Ziya Nur Aksun: Revizyonlar arasındaki fark

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Turker (mesaj | katkılar)
Turker (mesaj | katkılar)
Değişiklik özeti yok
2. satır: 2. satır:
[[Kategori:Şahıs]]
[[Kategori:Şahıs]]
[[Dosya:Ziya Nur Aksun.jpg|thumb|left]]
[[Dosya:Ziya Nur Aksun.jpg|thumb|left]]
'''Ziya Nur Aksun''' Konya'da lise talebesi iken ilk defa Risale-i Nur veren Zübeyir Gündüzalp
'''Ziya Nur Aksun''' Konya'da lise talebesi iken Nurları tanımış, özellikle Ankara'da nurlara fedakarca hizmet etmiş ve Afyon hapsinden sonra Emirdağ'da Üstad'ın hizmetinde bulunmuş bir nur talebesiydi. Üstadın ‘Benim dört tane Ziya'm var’ ifadesinde kast ettiği Ziyalardan biriydi (diğerleri [[Yusuf Ziya Sönmez]], [[Ziya Dilek]] ve [[Yusuf Ziya Arun]]). Konya'da lise talebesiyken Ahmet Atak, Muhsin Alev, Feyzi Halıcı, Ziya Arun gibi talebelerle beraber nur dersi aldı. Önce İTÜ İnşaat Fakültesine imtihansız kabul edildi, bir yıl sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine geçti. Burada okurken yaz aylarında diğer nur talebeleriyle birlikte Isparta ve Emirdağ'ına Bediüzzaman Hazretlerine gidip neşriyatta yardım etti. 1955'te mezun olduktan sonra Atıf Ural, Abdullah Yeğin, Salih Özcan, Ahmed Atak gibi nur talebeleriyle nur hizmetine devam etti. Tarihçidir. Altı ciltlik "Osmanlı Tarihi” kitabı vardır. Bilge Tarihçi olarak anılmış ve ödüller almıştır.<ref name='a'>Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 3</ref><ref name='b'>Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor, Cilt 4</ref><ref name='c'>https://tr.wikipedia.org/wiki/Ziya_Nur_Aksun</ref>
 
: "Üstad; ‘Benim dört tane Ziya'm var; Ziya Sönmez, Ziya Dilek, Ziya Nur, Ziya Arun' derdi.” Üstad'tan duyduğunu
 
 
Konya'nın tanınmış tüccarlarından Feyzi, Mehdi ve şehid tayyarece Ömer Beyin babaları Sabri Halıcı vasıtasıyla Nur Risalelerini okumaya başlamış. 1944 senelerini takip eden yıllarda Konya'da Zübeyir Gündüzalp'le beraber münevver ve imanlı bir gençlik grubu, Nur Risalelerini tanır. Bu zatlardan tesbit edebildiğimiz isimler şunlardır: Muhsin Alev, Ziya Arun, Ziya Nur Aksun, Kâmil Öztürk, Ahmet Atak, Feyzi, Mehdi ve Ömer Halıcı kardeşler.
 
1947-1948 yılları arasında Abdülmuhsin Elkonevi (Muhsin Alev) kanalı ile tanıdım. O yıllarda Konya Lisesinde talebe idim. Yine o yıllarda bizim akran diyebileceğimiz çok değerli liseli kardeşlerimiz vardı. Hasan Tahsin Oğuz, Ziya Nur Aksun, Feyzi Halıcı, Mehdi Halıcı, Ahmed Atak Hatipoğlu, Selahaddin Erdoğan, Kamil Öztürk.
 
Yıl 1950. Ankara Tıp Fakültesini kazanmıştım. Ankara'ya gittim. O yıllarda bizden önce mezun olan kardeşlerimizden Muhsin Alev ve Ziya Nur Aksun Ankara'da idiler.
 
19 Eylül 1949 günü Konya'dan gelen Ziya Nur ve bir arkadaşıyla beraber bir gün sonra tahliye olacak olan Üstadımızın eşyalarını eve taşımıştık. O gün Afyon'da çok canlı bir gün geçirdik. Çünkü, Üstadımız hapisten yarın tahliye olacaktı. Temyiz mahkemesi, Afyon mahkemesinin mahkûmiyet ve müsadere kararını esastan bozmuştu. Dört sene evvel 1944'te Denizli'de cereyan eden mahkemede Said Nursî, Nur Külliyatı ve Nur Talebeleri beraat etmişlerdi, Denizli mahkemesinin bu beraat kararını, Temyiz mahkemesi tasdik etmişti ve kaziye-i muhkeme haline gelen bu kararla, Nur Risaleleri çuvallar ve bavullarla sahiplerine iade edilmişti.
Mahkeme-i Temyiz, Afyon kararını bozmasında bu hususa dikkati çekiyor; o zaman, 'Beraatle iade edilen Risalelerden başka yeni telifat var mı? Yeni kitaplar var mı? Afyon mahkemesi, varsa bunlar üzerinde yeni karar verebilir; beraat etmiş ve kesinleşmiş bir karara rağmen, yeniden karar ihdas olunamaz' diye mahkumiyet kararını esastan bozmuştu. Fakat Said Nursi, yine yirmi ayını hapiste tamamladı ve 20 Eylül sabahı güneş doğmadan önce polisler nezaretinde tahliye edilip Zübeyir ve Ziya ile beraber kaldığımız eve getirildi.
 
Lillahilhamd, 1954'ten sonraki senelerde verdiği dersler, ikaz ve ihtarlarla akıl ve fikrimizi açtılar. Bu sahada da tarifi imkansız lütuflara nail oldum. Sonsuz şükürler... O sene, Eylül'den sonra mektepler açılmaya başlama zamanı, beni tekrar Ankara'ya; Ziya'yı İstanbul'a gönderdi. Ankara'da Abdullah, Salih, Ahmed ve Ziya Nur gibi kardeşlerle beraberdik. Ceylan'ı da, Üstadımız, hapisten tahliyeden sonra Urfa'ya göndermişti.
 
O zamanda Ankara'da zaman zaman bulunanlar arasında Abdullah, Ceylan, Hüsnü de vardı. Rahmetli Ceylan Urfa'dan gelmişti. Hz. Üstadın emriyle Ankara'da kaldı. Müteaddit dershanelerde beraber kaldık. Bir ara Seyyid Salih, Ziya Nur da beraberdi. Ahmet Atak, Mülkiyede okuyor, evinde kalıyordu. Hüsnü Bayram da Safranbolu'dan gelmiş, hizmet-i Nuriyeye atılmıştı.
 
Atıf Uran için: Onun ilk tanıdığı ağabeyi Ziya Nur idi, onunla ilk olarak Ziya Nur ilgilenmiştir. Aynı okulda Ankara Hukuk Fakültesinde beraber okuyorlardı. Ziya Nur'un Üstad'ın Tarihçe-i Hayat kitabında adı geçer, orada mektubu vardır.1
 
ilk, orta ve lise öğrenimini Konya'da yaptı. Liseyi birincilikle bitirince, bu başarısından dolayı, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin (İTÜ) İnşaat Fakültesine imtihansız olarak kabul edildi. Fakat teknik bir adam olmaktan çok, onun, içtimai meselelere, hak, hakikat, adalet ve tarih'e ilgisi ve bağlılığı daha çoktu. Bu sebeple bir yıl sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine geçti. 1955 yılında buradan başarıyla mezun oldu
 
Ağabeyim Ziya Nur'a, Konya'da lise talebesi iken ilk defa Risale-i Nur veren Zübeyir Gündüzalp'tir. Şimdi Almanya'da olan Muhsin Alev de ilkokuldan itibaren ağabeyimin sınıf arkadaşıydı, liseyi de beraber bitirdiler. Osman Yüksel Serdengeçti de liseden sınıf arkadaşıdır.
 
