, olur şehbaz u şehnaz, yelpez namaz u niyaz.
ŞEHRAYİN Hâlık-ı Rahîm ve Rezzak-ı Kerim ve Sâni'-i Hakîm; şu dünyayı, âlem-i ervah ve ruhaniyat için bir bayram, bir şehrayin suretinde yapıp …
ŞEHRİSTAN Hem de sol safında duran ve şehristan-ı istikbalden gelen evlâdlarınız, sağdaki ecdadlarınızı tasdik ederek demiyecekler mi ki:…
ŞEHRİYAR Hazret i Muhammed’in (Asm.) zamanında, Arabistan şâirlerinin şehriyârı, şâir Lebid idi.
ŞEHVETENGİZ Şehvet-engiz bir zevki nefislere de zerkeder.
ŞEKER Çay yapılmasını, hem ikişer çay, üçer şekerle içilmesini emir buyurdular.
ŞEKVANAME Kaza Kaymakamının, şahıslarına ve memuriyetlerinin sû-i istimallerine karşı bir şekvanamedir ki; o risaleyi kimseye vermedim.
ŞEMATETKAR Hem de boğazımızı pençesiyle sıktığı bir zaman-ı elîmde pek şematetkârane bir istifham ile dört şey sordu bizden.
ŞEREFBAHŞ Şu halde ne şerefbahş bir taht-ı âlîdir ki; mazlumlara melce' ve penah, zalimlere de hüsran ve tebah oluyor.
ŞEREFYAB Bu âciz kulunu muvaffak eyle/Hizmet-i Kur’an’la şerefyâb eyle
ŞERİATŞİKEN Şimdi ise Frenk usûlünün ve medeniyet namı altında bid’atkârane ve şeriat-şikenane cereyanlara taraftar olduğu halde; Allah’a, âhirete, Peygamber’e imanı da taşıyor ve kendini de mü’min biliyor.
ŞEŞ Evet, gayet zengin ve işsiz, istirahat döşeğinde her şeyi mükemmel bir efendiden sor: “Ne hâldesin?” Elbette, “Aman vakit geçmiyor; gel bir şeş beş oynayalım.”
ŞEŞBEŞ Aman vakit geçmiyor; gel bir şeş beş oynayalım.
ŞEŞHANE Şeşhane ile mitralyoza mukabele edilmez.
ŞEVKENGİZ Şehvet-engiz bir zevki nefislere de zerkeder.
ŞEYDA Olduk ancak Nurun dertli şeydâsı
ŞEYTANİPİŞE Aslî vazifesinde onu müşevveş etmek, tek bir kuruş yerine on bir kuruşu vermek, olur şeytânî pîşe.
ŞEYTANKAR/
ŞEYTANETKAR
Devr-i Sabıkın şeytankârâne oyunlarına, hilelerine aldanmasınlar;...
ŞİFABAHŞ Nasılki Cenab-ı Hak, Denizli hapsinin sıkıntılarını hiçe indirecek derecede şifa-bahş olan Meyve Risalesi'ni orada ihsan etmiş
ŞİFAHANE Risale-i Nur hastalara şifahâne-i hikmet ve mâ-i zemzem, sağlara maişet-i hakikat ve rîh-i reyhan ve misk-i anberdir.
ŞİFAKAR Fakat sonra, ameliyat-ı şifakâraneden gelen acılar gitti, lezzet geldi.
ŞİFARESAN Evet, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın mübarek eli Hakîm-i Lokman’ın bir eczahanesi gibi ve tükürüğü Hazret-i Hızır’ın âb-ı hayat çeşmesi gibi ve nefesi Hazret-i İsa aleyhisselâmın nefesi gibi mededres ve şifa-resan olsa ve nev-i beşer çok musibet ve belalara giriftar olsa elbette Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma hadsiz müracaatlar olmuş.
ŞİFAYAB "Lâ ilahe İllallah" kelime-i kudsiyesinin şifayab ve rahmetbahş hazinesine teslim eder.
ŞİFREVARİ Şifrevâri şu huruf-u mukattaanın zikri Hazret Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm fevkalâde bir zekâya mâlik olduğuna işarettir.
ŞİKEM Diğer şikemperver ve acemî nefer ise, talime ve harbe dikkat etmezdi.
ŞİKEMPERVER Diğer şikemperver ve acemî nefer ise, talime ve harbe dikkat etmezdi.
ŞİMŞEKVARİ Ve keza kader muhitinde uçan tayyare-i ömre veya hayat dağları arasında açılan uhdud ve tünellerinden şimşekvâri geçen zamanın şimendiferine bindirerek, ebedü’l-âbâd memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevk eden Hâlık-ı Rahmanu’r-Rahîm’den meded istiyorum.
ŞİR Ey yâreli şîr i jiyan,
ŞİRE ...eskiden beri o hemşire, Risale i Nur talebeleri içinde bulunduğuna istihkakını gösteriyor.
ŞİRİN ...şekerlemeden daha tatlı ve köftelerden ve konserve kutularından daha latif, daha leziz, daha şirin meyveleri hazine-i rahmetten getiriyorlar, bize takdim ediyorlar. (22. Söz)
ŞİRKALUD Nasılki bir gün gelecek, şu müsahhar zemin yüzünün zîneti olan âsâr-ı beşeriyeyi şirk-âlûd, şükürsüz görüp, çirkin bulur.
ŞİŞE Sen âyineye baksan, eğer âyineye şişe için bakarsan şişeyi kasten görürsün, içinde Re'fet’e tebeî, dolayısıyla nazar ilişir.
ŞİTAB ...hidayet yolcularınız meyânında yer alabilmek emel-i hâlisânesiyle halka i irşadınıza bütün rûhumla şitâb ediyorum.
ŞİVE ...“Elhamdülillâh” kelâmı tam hurûfâtıyla ve şîvesiyle ve söyleyenin mahsûs sadâsının tarzıyla,…
ŞÖHRETGİR ...Hazret-i Ali’nin mümaşatsız, pervasız, zâhidane, kahramanane, müstağniyane tavrı ve şöhretgir-i âlem şecaati itibarıyla…
ŞÖHRETPEREST O handa bir gece içinde on altunu kumara mumara, eğlencelere ve şöhret-perestlik yoluna sarfettim.
ŞÖHRETPERVER Fakat tarafgirane ve garazkârane, firavunlaşmış nefs-i emmare hesabına hodfüruşluk, şöhretperverane bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan barika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor.
ŞUKUFE Şu hâlde âmâk-ı kulûba nüfûz ve erakk ı hissiyatı tehyîc ve şükûfe misâl olan istîdâdâtı inkişaf ettirmek…
ŞULEDAR İlm ü hakikatte şûledâr mâhitâb ı âhirzamandır bu.
ŞULEFEŞAN/
ŞULEEFŞAN
Alem-i cismanî bir tenteneli perde gibi, şu’le-feşan gaybî avâlim üzerinde.
ŞURE Hayâli, hakikat sûretinde gören, gösteren nüfûsun istîdâd-ı şûresinden, fâil i müessir tavrını takmıştır.
ŞUREZAR Evet Said-i Kürdî İstanbul’a, şûrezâr Kürdistan’ın maarifsizlikle öldürülmek istenilen kâinat idrakinde yapamadığı kâşanelere bedel Yıldız siyasetlerini zelzelelere vermek azmiyle gelmişti.
ŞURİSTAN Hem de kıssadan hisse ve meyl-üt terakkiyle mütekaddimînin esasları üzerine bina ve seleflerin mevrusatında tasarruf ve ziyadeye cesaret bu şûristanda mahvolur.
ŞUURDAR Mevcudat-ı hariciyenin herbiri, sureten camid, şuursuz iken, gayet hayatkârane ve şuurdarane vazifeleri ve tesbihatları vardır.
ŞUURKAR Evet nebatat ve behimiyat gibi şuursuzların gayet derecede şuurkârane ve hakîmane işler görmesi bizzarure gösterir ki
ŞÜBEHATALUD Üçüncüsü: Şübehat-âlûd hükema mesleğidir.
TA Nasıl ki bir ordu fırkalara, fırkalar alaylara, alaylar taburlara, bölüklere, tâ takımlara kadar tefrik edilir. Tâ ki her neferin muhtelif ve müteaddid münasebatı ve o münasebata göre vazifeleri tanınsın, bilinsin. Tâ o ordunun efradları, düstur-u teavün altında, hakiki bir vazife-i umumiye görsün ve hayat-ı içtimaiyeleri, a’danın hücumundan masûn kalsın.
TAASSUBKAR ...büyüklere lâyık ulûvv-u cenabla, enaniyet-i taassubkârânesini hakikata ve insafa feda edip tâmire çalışmasıdır;
TABAN Ve ey Şems-i Tâbân-ı Zülcemal'in karanlıklara aksettirdiği ziya-yı hidayet! Ve ey Habib-i Kuddüs'ün tarîk-ı ulviyetinde karanlıkları yararak uçan şahab-ı şaşaanisar!
TABİATPEREST Ya fakdü’l-ahbaptan gelir, yani ahbapsızlıktan, sahipsizlikten gelen karanlıklı bir hüzündür ki dalalet-âlûd, tabiat-perest, gaflet-pîşe olan medeniyetin edebiyatının verdiği hüzündür.
TAC/TAÇ ...hem îmân tâcını giyen hizbullâhın galebesini…
TAFRA Kelâmın selâseti ise; bir derece hissiyattan tafralık ve iştibâk etmemek ve tabiatı taklit ve harice temessül ve mesîl i garazda sedâd ve maksat ve müstakarrın temeyyüzüdür.
TAHAMMÜLSUZ Ciğer şikâf ve tahammül sûz ve emel öldürücü, bütün kemâlâtı zîr ü zeber eden, hicran ı ebedî olan ademi, insana musallat etmez; demek, saâdet i ebediye olacaktır.
TAHASSÜNGAH Oldu mülhidler tahassüngâhı, seninle tar ü mar.
TAHKİRKAR Hattâ kâinata ve mevcudata karşı zalimane ve tahkirkârane bir adavet taşıyor.
TAHMİDNAME ...o hadsiz hamdlerin yekûnunu kendi hamdleri içine alarak azametli ve geniş bir tahmîdnâme...
TAHRİFKAR ...noksan huruflarla yeni hatt altında tahrifkârane ehl-i dalaletin tevilat-ı fasideleri âyâtın sarahatını incitmelerine bakmıyor gibi,...
TAHRİPKAR Menfîce müteharrik, daim tahribkâr olur.
TAHSİLDAR Bir müessesenin başmüdürü, muavini, kâtibi, müvezzii, tahsildari, hademesi olur.
TAHSİNKAR Otuzüç âyât-ı Kur'aniyenin tahsinkârane işaretine mazhariyeti...
TAHT Demek; Taht ı Belkîs Yemen’de iken, Şam’da aynıyla veyâhut sûretiyle hazır olmuştur, görülmüştür.
TAHTA Haberim olmadan, câminin hàlî bir yerinde – iki üç tahta, bir kilimle – beni üşütmemek fikriyle bir zâtın yaptığı iki kişilik bir settâre yüzünden,…
TAHTNİŞİN Evet saadet-saray-ı istikbalde taht-nişin hakaik ve maarif yalnız İslâmiyet olacaktır.
TAK ...o şark ve garbın kâb-ı kavseyni olan kâbe i saâdetteki tâk ı muallâsındaki kavs i kuzehindeki elvân ı seb'anın;…
TAKDİRKAR ...şübhesiz bedahetle o hârika kumandanı gösterir, takdirkârane sevdirir.
TAKDİSKAR En takdiskâr ve kanaatbahş bir lisanla, başka bir kitab-ı münzelin tefevvuk edemeyeceği bir ifade ile takrir eden kitab, Kur'andır.
TAKLİDGAH ...mensucat-ı ebediyenin sür'atle işleyen tezgâhı ve menazır-ı sermediyenin sür'atle değişen taklidgâhı ve besatîn-i daimenin tohumcuklarına sür'atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur.
TAKLİTKAR Farz-ı muhal olarak Müseylime gibi hadsiz derece haddinden çıkıp taklidkârane o izzet ve ceberut sahibi olan Hâlık-ı Zülcelalini kendi fikriyle konuşturup...
TAKRİZNAME Risale-i Nur nedir ve hakikatlar müvacehesinde Risale-i Nur ve Tercümanı ne mahiyettedirler diye bir takriznamedir.
TAKVADAR Hem Nur'un takvadârâne ve riyazetkârâne meşrebi;…
TALEPKAR Bir fer’a bir delile umumun semeresi netice-i cesime ona bindirmeğe talebkâr
TALİMGAH Onun nazarındaَ şu dünya,َ birَ zikirhane-iَ Rahman,َ birَ talimgâh-ıَ beşerَ veَ hayvanَ veَ birَ meydan-ıَ imtihan-ıَ insَ üَ cândır.َ
TAMAKAR/
TAMAHKAR
Öyle de; ahlâk ı àliye-i Peygamberiyeden olan ve belki kâinâttaki nizâm ı hikmet-i İlâhiye’nin medârlarından olan iktisat ise, sefillik ve bahillik ve tamahkârlık ve hırsın bir halîtası olan hısset ile hiç münâsebeti yok.
TANE Otuz kırk tane veya elli altmış tane gibi az bir miktarda iken, binler yerde Lihye i Saâdetin saçları bulunması, beni bir zaman çok düşündürdü.
TANENENDAZ/
TANİNENDAZ
Sultan-ı ezel, zemin ve âsumanın evtarını intak edip her bir tel başka lisan ile mu’cizatının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minada ile’l-ebed tanin-endaz etmiştir.
TAR Oldu mülhidler tahassungâhı, seninle târ ü mâr.
TARAFDAR ...şübheli, dağdağalı, faidesiz bir düşmana (İngiliz) tarafdarlık göstermekle muzaaf bir surette ve zararlı bir yolu tercih etmek, ...
TARAFGİR Mü’minlerde nifak ve şikak, kin ve adâvete sebebiyet veren tarafgirlik ve inat ve hased; hakikatçe ve hikmetçe ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı içtimaiyece ve hayat-ı maneviyece çirkin ve merduddur, muzır ve zulümdür ve hayat-ı beşeriye için zehirdir.
TARASSUDHANE Şimdi de tarassudhaneye düşmüşüm.
TARAVETTAR ...bütün enbiyâ hayattar kökleri, bütün evliyâ tarâvettar semereleri bir şecere i nurâniyedir ki;…
TARHANA Hem, dört ay evvel bize bir parça tarhana getiren Risale-i Nur şâkirtlerinden Fuâd’ın,…
TARİFENAME İşte bütün mevcudat, böyle evveline dikkat ettikçe bir ilmin tarifenamesi ve âhirine dikkat ettikçe bir Sâni'in plânı ve beyannamesi...
TARİFNAME Şu Yirmidokuzuncu Söz, tarifnamelerde yazıldığı gibi, bir müstensih hatt-ı hakikiyesine ihtiyarsız takarrüble, sırrı tezahüre başlamış ve diğer müstensih hatt-ı hakikîsini bulmuş.
TARİHÇE Tarihçe-i Hayat
TARİHVARİ Halbuki şöyle bazı hâdisat cüziyeyi tarihvâri bir surette musırrane tekrar etmekte ne mana var?
TARUMAR ...âlemdeki tabiatperestlerin putlarını dahi târ u mar etmek gibi bir vazife gördüğü dost ve düşman, herkesin malûmu olmuştur.
TARZİYENAME Felaketzede bir dostuna yazdıkları ve mektûbâtın nihayet kısmına dercedilen ma’nevî teselliyet ve tarziyenamede ne büyük hakîkatları feth ediyorlar...
TAS Ol kevser i Ahmed’den içip her biri tas tas,
TASA Çıksam yine ben âlem i fânî tasasından.
TASANNUKAR ...hizmet-i imaniyedeki ihlası kırmamak ve tasannukârane hodfüruşluk vaziyetine girmeye mecbur etmemek...
TASDİKGERDE Evet, yüz bin peygamberlerin (aleyhimüsselâm) tevatürleriyle ve ihbaratlarının vahy-i İlahîye mazhariyet noktasında ittifaklarıyla ve nev-i beşerden ekseriyet-i mutlakanın tasdik-gerdesi..
TAVLA (at ahırı) Satılmazsa, mide tavlasının bir kapıcısı hükmüne sukùt eder.
TAVSİFNAME ...Halil İbrahim'in de son Risale-i Nur hakkındaki tavsifnamesini dahi bunun gibi Sikke-i Tasdik-i Gaybî'nin arkasında yazılmasını münasib gördük...
TAZARRUKAR Öyle hazînane, öyle mahbubane, öyle müştakane, öyle tazarrukârane saadet-i bâkiye istiyor ki; bütün kâinatı ağlattırıp, duasına iştirak ettiriyor.
TAZE Vakit be vakit, taze taze birer kâinâtı zeminde kuruyor, birer yeni dünyayı icâd ediyor.
TA'ZİMKAR Ve talebelerini, her fırsatta şahsına hürmet ve ta'zimden ve makam vermekten men'etmiş ve ta'zimkârane mektub yazanları dahi takbih etmiştir.
TAZİYENAME Çocuk Ta'ziyenamesi
TEBAH Şu hâlde, ne şeref bahş bir taht ı àlîdir ki; mazlumlara melce ve penâh, zâlimlere de hüsrân ve tebah oluyor.
TEBESSÜMKAR Evet, herbir nebatın çiçek açması zamanında ve sünbül vermesi anında, tebessümkârane manevî tekellümleri hengâmındaki tesbihleri, kendileri gibi güzel ve zahirdir.
TEBLİĞNAME Samsun'dan gelen tebliğnameye karşı kısaca cevabımı Samsun Heyet-i Hâkimesine takdim ediyorum.
TEBRİKNAME Hulusi-i sâni Sabri'nin, malûm kardeşleri hesabına tebriknamesi beni derinden derine sevindirdi.
TEBŞİRNAME Teşnesi bulunduğum tebşirnamelerinizi memnuniyetle aldım.
TECAVÜZKAR Zira insanın vehm-âlud nazarına istikamet; ve tecavüzkâr kuva-yı selâsesine, itidal; ve isti’dadat-ı maneviyesine inkişaf verecek İlahî bir mürşid olabilir.
TECEDDÜDPERVER Bu sesin tebliğ ettiği din, evvelâ naşirlerini bulmuş, sonra teceddüdperver ve imar edici bir kuvvet şeklinde tecelli etmiştir.
TECELLİDAR Bu şeş cihet ziyâdârdır; burûcunda tecellîdâr ki: LA İLAHE İLLA HU…
TECELLİGAH ...ve seyl-i şuûnatın ve mahsulât-ı mâneviye-i arziyenin iki mahzeni, lütuf ve kahrın iki tecelligâhı olduğunu gösterir.
TECRİDHANE Ehl-i riyazet ve münzevilerin dağlardaki mağaralarının çok fevkinde "Yusufiye Medreseleri" ve vaktimizi zayi' etmemek için tecridhaneleri verdi.
TECRÜBEVARİ Ben böyle işlesem sen böyle işler misin? diye tecrübevâri bir surette Cenab-ı Hakk'ın rububiyetine karşı imtihan tarzı sû-i edebdir ubudiyete münafîdir.
TEFEKKÜRNAME Aynı fıkra ile, âlî bir tefekkürname ve tevhide dair yüksek bir marifetname namında olan Yirmidokuzuncu Arabî Lem'aya dahi işaret eder.
TEFEÜLNAME Şah-ı Geylanî Hazretlerinin manidar ve ihatalı bir beyt-i kıymetdarîlerinin Dellâl-ı Kitab-ı Mübin'i manevî parmağıyla irae ve müntesiblerine îma ve işaret ettiği tefe'ülnamenin nihayet fıkrasında okudum ve dedim:
TEHDİTKAR ...bütün mahlukatın hukuklarına tecavüzlerini asırlara ve arza ve semavata tehdidkârane haykıran bu iki âyet,...
