Niyazi-i Mısri

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
(Mısri-i Niyazi sayfasından yönlendirildi)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Niyazi-i Mısri Halvetiyye tarikatının dört ana kolundan biri olan Ahmediyye’nin Mısriyye şubesinin kurucusu ve pîridir. Mısrî mahlası tahsilini Mısır'da yaptığından dolayıdır. Gençlik yıllarındaki tahsili sırasında sûfîlere muhalif idi ancak sonra fikri değişti. Mısır, Suriye ve Anadolu’nun çeşitli şehirlerini dolaşıp Elmalı’dan Uşak’a gelen Ümmî Sinan’a intisap etti ve onunla Elmalı’ya gidip 9 sene kaldı. Halifesi olarak Uşak, Çal ve Kütahya’da irşad faaliyetinde bulundu. Daha sonra müridleriyle Bursa’ya yerleşti. Kadızâdelilerden etkilenerek ülkede semâ, zikir ve devranı yasaklayan IV. Mehmed döneminde ona yakınlığı sayesinde faaliyetlerini sürdürdü. Cezbe etkisinde söylediklerinden dolayı yapılan şikayetler nedeniyle önce 9 ay Rodos'a, 1,5 sene sonra da 15 yıl kalacağı Limni’ye sürgün edildi. II. Ahmed’in fermanıyla istediği yere gitmesine izin verilince tekrar Bursa’ya döndü. İdarenin istememesine rağmen Edirne'ye gidişi idareyi endişelendirince yeniden Limni'ye sürgün edildi ve orada vefat etti.[1] Arûzla yazdığı şiirlerinde Nesimî'nin etkisinde kalan Niyazî, devrinin Vahdet-i Vücud görüşüne mensup kişilerinden de biridir.[2]

Bu Konu Hakkında Risale-i Nur'daki Derslerin Özeti

Bediüzzaman kendisinden yanık şair olarak bahsetmiş ve 5 mısrasını 26. Lem'a olan ihtiyarlar risalesinde almıştır. Başka bir mısrası da bir talebesinin mektubunda geçer.

Şahsi Bilgiler

Diğer İsimleri: Asıl adı Mehmed'dir (Muhammed ibn Ali Çelebi). Mısrî Niyâzî ve Şeyh Mısrî olarak da tanınmıştır.[1]

Doğum Yeri ve Tarihi: Malatya'nın şimdiki adı Soğanlı olan Aspozi kasabası, h. 12 Rebîülevvel 1027/m. 9 Mart 1618[1]

Vefat Yeri ve Tarihi: Limni (Bugün Yunanistan toprakları içindedir), h. 20 Receb 1105/m. 16 Mart 1694[1]

Kabrinin Yeri: Limni adasında Mirina Limanı yakınları (kabri sokak arasında duvarlar içinde bakımsız kalmıştır)

Harita Konumu: [1]

Eserleri ve Risale-i Nur'da Eserlerinden Alıntılar

Niyâzî-i Mısrî’nin büyük bir kısmı birkaç yapraklık risâlelerden oluşan otuzu aşkın eseri bulunmaktadır.

Niyâzî-i Mısrî’nin şiirleri bütün tarikat çevrelerinde beğenilmiş, divanı âdeta dervişlerin bir el kitabı haline gelmiştir.

Eserlerinden Risale-i Nur'da yapılan alıntıların geçtiği yerler aşağıda listelenmiştir.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime baktım, vücudum kabir tarafına bir inişten koşar gibi gidiyor. Niyazi-i Mısrî’nin

Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere

Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber

dediği gibi ruhumun hanesi olan cismimin de her gün bir taşı düşmekle yıpranıyor ve dünya ile beni kuvvetli bağlayan ümitlerim, emellerim kopmaya başladılar. Hadsiz dostlarımdan ve sevdiklerimden müfarakat zamanının yakınlaştığını hissettim. O manevî ve çok derin ve devasız görünen yaranın merhemini aradım, bulamadım. Yine Niyazi-i Mısrî gibi dedim ki:

Dil bekası, Hak fenası istedi mülk-ü tenim

Bir devasız derde düştüm, âh ki Lokman bîhaber (Hâşiye: Yani benim kalbim bütün kuvvetiyle beka istediği halde hikmet-i İlahiye, cesedimin harabiyetini iktiza ediyor. Hekim-i Lokman da çaresini bulamadığı dermansız bir derde düştüm.)

O vakit birden merhamet-i İlahiyenin lisanı, misali, timsali, dellâlı, mümessili olan Peygamber-i Zîşan aleyhissalâtü vesselâmın nuru ve şefaati ve beşere getirdiği hediye-i hidayeti; o dermansız, hadsiz zannettiğim yaraya güzel bir merhem ve tiryak oldu. Karanlıklı yeisimi, nurlu bir ricaya çevirdi.

(26. Lem'a)


Bir zaman, ihtiyarlığa ayak bastığımdan gafleti idame ettiren sıhhat-i bedenim de bozulmuştu. İhtiyarlıkla hastalık, müttefikan bana hücum etti. Başıma vura vura uykumu kaçırdılar. Çoluk çocuk, mal gibi beni dünya ile bağlayacak alâkalar da yoktu. Gençlik sersemliğiyle zayi ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini; bütün günahlar, hatîatlar gördüm. Niyazi-i Mısrî gibi feryat eyleyerek dedim:

Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba,

Yola geldim lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.

Ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenha garib,

Dîde giryan, sine biryan, akıl hayran bîhaber.

(26. Lem'a)


Ruhum dahi vatanımdaki eski dostları düşünüp o gurbette vefatımı tahayyül ederek Niyazi-i Mısrî gibi dedim:

Dünya gamından geçip, yokluğa kanat açıp,

Şevk ile her dem uçup, çağırırım dost, dost!

diye dostları arıyordu.

(26. Lem'a)


Dördüncü Şuâ olan Âyet-i Nuriye-i Hasbiye’nin başının hülâsası diyor ki: Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrit ettiklerinden beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Sıkıntıdan gelen bir gaflet ile Risale-i Nur’un teselli verici ve meded edici nurlarına bakmayarak doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım.

Gördüm ki gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr, bende hükmediyordu. Halbuki müthiş bir fena, o bekayı söndürüyor. O haletimde, yanık bir şairin dediği gibi dedim:

Dil bekası, Hak fenası istedi mülk-ü tenim

Bir devasız derde düştüm, âh ki Lokman bîhaber.

Meyusane başımı eğdim, birden حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ imdadıma geldi “Beni dikkatle oku!” dedi. Ben de günde beş yüz defa okudum. Okudukça yalnız ilmelyakîn ile değil, aynelyakîn ile çok kıymettar envarından dokuz mertebe-i hasbiye bana inkişaf etti.

(26. Lem'a)


Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrit ettiklerinden beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Ve ihtiyarlık zamanımda kısmen teessürattan gelen beş nevi hastalıklara giriftar olmuştum.

Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur’un teselli verici ve meded edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım.

Gördüm ki gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr, bende hükmediyorlar. Halbuki müthiş bir fena, o bekayı söndürüyor. O haletimde, yanık bir şairin dediği gibi dedim:

Dil bekası, Hak fenası istedi mülk-ü tenim

Bir devasız derde düştüm, âh ki Lokman bîhaber.

Meyusane başımı eğdim; birden حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ âyeti imdadıma geldi, dedi: “Beni dikkatle oku.” Ben günde beş yüz defa okudum. Benim için aynelyakîn suretinde inkişaf eden çok kıymettar envarından bir kısmını ve yalnız dokuz nurunu ve mertebesini icmalen yazıp eskiden aynelyakîn ile değil belki ilmelyakîn ile bilinen tafsilatını Risale-i Nur’a havale ediyorum.

(4. Şuâ)


İşte bunun için şimdi çektiği bütün zahmetler rahmet, yaptığı hizmetler hikmet olmuş. Celali yüzünden cemalini de gösterip âlem, bir gülzar-ı kemal bulmuştur.

“Lütf u kahrı şey-i vâhid bilmeyen çekti azap,

Ol azaptan kurtulup sultan olan anlar bizi.”

Niyazi-i Mısrî gibi diyen bu tercüman, her şeyi hoş görerek katreyi umman, âdemi insan ve nurunu âleme sultan eylemiştir.

...

Duanıza muhtaç talebeniz Hasan Feyzi

(Emirdağ-1 L.)


Dördüncü Şuâ olan âyet-i nûriye-i hasbiyenin başının hulâsası

Diyor ki: Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrid ettiklerinden beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Sıkıntıdan gelen bir gafletle Risale-i Nur'un teselli verici ve medet edici nurlarına bakmayarak doğrudan doğruya kalbime baktım. Ve ruhumu aradım, gördüm ki: Gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr bende hükmediyorlar. Halbuki müthiş bir fenâ o bekayı söndürüyor. O haletimde yanık bir şâirin dediği gibi dedim:

Dil bekası, hak fenası istedi mülk-ü tenim

Bir devasız derde düştüm âh ki, Lokman bî-haber

Me'yusâne başımı eğdim. Birden

حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

âyeti imdadıma geldi, "beni dikkatle oku" dedi. Ben de günde beş yüz defa okudum. Okudukça yalnız ilme'l-yakîn ile değil, ayne'l-yakîn ile çok kıymettâr envârından dokuz mertebe-i hasbiye bana inkişâf etti.

(Fihrist Risalesi)

Diğer Bahisler

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

Limni adasındaki türbesi

İlgili Maddeler/Kategoriler

Kaynakça