Ağabeyim ve arkadaşları, Ankara'da Hukuk Fakültesinde okurken bilhassa yaz aylarında Isparta ve Emirdağ'ına Bediüzzaman Hazretlerine gidip neşriyatta yardım ediyorlardı. Ağabeyimin sayılamayacak kadar Bediüzzaman Hazretleriyle görüşmeleri ve ziyaretleri vardır. Bediüzzaman Hazretlerinin Tarihçe-i Hayat kitabında "Hukuk Talebesi Ziya Nur” imzalı
 
Altı ciltlik "Osmanlı Tarihi” kitabı vardır
 
Risale-i Nur'da, Emirdağ Lâhikası'nın ikinci kısmında çok geçmektedir. Bunun yanında, Bediüzzaman Hazretlerinin "Tarihçe-i hayat” kitabının Tahliller kısmında da, Ziya Nur ağabeyin müstakil bir makalesi vardır.
 
 
<ref name='a'>Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 3</ref><ref name='b'>Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor, Cilt 4</ref><ref name='c'>https://tr.wikipedia.org/wiki/Ziya_Nur_Aksun</ref>


==Şahsi Bilgiler==
==Şahsi Bilgiler==
50. satır: 19. satır:


==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==
==Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri==
Üstad ile çok defa görüşmüş ve ziyaret etmiştir.<ref name='b' />


==Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==
==Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==

09.59, 22 Ağustos 2021 tarihindeki hâli

Ziya Nur Aksun Konya'da lise talebesi iken Nurları tanımış, özellikle Ankara'da nurlara fedakarca hizmet etmiş ve Afyon hapsinden sonra Emirdağ'da Üstad'ın hizmetinde bulunmuş bir nur talebesiydi. Üstadın ‘Benim dört tane Ziya'm var’ ifadesinde kast ettiği Ziyalardan biriydi (diğerleri Yusuf Ziya Sönmez, Ziya Dilek ve Yusuf Ziya Arun). Konya'da lise talebesiyken Ahmet Atak, Muhsin Alev, Feyzi Halıcı, Ziya Arun gibi talebelerle beraber nur dersi aldı. Önce İTÜ İnşaat Fakültesine imtihansız kabul edildi, bir yıl sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine geçti. Burada okurken yaz aylarında diğer nur talebeleriyle birlikte Isparta ve Emirdağ'ına Bediüzzaman Hazretlerine gidip neşriyatta yardım etti. 1955'te mezun olduktan sonra Atıf Ural, Abdullah Yeğin, Salih Özcan, Ahmed Atak gibi nur talebeleriyle nur hizmetine devam etti. Tarihçidir. Altı ciltlik "Osmanlı Tarihi” kitabı vardır. Bilge Tarihçi olarak anılmış ve ödüller almıştır.[1][2][3]

Şahsi Bilgiler

Diğer İsimleri: Ziya Nur, Bilge Tarihçi

Doğum Yeri ve Tarihi: Konya, 29 Mayıs 1930[2]

Vefat Yeri ve Tarihi: 6 Eylül 2010, İstanbul[3]

Kabrinin Yeri: Karacaahmet Mezarlığı, Mezar No: 360, Ada: E-4/Y-13[3]

Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı

Konya'da lise talebesi iken ilk defa Risale-i Nur kendisine Zübeyir Gündüzalp verdi.[2]

Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri

Üstad ile çok defa görüşmüş ve ziyaret etmiştir.[2]

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bedîüzzaman Kimdir?

Bedîüzzaman, ma’hud ve mühlik uçurumlarla dolu olan içtimaî seyrimizi, manevî değerler bakımından bir nur-u imanî ve ziya-yı irşadî ile taht-ı emniyete almaya çabalayan ve bu hususta bilmenin, kendi kendini idare etmek; bilmemenin, körü körüne idare olunmak hakikatine vücud vereceğini halk kitleleri arasında temessül ettiren insandır.

Bedîüzzaman, ahlâkî kıymetler ve millî hasletlerin pozitif ilimlerle muvazi olarak kat’-ı mesafe edemediğini, bu mana ve şekil muvacehesinde yetişen çöl kadar kuru ve boş ruhlarla bulanmış gençliğin, istikbalde milletimizin rü’yet ufkunda bir kara bela olacağı hakikat-i kat’iyesini gözlere sokan ve çare-i halâsı da gösteren kimsedir.