TEHEVVÜSKAR Tehevvüskâri nâzvârî itâbvârî...
TEHİ Bülbül hâmûş, havz tehî, gülistan da harap
TEKELLÜMVARİ Hususan cevv-i sema ve bulutlar gibi büyük cirmlerde tekellümvâri sadâlar dahi ehemmiyetle herkese kendini dinlettiriyor.
TEKRAR BETEKRAR Ve keza bu âlemin mâliki, kendi kudretine pek kolay ve pek ehven ve ibadına fevkalâde mühim ve pek şedidü’l-ihtiyaç olan haşrin tekrar be-tekrar vaadinde bulunmuştur.
TELGRAFHANE Telgrafhanede müdürden sorduk.
TEMAŞA ...mâdem Sanat-ı İlâhiye’yi seyran itibariyledir; o baharın gitmesiyle, temâşâ lezzeti zâil olmaz.
TEMAŞAGAH ...ve zemini bir zikirhane, bir mescit, bir temâşâgâh-ı san'at-ı İlâhiyeye çeviren Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan…
TEMAŞAGER Asâra bakıp, gaibane muamele suretinde saltanat-ı rububiyetin mehasinine temaşager makamında kendilerini gördüklerinden; tekbir ve tesbih vazifesini eda edip "Allahü Ekber" dediler.
TEMBEL/
TENBEL
Ezcümle sofî meşrep ve yazıda muvakkaten tenbellik eden bir kısım kardeşlerimize yazılan bir mektûbun nüshasını, melfûfen gönderiyorum.
TEMEDDÜHKAR Senin beş para kıymetin yok. Bu temeddühkârane, hususan cesarette çok fazla gösterişin ne içindir?
TEMELLUKKAR Eğer hile olsaydı, bu beş sene zarfında sizlere temellukkârane bir müracaat edilecekti.
TEMEVVÜCSAZ Tâ ki, hakikat-ı İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvüc-sâz eden nesl-i cedid gelebilsin!.
TEN Tenbellik ve ten perverlik ve vazifedârlık damarından istifade sûretiyle,…
TENASÜHVARİ Hem tiyatro gibi tenasühvâri mazi denilen geniş kabrin hortlakları gibi şu üç nevi romanlarıyla hiç utanmaz.
TENBELKAR ...her kapıya başvurup, tenbelkârane ve zalimane ve müştekiyane hayatını geçirir, belki öldürür.
TENBİHKAR Kur'an hizmetkârlarının sehiv ve hataları neticesinde yedikleri tenbihkârane şefkat tokatları..
TENHA Ağlayıp nâlân edip, düştüm yola, tenhâ garip,
TENKİTKAR Tenkidkârane bir suale cevabdır.
TENPERVER İnsandaki tenbellik ve tenperverlik ve vazifedarlık damarından istifade eder.
TER Yoksa İslâm cemiyeti’nin ter ü taze îmân esâslarıyla mi?
TERAKKİVARİ Elbette bütün mahlukattaki hadsiz istidadları inkişaf ettiren ve bütün mahlukatını kıymetdar vazifelerde istihdam ettikten sonra terakkivâri terhis ettiren yani unsurları madenler mertebesine; …
TERAZİ Zîra bu terâzi, o kadar sıkleti çekmez!
TERBİYEGAH ...mensucat-ı ebediyenin sür'atle işleyen tezgâhı ve menazır-ı sermediyenin sür'atle değişen taklidgâhı ve besatîn-i daimenin tohumcuklarına sür'atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur.
TERBİYEGERDE Yahudi milletinden olan Troçki namında dehşetli bir adamı Rusya başkumandanlığına ve terbiyegerdeleri olan meşhur Lenin sonra Rus hükûmetinin başına geçirerek Rusya başını patlatıp bin senelik mahsulâtını yaktırdılar.
TERBİYEHANE ...merhametkârane ona bakan dostlar için bir muhabbethane, bir terbiyehane, bir dershane hükmüne geçer.
TERBİYEKAR ...bilbedahe terbiyekârane bir Rezzakıyet ve şefkatkârane bir rububiyeti gösterir.
TERBİYENAME İkinci cemaat ve heyet, ellerinde terbiyenameler ve helâl yemekler ve mübarek şerbetler var.
TERÜTAZE Yoksa İslâm cemiyeti’nin ter ü taze îmân esâslarıyla mi?
TERZİ Meselâ: Gemiciler Hazret i Nuh’u (Aleyhisselâm), saatçiler Hazret i Yûsuf’u (Aleyhisselâm), terziler Hazret i İdris’i (Aleyhisselâm)…
TESBİHFEŞAN ..berr ve bahr birer lisan; ve bütün hayvanat ve nebatat birer kelime-i tesbih-feşan suretinde arz-ı dîdar eder.
TESBİHHAN ...kusurunu görüp afv-ı İlahîye istiğfar, naksını görüp kemal-i İlahîye tesbihhan olmaktır diye, ubudiyetkârane hükmetmişler.
TESBİHKAR ...her gece ve her sene, şaşaalı tesbihkârane bir seyeran ve cereyan vermek demek olan...
TESELLİBAHŞ Binaenaleyh bu cümle, teselli-bahş olup şümulü dâhilinde olan makamlara göre tefsir edilir.
TESELLİKAR/
TESELLİYETKAR
...buradaki kardeşlerimizle de hâlisane ve tesellikârane ve samimane ve mütesanidane hakikî bir ülfet ve muhabbet ve sohbetle...
TESELLİDAR/
TESELLİYETDAR
...elbette şefkatkârane, teselliyetdârâne bir remz-i Kur'ânîdir.
TESLİMKAR Sünnet-i Seniyesinin dairesine teslimkârane ve müstahsinane dâhil olunuz,...
TESTİ/
DESTİ
İkinci gün Feyzilerin koğuşunda hiçbir sebep yokken birden su testisi üstünde duran bardak acip sûrette parça parça oldu.
TEŞBİHPEREST Lafızperestlik nasıl bir hastalıktır.. öyle de; suretperestlik ve üslûbperestlik ve teşbihperestlik ve hayalperestlik ve kafiyeperestlik şimdi filcümle, ileride ifrat ile tam bir hastalık ve mânâyı kendine feda edecek derecede bir maraz olacaktır.
TEŞEBBÜSKAR Evhama düşen bazı zalim ehl-i dünyanın teşebbüskârane harekât-ı zahiriyesi bir sebeb-i âdi olarak yeni bir zulme hedef oldu.
TEŞEKKÜRNAME Roma'daki Papa dahi, kendisine resmen tebrik ve teşekkürname yazmıştır.
