On Birinci Mektup: Revizyonlar arasındaki fark

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Turker (mesaj | katkılar)
Turker (mesaj | katkılar)
Değişiklik özeti yok
 
(Aynı kullanıcının aradaki diğer 6 değişikliği gösterilmiyor)
7. satır: 7. satır:
'''On Birinci Mektup''' Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden itibaren zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Mektubat kitabının 11. risalesidir. Mektubat'ın başındaki risaleler hususi bazı talebelerine yazdığı küçük mektuplardır. Daha sonra Mektubat'a dahil edilince Bediüzzaman onları yazıldığı haliyle bırakmış ve düzeltip düzenleme yapmaya izin olmadığını beyan etmiştir.
'''On Birinci Mektup''' Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden itibaren zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Mektubat kitabının 11. risalesidir. Mektubat'ın başındaki risaleler hususi bazı talebelerine yazdığı küçük mektuplardır. Daha sonra Mektubat'a dahil edilince Bediüzzaman onları yazıldığı haliyle bırakmış ve düzeltip düzenleme yapmaya izin olmadığını beyan etmiştir.


Bu mektup dört meseleden ibarettir. Birincisi mebhasta Nisa suresinin "şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır." mealindeki [[Nisa 76|76. ayetinin]] bir sırrı tefsir edilerek şeytanın vesvesesine mübtela olanlara bir ilaç sunulur. İkinci mebhas İsra suresinin "Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmiyor olsun" mealindeki [[İsra 44|44. ayetinin]] bir sırrı Bediüzzaman'ın Barla'dayken sıklıkla çıktığı Çamdağı'daki ağaçların tesbihatına dair Farsça bir münacatla tefsir edilir. Üçüncü ve dördüncü mebhaslarda Kur'an'ın kız çocuklara erkek çocukların yarısı kadar ve anneye altı bir oranında miras verilmesini emreden hükümlerini reddeden medeniyetin ne kadar haksızlık ettiği beyan edilir.
Bu mektup dört meseleden ibarettir. Birincisi mebhasta Nisa suresinin "şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır." mealindeki [[Nisa 76|76. ayetinin]] bir sırrı tefsir edilerek şeytanın vesvesesine mübtela olanlara bir ilaç sunulur. Hayaldeki çağrışımın irade dışı olduğu, zihinde resmedilen şey hayır ise bir derece hükmünün olacağı, şer ise olmayacağı ve dolayısıyla küfrü ve kötü sözleri hayal etmenin gerçekte küfür ve kötü söz olmadığını izah edilir. İkinci mebhasta İsra suresinin "Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmiyor olsun" mealindeki [[İsra 44|44. ayetinin]] bir sırrı Bediüzzaman'ın Barla'dayken sıklıkla çıktığı Çamdağı'daki ağaçların tesbihatına dair Farsça bir münacatla tefsir edilir. Üçüncü mebhasta Kur'an'ın mirasta kız çocuklara erkek çocukların yarısı kadar pay verilmesini emreden hükmünü reddeden medeniyetin ne kadar haksızlık ettiği beyan edilir. Zira çoğunluk itibarıyla evlilikte erkek karısının nafakasını üstlenir ve fazla pay almasının adaleti ortaya çıkar. Ayrıca yarım pay alması halinde babası ve erkek kardeşleri o kıza mallarının yarısının ellerin eline verecek birisi nazarıyla bakmayarak ona merhameti kaybetmez. Dördüncü mebhasta Kur'an'ın anneye çocuğunun mirasından altıda bir pay ayrılmasını emreden hükümlerini reddeden medeniyetin şefkatli annelere büyük bir haksızlık ve hürmetsizlik yaptığı beyan edilir. Bu 3. ve 4. mebhaslar birisine hakkından az veya fazla vermenin de haksızlık olduğunu ortaya koyar.


==Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti==
==Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti==
32. satır: 32. satır:
#Mebhas: Ağaçların tesbihatlarına dair Farsça bir münacat
#Mebhas: Ağaçların tesbihatlarına dair Farsça bir münacat
#Mebhas: Kur'an'ın kız çocuklara erkek çocukların yarısı kadar miras verilmesini emreden hükmüne dair
#Mebhas: Kur'an'ın kız çocuklara erkek çocukların yarısı kadar miras verilmesini emreden hükmüne dair
#Mebhas: Kur'an'ın anneye altı bir oranında miras verilmesini emreden hükmüne dair
#Mebhas: Kur'an'ın anneye altıda bir oranında miras verilmesini emreden hükmüne dair


===Uzunluğu===
===Uzunluğu===
46. satır: 46. satır:
==Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler==
==Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler==