Bedîüzzaman, Şark ve Garp arasındaki azîm müfarakatın, şahsiyet mefhumunun daralma ve genişlemesinden neş’et ettiğini gören ve asrın maymun taklitçiliğine varan şahsiyetsizliği önünde, şahsiyet mefhumunun İlahî yüksekliğini gönüllerin mihrak noktasında sembolleştirmeye tevessül eden âlimdir.

Bedîüzzaman, hür adamların hür memleketinin İlahî kuruluş felsefesini, akıllara ve gönüllere nakşeden din adamıdır.

Bu necip millet, Bedîüzzaman gibi nefsindeki menfaat putunu deviren insanların hizmetine çok ama çok muhtaçtır.

Hukuk Fakültesinden

Ziya Nur

(Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)


Sâniyen: İkinci gün, çok ziyade merak ve alâka peyda ettiğim dârülfünun gençlerinin, üniversite talebelerinin namına, şimdiden dokuz tane hakiki Nurcu ve küçük Salahaddinler ve Abdurrahmanlar nevinde dârülfünunun tenvirine ciddi çalıştıklarını bildiren bir mektup aldım. O küçük Abdurrahmanlar ise: Mustafa Oruç, Konyalı Ziya ve Sabri’nin mahdumu Feyzi ve Bahaeddin, Abdurrahîm ve Kastamonulu Ömer ve Aziz ve Şükrü ve Sabri gibi ciddi genç Nurcular; Nurlara sahip olmaları, merhum biraderzadem Abdurrahman ve Fuad yeniden on tane olarak dünyaya gelip vazife-i Nuriyeye başlaması gibi beni hem sevindirdi hem hastalığımı da hafifleştirdi.

(Emirdağ Lahikası-2)


Hak ve hakikatin nâşiri olan Sebilürreşad’a, hâlen Halk Partisi namına yapılan yüz cihetle kanunsuz bir muameleyi arz ediyoruz:

...

Emirdağ Nur talebeleri namına

Mehmed, İbrahim, Ziya vesaire…

(Emirdağ Lahikası-2)


Ehemmiyetli bir hakikat ve Demokratlarla Üniversite Nurcularının bir hasbihalidir.

...

Nur talebeleri ve Nurcu üniversite gençliği namına

Sadık, Sungur, Ziya

(Emirdağ Lahikası-2)


Aziz, sıddık, fedakâr kardeşimiz Hacı Ali!

...

Evet, kahraman kardeşimiz Hacı Ali; Hazret-i Üstad daima sizin fedakârlığınızı izhar buyuruyorlar. Biz de sizi tahsinlerle tebrik ediyoruz.

اَلْبَاقٖى هُوَ الْبَاقٖى

Üstadın hizmetinde bulunan kusurlu Sungur, Zübeyr, Ziya

(Emirdağ Lahikası-2)


Aziz, kahraman ağabeyimiz!

...

Ziya, Zübeyr

(Emirdağ Lahikası-2)


Aziz ve çok kıymetli kahraman kardeşimiz Sungur!

...

Ziya, Zübeyr


(Emirdağ Lahikası-2)


Aziz, sıddık kardeşim Osman Nuri!

Madem Cenab-ı Hak, senin kudsî niyet ve ihlasınla Ankara’da en mühim genç Saidleri senin etrafına toplatmış. Madem Ankara’da benim bulunmamı lüzumlu görüyorsunuz. Ben de şimdi nafakamla tedarik ettiğim nüshalarımı, o küçük Medrese-i Nuriyeme benim bedelime gönderiyorum. Onların adedince Saidler, seninle komşu olurlar.

Hem fedakâr evladın çok fevkinde sadakatle şimdiye kadar hizmetleriyle her biri birer genç Said olarak beş on Abdurrahmanlarım hükmünde Sungur, Ceylan, Tillolu Said, Salih, Abdullah, Ahmed, Ziya gibi genç ve çalışkan Saidleri senin yanına hem benim vekilim hem senin talebelerin olarak benim bedelime o küçücük Medrese-i Nuriyeye nezaret ve bir nevi dershane olarak reyinize bırakıyorum.

اَلْبَاقٖى هُوَ الْبَاقٖى

Kardeşiniz Said Nursî

(Emirdağ Lahikası-2)


Çok muhterem kardeşimiz Salih,

Üstadımız sana ve iki dindar ve hakiki milletvekillerine çok selâm ve dua eder, sana ve onlara “Bin bârekellah” der.