TEŞHİRGAH Hemَ bütünَ raiyet,َ padişahınَ kıymettarَ ihsanatınınَ nümuneleriniَ veَ hârikaَ san'atlarınınَ antikalarınıَ sergilerdeَ temaşaَ etmekَ içinَ şuَ teşhirgâhtaَ birkaçَ dakikaَ durupَ seyrediyorlar.َ
TEŞNE Teşnesi bulunduğum tebşîrnâmelerinizi memnuniyetle aldım.
TEŞT Kafilenin büyük teştini (tekne) getir.
TEŞVİKKAR ...hem zafer veya harbe ve ulvî fedakârlıklara sevketmek için teşvikkârane kasaid-i vataniyeye nisbeti gibidir.
TEVAFUKKAR Bir sahifede kelimeler birbirine baktığı ve bir intizam-ı tevafukkârane gösterdiği gibi, Kur'an'ın mecmuunda aynı hal vardır.
TEVAZUKAR Eğer sen tevazukârane desen
TEVBEGAH Seherdir ehl-i zenbin tevbegâhı,
TEVBEKAR/
TÖVBEKAR
Çıktığı zaman bir katil, bir müntakim olarak değil, belki tövbekâr, tecrübeli, terbiyeli, millete menfaatli bir adam çıkar.
TEVEKKÜLVARİ Tevekkülvâri taleb rızk ise bilakis medar rahattır ve her yerde hüsn-ü tesirini gösterir.
TEVHİDKAR Madem her şeyde ve bütün eşyada bir birlik var, demek birtek zâtın icadıdır" diye olan tevhidkârane düsturu nerede?
TEVİLKAR Tevilkârane "zahirî muvafakat gösteriyorum" iddiasında bulunanları, birinci zümreye ilhak ettirecek müessir bir kuvvet.
TEVKİFHANE Devr-i İstibdadda Tımarhaneden Sonra Tevkifhânede İken Zabitiye Nâzırı Şefik Paşa İle Muhaveremdir
TEVKİFNAME Çünkü, yirmi - otuz kitab, benim tevkifnamemin evrakı içine girmişler.
TEYZE Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir.
TEZ Zulmetli fikrimden çıkan arîzalar ise, size zulmet vereceği ihtimalinden korkarak tez tez takdime cesâret edemiyorum.
TEZGAH Her ağacın içinde işleyen tezgâh, öyle bir fabrikadır ki, o ağacın bütün eczâ ve âzâsını teşkil ve tedvîr ve tedbirini gayet hassas mîzanla ölçtüğü gibi,…
TEZKİYETBAHŞ Tezkiyetbahş-ı kulûb-u mü'minîn,…
TEZYİFKAR İki sene evvel benim hakkımda bir müdür sebebsiz, gıyabımda tezyifkârane, hakaretli sözler söylemişti.
TIĞ bkz. TİĞ
TIMAR Sizin gibilerin sahtekâr hamiyetiyle, pek çok şefkate ve okşamaya ve tımar etmeye çok lâyık ve muhtaç o bîçâre musîbet zedelerin kalplerine iğne sokuyorsunuz!
TIMARHANE Devr-i İstibdadda Tımarhaneden Sonra Tevkifhânede İken Zabitiye Nâzırı Şefik Paşa İle Muhaveremdir
TIRAŞ Muradları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir.
TİCARETGAH ...ve koca küre-i zemini onlara bir beşik, bir menzil, bir ticaretgâh;...
TİCARETHANE Şu arz, benim bahçemdir, ticarethanemdir.
TİĞ/TIĞ ...mecrûh rûhuma uzanan tîğ i şifâ, neşter i ümîdin tesiriyle dilşâd ve mutmain oldum.
TİRYAK Bütün hastalıkların gayet nâfi' ve manevî bir devâsı, bir hakîki ve kudsî bir tiryâkı ise, îmânın inkişafı olduğunu;…
TİRYAKİ İtiyat, isrâf ve sû-i istîmâlât ile tiryâki olup zarûret hükmüne geçen mecâzî ve sun'î rızıktır.
TOHUM Bir tarlaya zer'edilen bir tohum, manevî bir sûr ve bir duvardır.
TURAN ...dinsizlik veya komünistlik veya anarşistlik veya pek eski ifsat komitecilik veya menfî Turancılık gibi siyasetinize muhâlif cemiyetlerine ilişmiyordunuz?
TURFANDA Zât ı Muhammediye (Asm.) ise, onları menbâ-ı hakîkisinden (Zât ı Akdes’ten) turfanda, taze olarak, fevkalâde istîdâdıyla almış, emmiş, massetmiş.
TURŞU Ekmek on misli, tereyağı tatlısı; o da on misli ve kabak tatlısı çok sevmediği için kabak, patlıcan turşusu on misli; …
TUTİ ...çocuk gibi hevâ ve hevese muvâfık zünûb ve mesâvî i medeniyeti tûtî gibi taklittendir ki, bu netice i seyyie zuhûr ediyor.
TÜFEK/
TÜFENK
Eğer onun tüfek atmamasını farzetsen, o vakit kaderin adem i taallukunu farzediyorsun.
TÜLBENT Yakınlaştıkça bir insan ve sonra üzeri ihramlı, yüzü bir parça esmer, başı beyaz ve büyük tülbent ile sarılı bir kadın şeklini alarak,…
TÜNELVARİ Zeminin içinde tünelvâri bir mağaraya sokuldum.
TÜVAN Garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvanem, alîlem, âcizem, ihtiyarem.
U/Ü/VÜ Bu itibarla mezkûr saatleri çok mübarek tanıyor, firakına acıyor, o yaşayışın devamını, tekrarını, kesilmemesini ez-can u dil arzu ediyorum.
UBUDİYETKAR Fakat Sâni' tarafından tavzif edilen vezaif-i ubudiyetkâranelerinden ve Sâniin isimlerine ne vechile ve nasıl delalet ettikleri...
UHUVVETKAR Her nereye geliriz, herhangi taifeye misafir oluyoruz, pek uhuvvetkârane istikbal görüyoruz.
UNSURİYETPERVER Çünki unsuriyet-perver bir hâkim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez.
USLUBPEREST Lafızperestlik nasıl bir hastalıktır.. öyle de; suretperestlik ve üslûbperestlik ve teşbihperestlik ve hayalperestlik ve kafiyeperestlik şimdi filcümle, ileride ifrat ile tam bir hastalık ve mânâyı kendine feda edecek derecede bir maraz olacaktır.
USTA Bir saray gibi şu âlemin, bir şehir gibi şu memleketin tek bir ustası vardır ve o usta, her şeyi idare eden yalnız O’dur.
USTURA ...yirmi dört seneden beri tıraşa hizmet eden bir ustura…
Ü bkz. U
ÜFTADE Her hepsi de pervânesi, üftâdesi nurun,
ÜMİT/ÜMİD/
ÜMMİD
Hürriyetin bidâyetinde, Risale i Nurdan çok evvel, kuvvetli bir ümit ve îtikat ile, ehl i îmânın meyûsiyetlerini izâle için,…
ÜMİTKAR ...ulvî bir âşıkın muvakkat bir iftiraktan müştakane, ümidkârane bir hüzün ile gınası (şarkısı);...
ÜMİTVAR Üstadımın kat’î ihbarıyla, ona ihtar edilmiş ki o musibetin her dakikası, bir gün ibadet hükmünde olduğunu rahmet-i İlahiyeden ümitvar olabiliriz.
ÜNSİYETKAR Cisim libasını mazide bırakıp, kendileri istikbal salonu olan berzah âleminde kemal-i rahatla ikametlerini düşünür, mezaristana ünsiyetkârane bakar.
ÜSLUBŞİKEN Eserlerim bâzen hem hakîkat-şiken, hem nazım-şiken, hem üslûb-şiken, hem hayal-şiken, hem hiss-şiken, hem ifrat-âlûddur.
ÜSTAD/
ÜSTAT
Üstad, faytonla kıra çıktığı zaman dört beş gün müddetince beş tayyare Üstadı takip ediyor.
VABESTE Bir fikre davet, cumhur-u ulemanın kabulüne vâbestedir. Yoksa davet bid’attır, reddedilir.
VAHŞETABAD Acaba bu zamanın yüzlerce feylesofları, o zamanda o vahşet-âbâd cezireye gidip, pek uzun zamanlarda o vahşileri ıslah için çalışsalar,...
VAHŞETENGİZ Bu vahşet-engiz sahra-yı kebiri kısa zamanda tayyetmekle beraber, milel-i mütemeddine ile omuz omuza müsabaka edeceğiz.
VAHŞETGAH Cennetin bir nevi mânevî lezzetini dünyada dahi tattırdığı gibi gelecek istikbal zamanı, değil vahşetgâh ve karanlık,…
VAHŞETZAR Of! tekrar buraya döndük şu zemin-i vahşetzâr, bulut damı zulmettar.
VAK'ANÜVİS ...elbette ehemmiyetli vazifenizi kanun dairesinde îfa etmiş olacağınızdan dolayı tarihçe-i hayatınıza takdire değer bir fasıl derc buyurmuş, adalet-perverliğinizi halka ve âcizleri gibi bacağı kesilmiş, köşede kalmış hür fikirli vak’a-nüvislere duyurmuş olursunuz efendim.
VAKİT BEVAKİT Vakit be-vakit başınızı kaldırıp esma-i hüsnama dikkat ederek,...
VAKTA Kİ Vaktâ ki hürriyet, dîvânelikle yâdolunurdu; zayıf istibdat, tımarhâneyi bana mektep eyledi.
VALA Merd-i valâhimmet, zîb ü zîverle müzahref cilveli hanım gibi olmamalı.
VARAKPARE Fakat iki haftaya yakındır ki cevap yazamadım. İşte bu mübarek cuma günü hem nurlardan aldığım feyizleri, tesellileri hem kalbî teessüratımı icmalen arz maksadıyla, bu varak-pareyi tahrire lütf-u Hak’la başladım.
VARESTE Kur'ân ı Azîmü'ş-Şân’ın, ne derecelerde zengin bir hazine i Rahmet-i İlâhiye bulunduğu vâreste i arz olup,…
VASİYETNAME Ben, vasiyetnamemi yazdığım aynı zamanda gizli münafıklar benim îtimad ettiğim hizmetçilerimi zâbıta tarafından yanıma gelmekten men'ettikleri aynı vakitte...
VATANPERVER Bu memleketin vatanperver siyasîleri çabuk aklını başına alıp Risale-i Nur'u tab'ederek resmen neşretmeleri lâzımdır ki, bu iki belaya karşı siper olsun.
VAZİFEDAR İslâm’ın âlemine fedâya vazifedâr, hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet,…
VAZİFEPERVER Seferberlikte bir taburda biri muallem, vazifeperver; diğeri acemî, nefisperver iki asker beraber bulunuyordu.
VAZİFEŞİNAS Siz de اِسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ ۞ وَلَا تَتَاَمَّرْ عَلٰى سَيِّدِكَ olan kâr-aşina ve vazife-şinas olan hakikati gönderiniz.
VEDANAME Bu defa Hasan Feyzi'nin ve bir hafta evvel Halil İbrahim'in şahsıma karşı fevkalâde hüsn-ü zan ile mersiyeleri ve samimî ve hazîn vedanameler...
VEFADAR Aziz, sıddık, sarsılmaz, sebatkâr, fedakâr, vefadâr kardeşlerim!
VEFAKAR ...vâlide ise, dualarını almak ve kalblerini hoşnud etmek ve vefakârane hizmet etmek,...
VEHMALUD Zira insanın vehm-âlud nazarına istikamet; ve tecavüzkâr kuva-yı selâsesine, itidal; ve isti’dadat-ı maneviyesine inkişaf verecek İlahî bir mürşid olabilir.
VEKALETNAME Mahkeme reisi, kitablarımı bana vereceğini söylemesi üzerine, Denizli'ye iki vekaletname gönderdim.
VELEDPERVER Veledperverlik hislerini memnun eder.
VELEHRESAN ... sırf nefy-i Sâni’ farazından çıkan bir ıztırar ile veleh-resan-ı efkâr olan kudret-i ezeliyenin âsâr-ı bâhiresinin tabiattan sudûru tahayyül edilmiş.
VESVESEALUD O vaziyeti, pek muhteşem ve şirin velvele-âlûd bir zelzele-i raks-nüma, bir tesbihat-ı cezbe-edâ suretine çevirdiğinden; eğlence temaşası, nazar-ı ibrete ve sem'-i hikmete döndü.
VEYA İnsanda müdebbir-i gâlip, ya akıl veya basardır.
VEYAHUT Veyâhut, ya haktır veya kuvvettir. Veyâhut, ya hikmet veya hükûmettir.
VİCDANSUZ Ki yapılmış o halet, hem havf ile dehşetten, hem acz ile ra'şetten, hem kalâk ve vahşetten, hem yütm ve hem yeisten mürekkeb vicdan-sûz.
VİRAN Kapanıp Kâbe i irfan, yine vîran olacak.
VİRANE Eğer O olmasaydı, o saâdet i ebediye olmazdı ve Cennet’in her nev'i mahlûkatından istifadeye müstaid olan cin ve ins, Cennet’i şenlendirmeyeceklerdi; bir cihette sâhipsiz vîrâne kalacaktı.
bkz. U
VÜCUDPEZİR Güzel çiçekler baharda vücûd-pezir olur. Rahmet-i İlahî şanındandır ki; şu milletin sefaleti, nihayetpezir olsun.