*[[Risale:11._Mektup|Mektubat]] adlı büyük kitapta ve [[|]] adlı küçük kitapta tamamı mevcuttur.
*[[Risale:11._Mektup|Mektubat]] adlı büyük kitapta tamamı mevcuttur.
* Barla Yaylası Çam, Katran, Ardıç, Karakavağın Bir Meyvesidir başlıklı kısım ilk başta 11. Mektubun 2. Meselesi olmuş fakat [[17. Söz'e|Risale:17._Söz#Barla_Yaylası_Çam,_Katran,_Ardıç,_Karakavağın_Bir_Meyvesidir]] alındığı için 11. Mektup'a konulmamıştır. Kur'an hattı 11. Mektup'ta mevcuttur.
* Barla Yaylası Çam, Katran, Ardıç, Karakavağın Bir Meyvesidir başlıklı kısım ilk başta 11. Mektubun 2. Meselesi olmuş fakat [[Risale:17._Söz#Barla_Yaylası_Çam,_Katran,_Ardıç,_Karakavağın_Bir_Meyvesidir|17. Söz'e]] alındığı için 11. Mektup'a konulmamıştır. Kur'an hattı 11. Mektup'ta mevcuttur.
----
----
*1. meselede bahsi geçen vesvese konusu ayrıca [[Risale:21._Söz#Yirmi_Birinci_Söz’ün_İkinci_Makamı|21. Söz'de]], [[Risale:Nur%27un_İlk_Kapısı#Maraz-ı_Vesveseye_Müptela_Olanlara_Derstir|Nur'un İlk Kapısı adlı küçük kitapta]] ve Mesnevi-i Nuriyenin [[Risale:Hubab#27._Parça|Hubab Risalesinde]] geçer.  
*1. meselede bahsi geçen vesvese konusu ayrıca [[Risale:21._Söz#Yirmi_Birinci_Söz’ün_İkinci_Makamı|21. Söz'de]], [[Risale:Nur%27un_İlk_Kapısı#Maraz-ı_Vesveseye_Müptela_Olanlara_Derstir|Nur'un İlk Kapısı adlı küçük kitapta]] ve Mesnevi-i Nuriyenin [[Risale:Hubab#27._Parça|Hubab Risalesinde]] geçer.  
54. satır: 54. satır:


==Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==
==Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==
===Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler===


===Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler===
===Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler===
286. satır: 288. satır:
==Bu Risaledeki Temsiller/Misaller==
==Bu Risaledeki Temsiller/Misaller==


''11. Mektup'un 2. Mebhası 17. Söz'e eklenip 11. Mektup'a alınmadığından o parçayla ilgili bilgiler [[On Yedinci Söz]] maddesi eklenmiştir''
''11. Mektup'un 2. Mebhası, 17. Söz'e eklenmiş olup 11. Mektup'a alınmadığından o parçayla ilgili bilgiler için [[On Yedinci Söz]] maddesine bakın''


Güneşin ziyası ve harareti, âyinedeki misaline geçtiği gibi… Mesela, necis ve murdar bir şeyin âyinedeki sureti ne necistir ne murdardır. Ve yılanın timsali ısırmaz.
Güneşin ziyası ve harareti, âyinedeki misaline geçtiği gibi… Mesela, necis ve murdar bir şeyin âyinedeki sureti ne necistir ne murdardır. Ve yılanın timsali ısırmaz.
==Bu Risalede Geçen Ayetler==
==Bu Risalede Geçen Ayetler==



14.43, 12 Ocak 2026 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Önceki Risale: Onuncu MektupMektubatOn İkinci Mektup: Sonraki Risale

Bu risaleyi okumak için On Birinci Mektup okuma sayfasına ve Kur'an hattı ile okumak için On Birinci Mektup (Kur'an Hattı) sayfasına gidin

On Birinci Mektup Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden itibaren zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Mektubat kitabının 11. risalesidir. Mektubat'ın başındaki risaleler hususi bazı talebelerine yazdığı küçük mektuplardır. Daha sonra Mektubat'a dahil edilince Bediüzzaman onları yazıldığı haliyle bırakmış ve düzeltip düzenleme yapmaya izin olmadığını beyan etmiştir.