Üstadımız diyor ki:

Ben çok zaman evvel bekliyordum ki Urfa tarafında Nurlara karşı kuvvetli eller sahip olmaya çıksın. Çünkü orası hem Anadolu’nun hem Arabistan’ın hem Kürdistan’ın bir nevi merkezi hükmündedir. Nurlar orada yerleşse o üç memlekette intişarına vesile olur. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükrediyorum ki Seyyid Salih gibi gençliğin bir kahramanı ve o havalinin çok kıymettar ve hamiyetkâr ve dindar iki milletvekili Nurlara sahip çıkmaya başladılar. Ben de kendi paramla aldığım ve zehir hastalığının fazla rahatsızlığı içinde tashih ettiğim bana mahsus bir kısım mecmualarımı onlara gönderiyorum. Çok yerlerden ve çok mühim zatlar tarafından istedikleri halde, ben Urfa’yı her yere tercih ediyorum. İnşâallah bir kısım daha onlara göndereceğim.

Seyyid Salih ve hamiyetkâr milletvekilleri orada inşâallah Kur’an ve imana tam hizmet edecek ve orayı Isparta’daki Medresetü’z-Zehra ve Mısır’daki Camiü’l-Ezherin küçük bir numunesi haline getirmeye vesile olmaya ve Şam ve Bağdat’taki medrese-i İslâmiyenin bir numunesini açmaya yol açmalarını rahmet-i İlahiyeden ümit ediyoruz.

Hem madem Risale-i Nur’un mesleği hıllettir. Ve Urfa ise İbrahim Halilullah’ın bir menzilidir. İnşâallah hıllet-i İbrahimiye parlayacaktır. Hem ihtimal-i kavîdir ki bu dehşetli semli hastalıktan kurtulsam, gelecek kışta Urfa’ya gitmeyi cidden arzu ediyorum.

Üstadımızın sözü bitti. Biz de tekrar selâm ve arz-ı hürmet ederiz.

Risale-i Nur hizmetinde bulunan kardeşiniz Ziya ve Mehmed

Bütün Urfa halkına, çoluk ve çocuğuna ve mezarda yatanlarına her sabah dua ediyorum. Ve bütün Urfalılara selâm ediyorum. Urfa taşıyla toprağıyla mübarektir. Ben çok hastayım. Onlar da bana dua etsinler.

اَلْبَاقٖى هُوَ الْبَاقٖى

Said Nursî

(Emirdağ Lahikası-2)


Demokrat Kardeşlere Tavsiye

Diktatörler ve şefler idaresinde memleketin dinini, imanını, canını, hayatını kasıp kavuran merhametsiz eski devrin farmason kullarının şu can çekişme devrinde Demokratlara tevcih ettikleri silahların en tesirlisi, onu kendilerinden daha dinsiz göstermeye çalışmalarıdır. Bir kısmı dindarlık perdesine bürünerek, Demokratların millete vaad ettikleri din hürriyetini temin etmeyeceklerini propaganda ediyorlar. Bir kısmı da irticayı himaye ediyor ithamıyla Demokratların din hürriyetine taraftarlık etmesini önlemeye; kendileri gibi Demokratları da dini, din müesseselerini tahrip etmeye, din ehline karşı şiddet göstermeye sevk ediyorlar.

Demokrat Partinin iktidarı ele alır almaz komünistlere karşı şiddetli davranması, diğer taraftan ezan-ı Muhammedînin serbestîsini temin etmesi, bu sebeple halkın muhabbetini kazanarak kendi kuvvetinden yirmi defa daha bir kuvvet elde etmesi Halkçıları müthiş endişeye düşürdü.

Eski devrin din ehline ve Kur’an ehli olan Nurculara karşı takip ettiği zalimane siyasetin onları bu hale düşürdüğünü Demokratlar idrak edecek bir seviyede oldukları için onların pusularına düşmeyeceklerine itimadımız vardır.

Eski devrin belli başlı şiarı malûmdur. Demokratlar, bekalarını temin etmek isterlerse tamamıyla bu şiara karşı bir siyaset takip etmeleri icab eder; bir taraftan komünizme karşı şiddet, diğer taraftan dini ve din ehlini himaye. Açıkça ve mertçe bu yolda yürümek mecburiyetindedir. Bu hususta göstereceği en ufak bir zaaf yahut en ufak bir samimiyetsizlik, onu Halkçıların çukuruna düşürür.

Biz Nur talebeleri, kat’iyen siyasetle iştigal etmeyiz. Bizim yegâne emelimiz, memlekette din hürriyetinin hakiki surette temini, dine ve din ehline ve Kur’an ehli olan Nurculara karşı çeyrek asırdan beri devam eden zulüm ve tazyikin tamamıyla bertaraf olmasıdır.

Demokrat kardeşlere tavsiye ederiz: Devr-i sâbıkın şeytankârane oyunlarına, hilelerine aldanmasınlar; onların düştükleri dalalete düşmesinler. Milletin ruhunu ve iradesini onlar gibi istihfaf etmesinler. Komünizme ve dine karşı tuttukları doğru yolda azimle devam etsinler.

Nur talebeleri namına

Sadık, Sungur, Ziya

(Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)


Ankara Üniversitesi Nur talebeleri namına Abdullah

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Çok mübarek Üstadımız Hazretleri!

Evvela: Geçenlerde alınan Nur eczalarının hepsi dağıldı, Nur’un müştakları sürur içinde kaldılar. Nur’dan kısmeti olanlar, birer birer çıkıp ona koşuyorlar. Nur arayan sineler مَنْ طَلَبَ وَ جَدَّ وَجَدَ hakikatince buluyorlar. Bu sefer Ziya kardeşimizin getirdiği otuz dört adet Sözler kapışıldı. Asâ-yı Musalar Ankara’ya ve Anadolu’nun muhtelif yerlerine dağılıyor.

(Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)


Bu mektup Samsun’da münteşir Büyük Cihad gazetesinde intişar etmiştir Müfterilerin tahrikatıyla Samsun’da muhakeme açılmasına vesile olmuştur. Muhakeme beraetle neticelenmiştir.

Âlem-i İslâm’ın halâskârı, ehl-i imanın sertâcı, Risale-i Nur’un tercümanı, Üstadımız Bedîüzzaman Said Nursî Hazretlerine!

Bu defa dindar Demokratların delâletiyle Afyon Mahkemesince Risale-i Nur’un serbestiyetine; bütün risale, mektup ve mecmualarının suç mevzuu teşkil etmediğinden iadelerine karar verilmesini; senelerce evvel ilan ettiğiniz “Risale-i Nur benim değil, Kur’an’ın malıdır; Kur’an’ın feyzinden gelmiştir. Hiçbir kuvvet onu Anadolu’nun sinesinden koparıp atamayacaktır. Risale-i Nur, Kur’an’a bağlıdır; Kur’an ise arş-ı a’zamla bağlanmıştır; kimin haddi var ki onu oradan söküp atsın!” diye olan hakikatli beyanatınızın açık bir tezahürü ve bu ulvi hizmetinizin İlahî ve Kur’anî olduğunun parlak bir delili bilerek, bu beraet kararının âlem-i İslâm’ın ve bâhusus bu millet-i İslâmiyenin saadetlerinin başlangıcı olması itibarıyla, başta bütün varlığıyla bu zaferleri bekleyen ve Nur ailesine reis ve hakikatler deryasına kaptan tayin edilen ve zulmet-i küfürle tuğyan etmiş insanlığa hâdî ihsan olunan aziz, sevgili Üstadımız ve buna vesile olmakla ehl-i imanı kendilerine dost ve taraftar eyleyen dindar Demokratları ve âdil heyet-i hâkimeyi sonsuz minnetlerle tebrik eder ve arz ederiz ki:

Uzun senelerden beri terakki ve tealisi için çalıştığınız ve uğrunda feda-yı nefis ve can eylediğiniz hakikat-i Kur’aniyenin bugün bütün bir memleket, bir millet çapında ehl-i imanın kalplerine sürurlar getirerek fevkalâde inkişafı, hizmetine memur kılındığınız ve bilfiil muvaffak olduğunuz kudsî dava ve hizmetinizin ne kadar yüksek ve parlak olduğunu, güneş gibi ispat ediyor.