YA... YA... Ya zelzele, ya yağmursuzluk, ya hastalık, ya fırtına gibi umumî belâlara bir vesile olur.
YABAN ...başka herkese yabânî ve herkes de ona yabânî nazarıyla bakan bir insan…
YABANCI Verilen ehl i vukûf raporu, vatan ve milletin hayatına, tarihine, an'anesine, mukaddesâtına, kanununa tamamen yabancı,…
YAD Gönlüm seni kudsî heyecanlarla eder yâd.
YADİGAR/YADGAR Mesela, nasıl ki ehl-i medeniyet, fâni vaziyetlere bir nevi beka vermek ve ehl-i istikbale yadigâr bırakmak için;
YAFTA ...bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irâde yaftası altında çalışacağı şübheden vârestedir.
YAĞMA Yoksa Kur'ân ı Kerîm’in güneşinden gözlerinizi kapatarak gaflet sahrâsında yatmakla vahşet ve gaflet sizi yağma edip perîşan edecektir.
YAHUT Yâhut; inkârlarına sebep, tâğî zâlimler gibi, Hakk’a serfürû etmemeleri midir?
YAR Hàlık ı Rahîm’in rahmeti yâr ise, herkes yârdır, her yer yarar; eğer yâr değilse, her şey kalbe bârdır, herkes de düşmandır.
YARAN YARAN İSTERSEN KUR'AN YETER.
YARDIM Kalemlerini, ümmîliğime yardım veren Medrese i Nuriyenin üstadı Hacı Hâfız ve mahdumu…
YAVE ...bilmem hangi tarihte Kırım’da bize yardım etmiş gibi yavelerle, bize dost olabilecek sûrette gösteriyorlar.
YAVER Hikâyede bir Yâver i Ekrem’den bahsedilmiş ve denilmiş ki:
YEGAN Said Nursî’nin yegân yegân tedkik olunan risale ve kitaplarında..Said Nursî’nin yegân yegân tedkik olunan risale ve kitaplarında.
YEGANE Bu tehlikeye karşı çare i yegâne
YEK Risaletü'n Nur eczâlarının kıymet ve ehemmiyeti hakkında yek nazarda bir fikir edinebilir.
YEKAHENG Şu cihan-ı medeniyette ve şu asr-ı terakki ve müsabakatta sair ihvan gibi yekâheng-i terakki olmak için,...
YEKAHENİN Bu takdirde şuabât-ı selase yekâhenin-i terakki olarak kat’-ı meratib etmek kaviyyen me’mûldür.
YEKÇEŞM İşte felsefe-i sakîme-i Avrupaiyeden yek-çeşm olan dehasının yanlış gördüğü hakikatları;...
YEKDİĞER Yoksa sizi kabile kabile yaptım ki; yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husumet ve adavet edesiniz değildir!"
YEKDİL ...ve talib-i ilim ve esrar-ı cihanı yekdil ve yekzeban ederek vahdet-i İslâm ve insaniyeyi elde tutup birlik ve beraberlik nurunu nessar edecek yine sensin.
YEKNESAK Sonra yeknesak ve bir derece basit semavata karşı muvazene et.
YEKPARE ...umum rûy-i zeminde aslı sudan incimad etmiş âdeta yekpare taşlardan ibaret olan ekser dağların...
YEKSAN ...sadece şahsî menfaat zebunu, zalim, hunhar, harîs ve müstebid uşaklarını, hak ile yeksân edip...
YEKTA ...kendi eser-i desti olduğunu ve kendisi tek ve yekta, istiklal ve infirad sahibi olduğunu size göstermek istiyor.
YEKVÜCUD Eskiden beri i’la-yı kelimetullah ve beka-yı istiklaliyet-i İslâm için farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile kendini, yekvücud olan âlem-i İslâm’a fedaya vazifedar ve hilafete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felaketi;…
YEKZEBAN ...ve talib-i ilim ve esrar-ı cihanı yekdil ve yekzeban ederek vahdet-i İslâm ve insaniyeyi elde tutup birlik ve beraberlik nurunu nessar edecek yine sensin.
YELDA Biri, zulmet-i yelda; biri, bir necm-i zehra; biri, bir semm-i murdar; biri, bir sırr-ı serdar.
YEZDAN Nur u Yezdân, Feyz i Kur'ân’dır cümlesinin rehberi.
YILDIZNAME Yıldızları konuşturan bir yıldızname
YILDIZVARİ Üstad Sâni Hulusi Beyefendimi teşbih ve tabiri caiz ise saatçilerde bulunan yıldızvâri sekiz on ağızlı saat anahtarlarına benzetiyorum ki...
YUNUSVARİ Elbette öyle bir insan daima Yunusvâri لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ demeye muhtaçtır.
ZABITNAME Sair yerlerin garazkârane ve sathî zabıtnamelerine bina edilen buranın ehl-i vukuf raporunda hilaf-ı vaki' ve mantıksız çok sözler vardır ki,...
ZABİTAN Nasıl bir pâdişahı tanımayan ve ordudaki zâbitân ve efrat onun askerleri olduğunu kabûl etmeyen vahşî bir adam, herkese, her askere bir nev'i pâdişahlık ve bir gûnâ hâkimiyet verir.
ZADE Muhammedîlerin düşmanları, bu kitap Muhammed’in (Asm.) zâde i tab'ı olduğunu iddia ediyorlarsa da, …
ZAFERYAB Tarîkında zaferyâbız
ZAHİRPEREST İşte zahirperest ve sermayesi âfâkî malûmattan ibaret olan akl-ı dünyevî böyle silsile-i efkârı, hiçe ve ademe incirar ettiğinden, hayretinden ve haybetinden me'yusane feryad ediyor.
ZAR Dert elinden hem her gün zâr u zârız
ZARARDİDE Bizi de zarardîde edecekler.
ZARİ Yine mâtem, yine zâri, yine efgân olacak.
ZEBAN O zâtın halka-i din ve zikrine giren bütün geçmiş ve gelecek insanlar o kelime-i mukaddeseyi rükn-ü iman ve vird-i zeban etmişlerdir.
ZEBANZED Şu cümle-i mânidar zebanzed-i cumhurdur.
ZEBER Ehl i idlâli, eden zîr ü zeber,
ZEBUN Sâlifü'l arz zulümâtın zebûnu bulunduğum sıralarda münteşir âsârı tekrar okuyup yazıyorum.
ZECİRKAR "Edebsizlik ediyorsunuz, zındıkaya giriyorsunuz, zındıkları yetiştiriyorsunuz" diye zecirkârane te'dib tokatlarını almışlar.