Bu mektup dört meseleden ibarettir. Birincisi mebhasta Nisa suresinin "şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır." mealindeki 76. ayetinin bir sırrı tefsir edilerek şeytanın vesvesesine mübtela olanlara bir ilaç sunulur. Hayaldeki çağrışımın irade dışı olduğu, zihinde resmedilen şey hayır ise bir derece hükmünün olacağı, şer ise olmayacağı ve dolayısıyla küfrü ve kötü sözleri hayal etmenin gerçekte küfür ve kötü söz olmadığını izah edilir. İkinci mebhasta İsra suresinin "Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmiyor olsun" mealindeki 44. ayetinin bir sırrı Bediüzzaman'ın Barla'dayken sıklıkla çıktığı Çamdağı'daki ağaçların tesbihatına dair Farsça bir münacatla tefsir edilir. Üçüncü mebhasta Kur'an'ın mirasta kız çocuklara erkek çocukların yarısı kadar pay verilmesini emreden hükmünü reddeden medeniyetin ne kadar haksızlık ettiği beyan edilir. Zira çoğunluk itibarıyla evlilikte erkek karısının nafakasını üstlenir ve fazla pay almasının adaleti ortaya çıkar. Ayrıca yarım pay alması halinde babası ve erkek kardeşleri o kıza mallarının yarısının ellerin eline verecek birisi nazarıyla bakmayarak ona merhameti kaybetmez. Dördüncü mebhasta Kur'an'ın anneye çocuğunun mirasından altıda bir pay ayrılmasını emreden hükümlerini reddeden medeniyetin şefkatli annelere büyük bir haksızlık ve hürmetsizlik yaptığı beyan edilir. Bu 3. ve 4. mebhaslar birisine hakkından az veya fazla vermenin de haksızlık olduğunu ortaya koyar.

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler

Diğer İsimleri

Telif Dili

Türkçe

Telifiyle İlgili Bilgiler

11. Mektup 1930 yılı civarında Barla'da telif edilmiştir.[1]

Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler

Kur'an harfleriyle kitap basımının 1928 yılında yasaklanması üzerine ilk başta elle çoğaltılan bu risale 1946 yılından sonra evvela İnebolu, sonra Isparta'da teksir makinesiyle Kur'an harfleriyle çoğaltıldı. Bediüzzaman'ın izin ve teşviğiyle 1956-1959 yıllarında matbaalarda Latin harfleriyle büyük kitaplar basıldığında Mektubat kitabının içinde yer almıştır.

İçeriği

  1. Mebhas: Vesveye hakkında
  2. Mebhas: Ağaçların tesbihatlarına dair Farsça bir münacat
  3. Mebhas: Kur'an'ın kız çocuklara erkek çocukların yarısı kadar miras verilmesini emreden hükmüne dair
  4. Mebhas: Kur'an'ın anneye altıda bir oranında miras verilmesini emreden hükmüne dair

Uzunluğu

2,5 büyük sayfa

Ekleri

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler

  • Mektubat adlı büyük kitapta tamamı mevcuttur.
  • Barla Yaylası Çam, Katran, Ardıç, Karakavağın Bir Meyvesidir başlıklı kısım ilk başta 11. Mektubun 2. Meselesi olmuş fakat 17. Söz'e alındığı için 11. Mektup'a konulmamıştır. Kur'an hattı 11. Mektup'ta mevcuttur.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler

Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler

Bu Risaleye Atıflar

Fihriste’yi harfi harfine henüz okuyamadım fakat inşâallah okuyacağım. On Birinci Mektup’un neleri ihtiva ettiğini öğrendim. Yazılmayan ve rahmet-i İlahiyeden yazılmasına muvaffakıyet niyaz olunan âsârın da neşrine muvaffakıyetinizi, eltaf-ı Sübhaniyeden tazarru ve niyaz eylerim.

Hulusi

(Barla Lahikası)

Bu Risaledeki Tevafuklar

Bu Risale Hakkındaki Gaybi İşaretler

Bu Risale Hakkında Fihristte Geçen Kısım

Dört ayrı ayrı mebhastır. Bu dört mesele birbirinden uzak olduğundan bu mektup perişan görünüyor. Bu perişan mektup münasebetiyle kardeşlerime ihtar ediyorum ki:

Bu küçük mektupları hususi bir surette, hususi bazı kardeşlerime yazmıştım. Büyük mektuplar meydana çıktıktan sonra, küçükler de umumun nazarına gösterilmesi lâzım geldi. Halbuki tanzimsiz, müşevveş bir surette idiler. Onlar ne hal ile yazılmış ise öyle kalması lâzım geliyordu. Sonradan tashih ve tanzim etmeye mezun değiliz!

İşte bu On Birinci Mektup, perişan bir surette, birbirinden çok uzak dört meseleden ibarettir. Hem müşevveş hem perişandır. Fakat şairlerin ve ehl-i aşkın, zülf-ü perişanı sevdikleri ve istihsan ettikleri nevinden, bu mektup da –zülf-ü perişan tarzında– soğuk tasannu karışmadan, hararet ve halâvet-i asliyesini muhafaza etmek niyetiyle kendi halinde bırakılmış.

Bu Mektubun Birinci Mebhası

اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعٖيفًا

âyetinin bir sırrını tefsir ile vesvese-i şeytana müptela olan adamlara mühim bir ilaç ve merhemdir.

İkinci Mebhas: Barla Yaylası, Tepelice, çam, katran, karakavağın bir meyvesi olup Sözler mecmuasına yazıldığı için buraya yazılmamıştır.

Üçüncü ve Dördüncü Mebhasları: İ’caz-ı Kur’an’a karşı medeniyetin aczini gösteren yüzer misallerden iki misaldir. Kur’an’a muhalif olan hukuk-u medeniyet ne kadar haksız olduğunu ispat eden iki numunedir.

Birinci Misal: فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ Mahz-ı adalet olan hükm-ü Kur’anî, kıza nısıf veriyor. Medeniyet, irsiyet hususunda kızın hakkında fazla hak vermekle büyük bir haksızlık etmiş ve merhamete muhtaç kıza zulmetmiş olduğunu kat’î bir surette ispat ediyor.

İkinci Misal: فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ âyetinin bir sırrına dairdir ki mimsiz medeniyet, nasıl kıza hakkından fazla hak verdiğinden haksızlık etmiş; öyle de valide hakkında hakkını kesmekle daha ziyade haksızlık ettiğini ve en muhterem bir hakikat olan validelik şefkatine karşı dehşetli bir haksızlık ve vahşetli bir hürmetsizlik ve cinayetli bir hakaret ve arş-ı rahmeti titreten bir küfran-ı nimet ve hayat-ı içtimaiyenin tiryak gibi bir rabıta-i şefkatine bir zehir katmak hükmünde bir hata olduğunu ispat eder.

(Fihrist (Mektubat))


İkinci Mebhas:

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

âyetinin bir sırrını; Çamdağı'nın hayret-feza ve heybet-nümâ ağaçlarının vaziyetlerini ve muhteşem velvele-âlud bir zelzele-i raks-nümâ ve cezbe-edâ tesbihatlarını latif ve şirin ve hararetli, fârisi bir münacât ile tefsir ediyor. O münâcât, çendan, nazm ve şiire benziyor, fakat nazm ve şiir değil, belki hakikatlarının parlaklığı ve intizamı tereşşuh edip, nazm ve şiir suretini vermiş. O münâcatın tercümesi de o mektupda yazılmıştır.

(Fihrist Risalesi)

Diğer Bahisler

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Barla Yaylası Çam, Katran, Ardıç, Karakavağın Bir Meyvesidir

(Makam münasebetiyle buraya alınmış, On Birinci Mektup’un bir parçasıdır.)

Bir vakit esaretimde dağ başında azametli çam ve katran ve ardıç ağaçlarının heybet-nüma suretlerini, hayret-feza vaziyetlerini temaşa ederken pek latîf bir rüzgâr esti. O vaziyeti pek muhteşem ve şirin, velvele-âlûd bir zelzele-i raks-nüma, bir tesbihat-ı cezbe-eda suretine çevirdiğinden eğlence temaşası, nazar-ı ibrete ve sem’-i hikmete döndü. Birden Ahmed-i Cezerî’nin Kürtçe şu fıkrası:

هَرْكَسْ بِتَمَاشَاگَهِ حُسْنَاتَه زِهَرْ جَاىْ تَشْبٖيهِ نِگَارَانْ بِجَمَالَاتَه دِنَازِنْ

hatırıma geldi. Kalbim, ibret manalarını ifade için şöyle ağladı:

يَا رَبْ هَرْ حَىْ بِتَمَاشَاگَهِ صُنْعِ تُو زِهَرْجَاىْ بَتَازٖى

زِنِشٖيبُ اَزْ فِرَازٖى مَانَنْدِ دَلَّالَانْ بِنِدَاءِ بِاٰوَازٖى

دَمْ دَمْ زِجَمَالِ نَقْشِ تُو دَرْ رَقْصْ بَازٖى

زِكَمَالِ صُنْعِ تُو خُوشْ خُوشْ بِگَازٖى

زِشٖيرٖينٖى اٰوَازِ خُودْ هَىْ هَىْ دِنَازٖى

اَزْوَىْ رَقْصَ اٰمَدْ جَذْبَه خَازٖى

اَزٖينْ اٰثَارِ رَحْمَتْ يَافْتْ هَرْ حَىْ دَرْسِ تَسْبٖيحُ نَمَازٖى

اٖيسْتَادَسْتْ هَرْ يَكٖى بَرْ سَنْگِ بَالَا سَرْفِرَازٖى

دِرَازْ كَرْدَسْتْ دَسْتْهَارَا بَدَرْگَاهِ اِلٰهٖى هَمْ چُو شَهْبَازٖى

بِجُنْبٖيدَسْتْ زُلْفْهَارَا بَشَوْقْ اَنْگٖيزِ شَهْنَازٖى

بَبَالَا مٖيزَنَنْدْ اَزْ پَرْدَه هَاىِ هَاىِ هُوىِ عِشْقْ بَازٖى

مٖيدِهَدْ هُوشَه گِرٖينْهَاىِ دَرٖينْهَاىِ زَوَالٖى اَزْ حُبِّ مَجَازٖى

بَرْ سَرِ مَحْمُودْهَا نَغْمَهَاىِ حُزْنْ اَنْگٖيزِ اَيَازٖى

مُرْدَهَارَا نَغْمَهَاىِ اَزَلٖى اَزْ حُزْنْ اَنْگٖيزِ نَوَازٖى

رُوحَه مٖى اٰيَدْ اَزُو زَمْزَمَۀِ نَازُ نِيَازٖى

قَلْبْ مٖيخٰوانَدْ اَزٖينْ اٰيَاتْهَا سِرِّ تَوْحٖيدْ زِعُلُوِّ نَظْمِ اِعْجَازٖى

نَفْسْ مٖيخٰواهَدْ دَرْ اٖينْ وَلْوَلَهَا زَلْزَلَهَا ذَوْقِ بَاقٖى دَرْ فَنَاىِ دُنْيَا بَازٖى

عَقْلْ مٖيبٖينَدْ اَزٖينْ زَمْزَمَهَا دَمْدَمَهَا نَظْمِ خِلْقَتْ نَقْشِ حِكْمَتْ كَنْزِ رَازٖى

اٰرْزُو مٖيدَارَدْ هَوَا اَزٖينْ هَمْهَمَهَا هَوْهَوَهَا مَرْگِ خُودْ دَرْ تَرْكِ اَذْوَاقِ مَجَازٖى

خَيَالْ بٖينَدْ اَزٖينْ اَشْجَارْ مَلَائِكْ رَا جَسَدْ اٰمَدْ سَمَاوٖى بَاهَزَارَانْ نَىْ

اَزٖينْ نَيْهَا شُنٖيدَتْ هُوشْ سِتَايِشْهَاىِ ذَاتِ حَىْ

وَرَقْهَارَا زَبَانْ دَارَنْدْ هَمَه هُو هُو ذِكْرْ اٰرَنْدْ بَدَرْ مَعْنَاىِ حَىُّ حَىْ

چُو لَا اِلٰهَ اِلَّا هُو بَرَابَرْ مٖيزَنَدْ هَرْ شَىْ

دَمَادَمْ جُويَدَنْدْ يَا حَقْ سَرَاسَرْ گُويَدَنْدْ يَا حَىْ بَرَابَرْ مٖيزَنَنْدْ اَللّٰهْ

فَيَا حَىُّ يَا قَيُّومُ بِحَقِّ اِسْمِ حَىِّ قَيُّومِ

حَيَاتٖى دِهْ بَاٖينْ قَلْبِ پَرٖيشَانْ رَا اِسْتِقَامَتْ دِهْ بَاٖينْ عَقْلِ مُشَوَّشْ رَا اٰمٖينْ

Barla yaylası Tepelice’de çam, katran, ardıç, karakavak meyvesi hakkında yazılan Farisî beyitlerin manası:

هَرْكَسْ بِتَمَاشَاگَهِ حُسْنَاتَه زِهَرْ جَاىْ تَشْبٖيهِ نِگَارَانْ بِجَمَالَاتَه دِنَازِنْ

Hatırıma geldi. Kalbim dahi ibret manalarını ifade için şöyle ağladı:

Yani senin temaşageh-i hüsnüne, herkes her yerden koşup gelmiş. Senin cemalinle nazdarlık ediyorlar.

يَا رَبْ هَرْ حَىْ بِتَمَاشَاگَهِ صُنْعِ تُو زِهَرْجَاىْ بَتَازٖى

Her zîhayat, senin temaşageh-i sanatın olan zemin yüzüne her yerden çıkıp bakıyorlar.

زِنِشٖيبُ اَزْ فِرَازٖى مَانَنْدِ دَلَّالَانْ بِنِدَاءِ بِاٰوَازٖى

Aşağıdan, yukarıdan dellâllar gibi çıkıp bağırıyorlar.

