Kategori:Gavs- Azam'ın İşaret Ettiği Nur Talebeleri

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Bu kategoride 8. Şua'da Gavs-ı Azam Abdülkadir Geylani'nin 800 sene öncesinden işaret ettiği nur talebelerinin listesi verilmiştir.

Bediüzzaman 9 hafız talebesine işaret olduğunu belirtmiştir. Aşağıdaki listede bilindiği kadarıyla 6 hafız talebesi (Ali Ergin, Hafız Ahmet Zekai, Küçük Lütfü, Mustafa Ertürk, Mehmed Mesud Karaca, Sabri Arseven) yer almaktadır. Molla Habib'in de hafız olma ihtimali yüksektir. Kalan 2 hafız talebesi Halid Tekin, Mehmed Tevfik Göksu (Şamlı Hafız Tevfik), Mehmed Zühdü Bedevi, Küçük Hafız Zühdü, Büyük Hafız Zühdü, Muhacir Hafız Ahmed Karaca, Küçük Hafız Ali olabilir.


Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın hizmetindeki kudsiyete, kerametkârane sekiz yüz küsur sene evvel “Gavs-ı A’zam” unvanıyla bihakkın iştihar eden Kutb-u A’zam Şeyh-i Geylanî

نَظَرْتُ بِعَيْنِ الْفِكْرِ فٖى حَانِ حَضْرَتٖى .. حَبٖيبًا تَجَلّٰى لِلْقُلُوبِ فَجَنَّتِ)

fıkrasıyla başlayan kasidesinin âhirinde “Mecmuatü’l-Ahzab”ın birinci cildinin beş yüz altmış ikinci sahifesinde, beş satırla şu zamanda hizmet-i Kur’aniyedeki heyete ve başında bulunan Üstadımıza beş vecihle bakıyor ve gösteriyor.

(8. Lem'a)


Hattâ hizmet-i Kur’aniyede en mühim bir arkadaşı ve hâlis bir talebesi olan Hulusi Bey’e لِلّٰهِ مُخْلِصًا تَعٖيشُ سَعٖيدًا صَادِقًا بِمُحَبَّتٖى fıkrasında işaret olduğu gibi diğer bir kısım talebelerine işaretler var.

(8. Lem'a)


Şu âhirki beyit, (Hâşiye: صَادِقـينﭯ بِمَحَبَّت۪ى fıkrasında nasıl ki sâdık iki kardeşimize işaret ediyor; öyle de بِمَحَبَّت۪ى kelimesiyle de Said'in birinci ve en mühim talebesi ve İşârâtü'l-İ'câz'ın telifinde muhatap, müsevvid, mübeyyiz olan şehid merhum Molla Habib'e (r.h.) imâdan hâlî değildir.)

وَكُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ لِلّٰهِ مُخْلِصًا

تَعٖيشُ سَعٖيدًا صَادِقًا بِمُحَبَّتٖى

Said Nursî'yi iki üç vecihle gösterdiği gibi, medâr-ı imtiyazı olan ihlâsı imâ ederek ve hizmette ikinci olmak cihetiyle iki farkla مُخْلِصًا kelimesi Hulûsi Beye tevâfukla işaret ediyor. وَكُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ'de قَادِرٖى kelimesi üç fark ile üçüncü arkadaşı, takdir ve istihsan ile Hulûsi-i Sânî olan Sabri'ye (Hâşiye: Sabri'nin hakiki ismi Muhammed Sabri'dir. Bu isim hesab-ı ebcedle tek bir fark ile Abdülkadirî olur. Demek ikinci Hulûsi, birinci Hulûsi gibi birincidir. Hem Hafız Ali (r.h.) ve Kuleönü'ndeki Mustafa'lar, hem de Zekâi ve Küçük Lütfü, onlar gibi işârât-ı Gavsiyede zâhirdir.) tevâfukla işaret ediyor. صَادِقًا kelimesiyle hârika bir sadâkatle mümtaz dördüncü arkadaşı olan Süleyman'a dört fark ile tevâfuk cihetiyle işaret ediyor. صَادِقًا kelimesindeki tenvin dahil edilse, hizmet-i sâdıkanede mümtaz olan Bekir Ağa'ya Bekir Bey ünvânıyla bir fark ile işaret eder. Mâdem bu beyt-i âhir, bu heyetin efrâdına bakar, bâzılarına sarâhate yakın işaret var; ötekilere ednâ bir imâ dahi kanaat verir ki, onlar dahi muraddır.