ZEHİ Bârekellah, zehî saadet sana ey Risale-i Nur, hepimize baş tacı oldun!
ZEHİR Eğer Risale i Nur bir zehir ise; bizim bu zehirlere tonlarla, binlerce kilo ihtiyacımız vardır.
ZEHRALUD Müseylime ve emsali, esfel-i safilîn-i hıssete düşürdüğü cihetle, meta-ı zehr-âlûdu ve sûku gayet muattal ve kesad etmiştir.
ZEKA ENDER Zekâ-ender olan yüksek/Dehasından Said Nur'un.
ZEMBEREK/
ZENBEREK
Nev-i beşerin hayat ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esâslı zenberek ve dünyevî saâdet için bir Cennet, bir melce, bir tahassungâh ise; aile hayatıdır.
ZEMİN Derya-yı maariften sema-yı irfana İlahî bir hava ile coşup fışkıran ve sema-yı irfandan zemin-i maarife İlahî bir hava ile inen bârân-ı marifeti ve feyezan-ı hikmeti zemin ile âsuman arasında seyre dalmıştım.
ZENBEREKVARİ Güneş kendi merkezinde ve mihveri üzerinde zenberekvâri bir cereyan ile manzumesini emr-i İlahî ile tanzim edip tahrik eder.
ZENCİ Acaba, görmüyor musun ki, Çin ve Hint’teki Mecûsî ve Berâhime ve Afrika’daki zenciler gibi, Avrupa’nın tasallutu altına giren milletler bizden daha fakirdirler.
ZENED O lezzet berhem zened, eleme olur merhem.
ZENCİR bkz. ZİNCİR
ZENG ...kalb dedikleri latife-i Rabbâniyenin pası ve zengârı hükmünde olan…
ZENGAR/
JENGAR
...kalb dedikleri latife-i Rabbâniyenin pası ve zengârı hükmünde olan…
ZENGİN Cenâb ı Hak, kemâl i kereminden, en fakir adama en zengin adam gibi ve gedâya (yani fakire) pâdişah gibi, lezzet-i nîmetini ihsâs ettiriyor.
ZERDALİ ...onun yanında ve efrâdı içinde yayılmış ve karışmış olan ceviz ve elma ve zerdali misillû ağaçların kavağa bitişik olan cüz'î fertlerini,…
ZERRİN Hâme-i zerrîn-i kudret, gör ne tasvir eylemiş.
ZERZEVAT bkz. SEBZEVAT
ZEVALALUD İşte o zeval-âlûd mülâkatlar, o elemli mecazî muhabbetler derdinden ve belasındandır ki,...
ZEVKPEREST İnsanın ne kadar hüsünperver ve zevkperest ve zînete meftun ve cemale müştak duyguları ve hassaları ve kuvaları ve latifeleri varsa,...
ZEVKYAB Sözlerin ve Nur'un okunurken pervane gibi etrafında dolaşıp sana olan incizablarını ve nurundan ve sözlerinden ferahnâk ve zevkyâb olduklarını,...
ZIRH Rûhunuza îmânı giydirip, Cehennem ateşine karşı zırhınız olduğu gibi;…
ZIVANA Bütün bütün aklın zıvanasından çıkıp, dîvâneliğin hezeyanına girsinler.
ZİB Mert ve âlihimmet, zîb ü zîverle müzahref cilveli hanım gibi olmamalı.
ZİDERGAH İnâyethâh zidergâh ı İlâhî
ZİHİ bkz. ZEHİ
ZİKİRHANE Onun nazarında şu dünya bir zikirhane-i Rahman bir talimgâh beşer ve hayvan ve bir meydan imtihan-ı ins-ü cândır.
ZİNCİR/
ZENCİR
Evet, Kur'ân arşı ferş ile bağlamış bir zincir, bir hablullâhtır.
ZİNDAN ...kabir ehl i dalâlet ve tuğyana, vahşet i nisyan içinde, zindân gibi bir berzah ve su'ban batnı gibi dar bir mezara açılan bir kapı olduğu hâlde;…
ZİNDE Sâyende bugün herkes olur zinde ve mesûd.
ZİNHAR At âdetini, yakma bugün, sen onu zinhâr!
ZİR Ehl i idlâli, eden zîr ü zeber,
ZİRA Zîra, yerin imâreti, nev-i beşer iledir.
ZİVER Mert ve âlihimmet, zîb ü zîverle müzahref cilveli hanım gibi olmamalı.
ZİYABAR De'b-i Edeb Ebed-Müddet Kur'ân-ı Ziyâbâr-ı Şifâkâr-ı Hüdâdâr
ZİYADAR Tarz-ı Nazar İkidir biri Zulmettar diğeri Ziyadar
ZİYAFETGAH Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete çağırılıyorsunuz.
ZİYAN Çalışkanların da Risale i Nurun bereketiyle o yangından ziyanları yoktur, sizlere arz ı hürmet ve selâm edip ellerinizden öperler.
ZİYARETGAH Kıbrıs'ta vefat edip, mezarı ziyaretgâh olmuş.
ZİMMETTAR Ehl i zimmet zimmettârlarıyla nasıl müsâvî olur?
ZOR Onlar nasıl zorla en mahrem risaleleri en nâmahreme okuttular‥
ZORAKİ Dersler ekseriyetle maddiyât ve şöhrete erişebilmek için, belki de zoraki okunur.
ZORBA Bakar ki; her yerde âciz bîçâreler, zorba müdhiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar.
ZULMETHANE ...hukuk-u vücûddan iskat ve zulmethane-i ademe nefy ve vazife-i hilkatten tardetmek
ZULMETTAR Tarz-ı Nazar İkidir biri Zulmettar diğeri Ziyadar
ZULÜMATABAD Bu sayededir ki; Yunanistan ile Asya'nın birleşen ışığı, Avrupa'nın zulümat-âbâd olan karanlıklarını yarmış ve bu hâdise, Hristiyanlığın en karanlık devirlerini yaşadığı zaman vuku' bulmuştur.
ZULÜMKAR Şecere-i Tûbâ-i İslâmiyet; mevhum, muvakkat, cüz'î, hususî, menfî, belki esassız, garazkâr, zulümkâr, zulmanî unsuriyet toprağına dikilmez!
ZURNA Anlayana sivrisinek sâz gelir, anlamayana davul zurna az gelir.
ZÜLÜF Fakat, şâirlerin ve ehl i aşkın, zülf ü perîşanı sevdikleri ve istihsân ettikleri nev'inden, bu mektup da – zülf ü perîşan tarzında – soğuk tasannû karışmadan,…
ZÜLÜFVARİ Oynattırıyorlar zülüfvâri küçük dallarını ve onunla temaşa edenlere latif şevklerini ve ulvî zevklerini ihtar ediyorlar.