دَمْ دَمْ زِجَمَالِ نَقْشِ تُو (نُسْخَه: زِهَوَاىِ شَوْقِ تُو) دَرْ رَقْص بَازٖى

Senin cemal-i nakşından keyiflenip o dellâl-misal ağaçlar oynuyorlar.

زِكَمَالِ صُنْعِ تُو خُوشْ خُوشْ بِگَازٖى

Senin kemal-i sanatından neşelenip güzel güzel sadâ veriyorlar.

زِشٖيرٖينٖى اٰوَازِ خُودْ هَىْ هَىْ دِنَازٖى

Güya sadâlarının tatlılığı, onları da neşelendirip nâzeninane bir naz ettiriyor.

اَزْوَىْ رَقْصَه اٰمَدْ جَذْبَه خَازٖى

İşte ondandır ki şu ağaçlar raksa gelmiş, cezbe istiyorlar.

اَزٖينْ اٰثَارِ رَحْمَتْ يَافْتْ هَرْ حَىْ دَرْسِ تَسْبٖيحُ نَمَازٖى

Şu rahmet-i İlahiyenin âsârıyladır ki her zîhayat, kendine mahsus tesbih ve namazın dersini alıyorlar.

اٖيسْتَادَسْتْ هَرْ يَكٖى بَرْ سَنْگِ بَالَا سَرْفِرَازٖى

Ders aldıktan sonra her bir ağaç, yüksek bir taş üstünde arşa başını kaldırıp durmuşlar.

دِرَازْ كَرْدَسْتْ دَسْتْهَارَا بَدَرْگَاهِ اِلٰهٖى هَمْ چُو شَهْبَازٖى

Her birisi, yüzler ellerini Şehbaz-ı Kalender (Hâşiye[2]) gibi dergâh-ı İlahîye uzatıp muhteşem bir ibadet vaziyetini almışlar.

بِجُنْبٖيدَسْتْ زُلْفْهَارَا بَشَوْقْ اَنْگٖيزِ شَهْنَازٖى

(Hâşiye[3])

Oynattırıyorlar, zülüfvari küçük dallarını ve onunla, temaşa edenlere de latîf şevklerini ve ulvi zevklerini ihtar ediyorlar.

بَبَالَا مٖيزَنَنْدْ اَزْ پَرْدَه هَاىِ هَاىِ هُوىِ عِشْقْ بَازٖى

Aşkın “Hây Hûy” perdelerinden en hassas tellere, damarlara dokunuyor gibi sadâ veriyorlar. (Nüsha[4])

مٖيدِهَدْ هُوشَه گِرٖينْهَاىِ دَرٖينْهَاىِ زَوَالٖى اَزْ حُبِّ مَجَازٖى

Fikre şu vaziyetten şöyle bir mana geliyor: Mecazî muhabbetlerin zeval elemiyle gelen ağlayış hem derinden derine hazîn bir enîni ihtar ediyorlar.

بَرْ سَرِ مَحْمُودْهَا نَغْمَهَاىِ حُزْنْ اَنْگٖيزِ اَيَازٖى

Mahmudların, yani Sultan Mahmud gibi mahbubundan ayrılmış bütün âşıkların başlarında, hüzün-âlûd mahbublarının nağmesinin tarzını işittiriyorlar.

مُرْدَهَارَا نَغْمَهَاىِ اَزَلٖى اَزْ حُزْنْ اَنْگٖيزِ نَوَازٖى

Dünyevî sadâların ve sözlerin dinlemesinden kesilmiş olan ölmüşlere; ezelî nağmeleri, hüzün-engiz sadâları işittiriyor gibi bir vazifesi var görünüyorlar.

رُوحَه مٖى اٰيَدْ اَزُو زَمْزَمَۀِ نَازُ نِيَازٖى

Ruh ise şu vaziyetten şöyle anladı ki eşya, tesbihat ile Sâni’-i Zülcelal’in tecelliyat-ı esmasına mukabele edip bir naz niyaz zemzemesidir, geliyor.

قَلْبْ مٖيخٰوانَدْ اَزٖينْ اٰيَاتْهَا سِرِّ تَوْحٖيدْ زِعُلُوِّ نَظْمِ اِعْجَازٖى

Kalp ise şu her biri birer âyet-i mücesseme hükmünde olan şu ağaçlardan sırr-ı tevhidi, bu i’cazın ulüvv-ü nazmından okuyor. Yani, hilkatlerinde o derece hârika bir intizam, bir sanat, bir hikmet vardır ki bütün esbab-ı kâinat birer fâil-i muhtar farz edilse ve toplansalar taklit edemezler.

نَفْسْ مٖيخٰواهَدْ دَرْ اٖينْ وَلْوَلَهَا زَلْزَلَهَا ذَوْقِ بَاقٖى دَرْ فَنَاىِ دُنْيَا بَازٖى

Nefis ise şu vaziyeti gördükçe, bütün rûy-i zemin, velvele-âlûd bir zelzele-i firakta yuvarlanıyor gibi gördü, bir zevk-i bâki aradı. “Dünya-perestliğin terkinde bulacaksın.” manasını aldı.

عَقْلْ مٖيبٖينَدْ اَزٖينْ زَمْزَمَهَا دَمْدَمَهَا نَظْمِ خِلْقَتْ نَقْشِ حِكْمَتْ كَنْزِ رَازٖى

Akıl ise şu zemzeme-i hayvan ve eşcardan ve demdeme-i nebat ve havadan gayet manidar bir intizam-ı hilkat, bir nakş-ı hikmet, bir hazine-i esrar buluyor. Her şey, çok cihetlerle Sâni’-i Zülcelal’i tesbih ettiğini anlıyor.

اٰرْزُو مٖيدَارَدْ هَوَا اَزٖينْ هَمْهَمَهَا هَوْهَوَهَا مَرْگِ خُودْ دَرْ تَرْكِ اَذْوَاقِ مَجَازٖى

Heva-yı nefis ise şu hemheme-i hava ve hevheve-i yapraktan öyle bir lezzet alıyor ki bütün ezvak-ı mecazîyi ona unutturup o heva-yı nefsin hayatı olan zevk-i mecazîyi terk etmekle bu zevk-i hakikatte ölmek istiyor.

خَيَالْ بٖينَدْ اَزٖينْ اَشْجَارْ مَلَائِكْ رَا جَسَدْ اٰمَدْ سَمَاوٖى بَاهَزَارَانْ نَىْ

Hayal ise görüyor, güya şu ağaçların müekkel melaikeleri içlerine girip her bir dalında çok neyler takılan ağaçları ceset olarak giymişler. Güya Sultan-ı Sermedî, binler ney sadâsıyla muhteşem bir resm-i küşadda onlara onları giydirmiş ki o ağaçlar camid, şuursuz cisim gibi değil belki gayet şuurkârane manidar vaziyetleri gösteriyorlar.

اَزٖينْ نَيْهَا شُنٖيدَتْ هُوشْ سِتَايِشْهَاىِ ذَاتِ حَىْ

İşte o neyler; semavî, ulvi bir musikîden geliyor gibi safi ve müessirdirler. Fikir, o neylerden başta Mevlana Celaleddin-i Rumî olarak bütün âşıkların işittikleri elemkârane teşekkiyat-ı firakı işitmiyor. Belki Zat-ı Hayy-ı Kayyum’a karşı takdim edilen teşekkürat-ı Rahmaniyeyi ve tahmidat-ı Rabbaniyeyi işitiyor.

وَرَقْهَارَا زَبَانْ دَارَنْدْ هَمَه هُو هُو ذِكْرْ اٰرَنْدْ بَدَرْ مَعْنَاىِ حَىُّ حَىْ

Madem ağaçlar, birer ceset oldu. Bütün yapraklar dahi diller oldu. Demek her biri, binler dilleriyle havanın dokunmasıyla “Hû Hû” zikrini tekrar ediyorlar. Hayatlarının tahiyyatıyla Sâni’inin Hayy-ı Kayyum olduğunu ilan ediyorlar.

چُو لَا اِلٰهَ اِلَّا هُو بَرَابَرْ مٖيزَنَدْ هَرْ شَىْ

Çünkü bütün eşya لَا اِلٰهَ اِلَّا هُو deyip kâinatın azîm halka-i zikrinde beraber zikrederek çalışıyorlar.

دَمَادَمْ جُويَدَنْدْ يَا حَقْ سَرَاسَرْ گُويَدَنْدْ يَا حَىْ بَرَابَرْ مٖيزَنَنْدْ اَللّٰهْ

Vakit be-vakit lisan-ı istidat ile Cenab-ı Hak’tan hukuk-u hayatını “Yâ Hak” deyip hazine-i rahmetten istiyorlar. Baştan başa da hayata mazhariyetleri lisanıyla “Yâ Hay” ismini zikrediyorlar.

فَيَا حَىُّ يَا قَيُّومُ بِحَقِّ اِسْمِ حَىِّ قَيُّومِ

حَيَاتٖى دِهْ بَاٖينْ قَلْبِ پَرٖيشَانْ رَا اِسْتِقَامَتْ دِهْ بَاٖينْ عَقْلِ مُشَوَّشْ رَا اٰمٖينْ

(17. Söz)

Bu Risaledeki Temsiller/Misaller

11. Mektup'un 2. Mebhası, 17. Söz'e eklenmiş olup 11. Mektup'a alınmadığından o parçayla ilgili bilgiler için On Yedinci Söz maddesine bakın

Güneşin ziyası ve harareti, âyinedeki misaline geçtiği gibi… Mesela, necis ve murdar bir şeyin âyinedeki sureti ne necistir ne murdardır. Ve yılanın timsali ısırmaz.

Bu Risalede Geçen Ayetler

Bkz. 11. Mektup'ta Geçen Ayetler Listesi

Bu Risalede Geçen Hadisler

Cenab-ı Allah'ın Bu Risalede Geçen İsim, Sıfat ve Şuunatı

  1. Hak
  2. Rab

Peygamberimizin Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

Kur'an'ın Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

  1. Kur’an
  2. Kur’an-ı Hakîm

Bu Risalede Geçen Salavatlar

Bu Risalede Geçen Dualar

Bu Risalede Geçen Zikirler

Bu Risalede Geçen Emir ve Tavsiyeler

Bu Risalede Geçen Darb-ı Meseller/Deyimler

Bu Risalede Geçen Düstur, Kaide ve Tespitler

  1. Tedai-yi hayalat, tahattur-u faraziyat, bir nevi irtisam-ı gayr-ı ihtiyarîdir. İrtisam ise eğer hayırdan ve nuraniyetten olsa hakikatin hükmü bir derece suretine ve misaline geçer… Eğer şerden ve kesiften olsa aslın hükmü ve hâssası, suretine geçmez ve timsaline sirayet etmez.
  2. Tasavvur-u küfür, küfür değil; tahayyül-ü şetim, şetim değil.
  3. Bir şeyin şer’an çirkinliği, pisliği; nehy-i İlahî sebebiyledir.
  4. Ekseriyet-i mutlaka itibarıyla bir erkek, bir kadın alır, nafakasını taahhüd eder. Bir kadın ise bir kocaya gider, nafakasını ona yükler; irsiyetteki noksanını telafi eder.
  5. Rahmet-i Rabbaniyenin en hürmetli en halâvetli en latîf ve en şirin bir cilvesi olan şefkat-i valide, hakaik-i kâinat içinde en muhterem en mükerrem bir hakikattir.

Bu Risalede Geçen Halk Dili İfadeler

  1. Pederi ona “Benim servetimin yarısını, ellerin ve yabanilerin ellerine geçmesine sebep olacak zararlı bir çocuk” nazarıyla endişe edip bakmaz. O şefkate, endişe ve hiddet karışmaz. Hem kardeşinden rekabetsiz, hasedsiz bir merhamet ve himayet görür. Kardeşi ona “Hanedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakip” nazarıyla bakmaz; o merhamete ve himayete bir kin, bir iğbirar katmaz.
  2. Hattâ valideliğin en basit ve en edna derecesinde olan korkak tavuk, o şefkatin küçücük bir lem’asıyla yavrusunu müdafaa için ite atılır, arslana saldırır.

Bu Risalede Geçen Edebi ve Dikkat Çekici İfadeler

Bu Risalede Bahsi Geçen Şahıslar, Eserleri ve Eserlerinden Alıntılar

  1. Ehl-i Sünnet ve Cemaat: Hem ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat’in mezhebinde bir şeyin şer’an çirkinliği, pisliği; nehy-i İlahî sebebiyledir.

Bu Risalede Bahsi Geçen Yerler

  1. Çam Dağı: 2. mebhastaki münacat Çam Dağındaki ağaçların tesbihatına dairdir.

Bu Risalede Bahsi Geçen Hadiseler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler/Kategoriler

Önceki Risale: Onuncu MektupMektubatOn İkinci Mektup: Sonraki Risale

Kaynakça

  1. https://risale.online/soru-cevap/risalelerin-telif-tarihleri
  2. Şehbaz-ı Kalender, meşhur bir kahramandır ki Şeyh-i Geylanî’nin irşadıyla dergâh-ı İlahîye iltica edip mertebe-i velayete çıkmıştır.
  3. Şehnaz-ı Çelkezî, kırk örme saç ile meşhur bir dünya güzelidir.
  4. Şu nüsha, mezaristandaki ardıç ağacına bakar:
    بَبَالَا مٖيزَنَنْدْ اَزْ پَرْدَه هَاىِ هَاىِ هُوىِ چَرْخِ بَازٖى § مُرْدَهَارَا نَغْمَهَاىِ اَزَلٖى اَزْ حُزْنْ اَنْگٖيزِ نَوَازٖى