Yirmi beş otuz seneden beri bütün manilere ve sıkıntılara rağmen bu kadar sabır ve metanetiniz ve Kur’an’dan kalb-i münevverinize gelen Risale-i Nur’un neşri cihetinde bu hârika hizmet ve mücahedeleriniz, istikbalin nesillerine ve İslâm’ın kahraman mücahidlerine bir numune-i iktida ve imtisal oluyor. Kur’an güneşinin sönmeyen nurları ve ebedî lem’aları olan Nur şuâlarıyla cehil ve dalalet karanlıklarını izale ederek, milyonlar kalpleri o nurla nurlandırıp ehl-i imanı kendinize minnettar ettiniz.

Bu vatan ve bu millet, bu tarih ve bu toprak, sizin bu hizmetinizi, bu fedakârlığınızı hiçbir zaman unutmayacaktır. Ebediyet âlemine göç eylediğinizde dahi sizin bu hizmetiniz bir çekirdek olup ondan fışkıran bir şecere-i âliye, her tarafı kaplayacak ve o Nur ağacının etrafına toplanan büyük cemaatler ve Risale-i Nur’un yükselen ebedî şuâları, o hizmetinizi ile’l-ebed ve daha parlak ve daha şaşaalı idame edecekler.

Siz, Risale-i Nur’un tercümanı haysiyetiyle ve bu iman hizmetinizin İslâm ufuklarında parlaması cihetiyle, bu asrın bir hidayet serdarısınız.

Kur’an-ı Kerîm’in on dördüncü asr-ı Muhammedîdeki (asm) aziz dellâlı ve o müthiş zamanın müthiş zulümatına karşı Nur-u Kur’an’la mukabele eden büyük fedakârı ve Risale-i Nur’un yüz binler nüshalarını yüz binler talebelerinin kalemleriyle her tarafta neşredip dinsizliğe ve küfr-ü mutlaka karşı bir sedd-i Kur’anî tesis eden muhteşem, kahraman, sevgili Üstadımız!

Âlemlere rahmetler ve saadetler getiren ve insanlığa selâmet ve teselliler bahşeden bu mukaddes hizmetinizle ehl-i imana zuhurunu müjde verip ispat ettiğiniz ve emareleri gözükmeye başlayan ve bütün kıtalara şâmil hâkimiyet-i İslâmiyenin nurlu ve büyük bayramını bütün ruhumuzla tebrik eder, Cenab-ı Hak’tan uzun ömürlerinize dualar eder, ellerinizden tazimle öperiz.

Ankara Üniversitesi Nur talebelerinden

İsmail, Salih, Âtıf, Ahmed, Ziya, Mehmed, Abdullah

(Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Yusuf Ziya Arun'un evlenme meselesiyle ilgili Üstad'a yazılan mektuba üstadın cevabı:

Ceylân!

"Bu mektup, kimindir bilemedim. Ziya’yı aynen Zübeyir gibi bütün hayatını Nur'lara, iman hizmetine fedakârane verecek bir mahiyette bilirim. Dünya ile, hususen kadınlarla, evlenmekle alâkadar olup bağlanmaz zannederim. Selâhaddin, Nur'un bir kahramanı iken, tezevvücü onu dünyaya esir eyledi. Ona ve Nur'lara çok zarar oldu. Eğer Ziya dünya ile, evlenmekle alâkadar olmaya niyeti kat'î var ise, Nur'un erkânları ile meşveret etmek ona lâzımdır. Ben bu meselede fikir beyan edemem. Ziya gibi Nur kahramanı dünya ile zincirlerle bağlanmasına, hizmet-i Nuriye fetva vermesiyle olur."[1]

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler

Kaynakça

  1. 1,0 1,1 Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 3
  2. 2,0 2,1 2,2 2,3 Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor, Cilt 4
  3. 3,0 3,1 3,2 https://tr.wikipedia.org/wiki/Ziya_Nur_Aksun