Elhâsıl: Bu dört zât, bu fakirle beraber hizmette sebkat edip Hulûsi ihlâsıyla, Sabri takdiriyle, Süleyman sadâkatıyla, Bekir hizmet ve gayretiyle, hizmet-i Kur'âniyede bulundular. Hem mertebelerine imâ sûretinde, bu beyit ihbar ediyor. Elbette denilebilir ki, Hazret-i Şeyh onları izn-i İlâhî ile Said'in etrafında görmüş, haber vermiş. Daha sâir arkadaşlara işaretler var. (Hâşiye: Süleyman üç fark ile "Said"e dahil olduğu gibi, Abdullah (HAŞİYECİK: Bilhassa İslâmköylü ve Atabeyli Abdullah'lar.) isminde birkaç mühim kardeşlerimiz ve Mes'ud ile beraber "Said"in içindedirler.) Şimdi izhâra me'zun olmadığımdan, bana tam görünmüyor. لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ

(8. Lem'a)


وَكُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ لِلّٰهِ مُخْلِصًا

تَعٖيشُ سَعٖيدًا صَادِقًا بِمُحَبَّتٖى

İlm-i cifir ile manası: “Ey Said! Sen, zamanın Abdülkadir’i ol, ihlas-ı tammı kazan, fakrınla beraber maişetini düşünme, nâstan minnet alma, ismin Said olduğu gibi maişette de mesud olacaksın! Muhabbetimde sadık olduğundan ve ihlasa çalıştığından, Hulusi gibi muhlis talebeler ve yardımcılar ve Süleyman, Bekir gibi sadık hizmetkârlar ve Sabri gibi tam takdir edici ve ciddi müştak talebeler size verilmiş.”

(8. Lem'a)


İşte bu اَنَا لِمُرٖيدٖى حَافِظًا fıkrası, bu fakirin mühim sergüzeştlerine işaret ettiği gibi bu fakirin etrafında hizmet-i Kur’aniye işinde toplanan arkadaşlarından dokuz talebesini “Hâfız” ismiyle işaret ediyor.

(8. Lem'a)


Hizmet-i Kur'âniyedeki arkadaşların bir kısmı "hâfız" lâkabıyla, bir kısmı "muhlis" kelimesiyle işaret edildiği gibi, "sâdık" kelimesinde Süleyman ve Bekir'e işaret olunmakla beraber, aynen onlar gibi sadâkatte mümtaz ve kalemi bir elmas kılınç gibi Âsım'a dahi işaret ediyor. Hem makamıyla beraber fedâkâr arkadaşların altıncı olduğuna işaret ediyor. Âsım gibi elmas kalemli Ahmed Hüsrev'i تَعِيشُ سَعِيدًا cümlesi beşinci gösteriyor. Re'fet Bey صَادِقًا بِمَحَبَّتِى cümlesiyle makamına işaretle Âsım gibi altıncı arkadaş olduğunu altı fark ile göstermiştir. Ve hâkezâ, sâir has arkadaşlar da içinde mündericdir. Hatta تَعِيشُ سَعِيدًا'deki "saîd" kelimesinde beş-altı kardeşlerim dahil olduğu bence kat'î bir sûrette tahakkuk etmiştir.

(8. Lem'a)


İşte Gavs’ın şu fıkrası فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَ سَعٖيدٌ âyetinin bir nevi tefsiridir. Şu küllî âyetin bir kısım efradını, altıncı asır ve on dördüncü asırda âyetin külliyetinde dâhil bir kısım efrad-ı mahsusayı irae ettiğine müteaddid emareler var. Âyetin külliyetinde (Hâşiye[1]) tevafuk sırrıyla فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ kelimesinde bu zamanın en büyük şakîlerinden üçüne cifirce tevafuk etmesi, o küllî âyette bunlar dahi kasden murad olduklarına emaredir belki işarettir.

(8. Lem'a)


Başta (Gavs-ı A’zam’ın tabiriyle Bekir Bey) bizim tabirimizle Bekir Ağa, Ahmed Hüsrev, Lütfü, Rüşdü, Hâfız Ahmed, kayınpederin Hacı İbrahim Bey ve Sezai Bey olarak umum kardeşlerinize selâm, dua ediyorum.

(Barla L.)

  1. Âyetin külliyetinde saadet noktasında mazhariyetine mâsadak olmak için milyarlar dereceden yalnız bir derece murad olduğumuzu anlasak, ebede kadar şükretsek o nimetlerin hakkını eda edemeyiz. Hazret-i Gavs’ın işaretinden anlaşılıyor ki o muhit âyetin denizinden bir katre kadar hissemiz var. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖى