Hira Dağı ve Mağarası

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Hira Dağı veya Nur Dağı Peygamberimize (sav) ilk vahyin geldiği mağaranın bulunduğu dağdır. Mescid-i Haram'ın Kuzey/Kuzeydoğusunda yaklaşık 5-6 km uzaklıktadır (Bugün Mekke şehri sınırları içinde kalmıştır).[1] Peygamberimiz 35 yaşından itibaren ramazan aylarında dedesinin inzivaya çekildiği Hira’daki mağaraya kapanmaya başladı. Özellikle nübüvvetin ilk müjdeleri olarak kabul edilen sadık rüyalar gördüğü altı ay içerisinde yalnız kalmak istiyor ve bu mağarada tefekküre dalıyordu. Dağdan indiğinde evine gitmeden önce Kabe'de tavaf ediyordu. Zaman zaman hanımı Hz. Hatice'yi götürdüğü de oluyordu. 40 yaşındayken 610 yılı Ramazan ayının Kadir gecesinde Cebrail ilk vahiy olan Alak suresinin ilk 5 ayetini getirdi.

Bir rivayete göre Hz. Peygamber, bir gün yanında ashaptan bir grup olduğu halde Hira (veya Uhud) dağının üstüne çıkmış, o sırada dağ sallanınca, “Ey Hira, sakin ol! Zira üzerinde bir nebî, bir sıddîk ya da bir şehidden başkası bulunmamaktadır” demişti.[2]

Peygamberimiz hicret yolculuğunun başlangıcında Hz. Ebubekir ile müşriklerin takibine karşı bir dağdaki mağarada üç gece gizlenmiştir. Bu mağaradan Kur’ân-ı Kerîm’de bahis geçer (Tevbe 40). Birçok kaynakta bu dağ Mescid-i Harâm’a güneydoğu yönünde yaklaşık 4 km. uzaklıkta olan "Sevr Dağı" olarak geçer.[3] Bu mekana Bediüzzaman yazdığı eserlerde birkaç yerde Hira Dağı ve Mağarası olarak atıfta bulunur. Peygamberimiz hicretin başlangıcında her iki dağa da çıkmış olabilir veya tarihi bilgiler ihtilaflı olup Bediüzzaman Peygamberimizin Hira dağına çıktığı görüşünü benimsemiş olabilir. Bediüzzaman Mekke’den hicret ettiği vakit Peygamberimizin önce Hira (Nur) Dağına yaklaşık 1,5 km uzaklıkta olan Sebir dağına çıktığını, Sebir dağının, üzerinde Peygamberimize bir zarar gelmesi durumunda Allah'ın azabına uğrayacağından dolayı inmesini rica ettiğini, buna mukabil Hira dağının Peygamberimizi çağırdığını nakleder ve bu sır için ehl-i kalbin Sebir’de korku ve Hira’da da emniyet hissettiklerini ekler. Bu durumda Peygamberimiz önce Sevr dağına çıkmış, daha sonra Hira (Nur) dağına gitmiş ve ve müşriklerin örümcek ağı ve güvercin gördüğü için mağaranın içini kontrol etmeden gittikleri olay burada yaşanmış olabilir.

Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm Ebubekir-i Sıddık ile kafirlerin takibinden kurtulmak sığındıkları Hira Dağı mağarasının kapısında iki nöbetçi gibi iki güvercin bekledi ve bir örümcek kalın bir ağ ördü. Kılavuz eşliğinde izlerini mağaranın önüne kadar takip eden Kureyş müşrikleri güvercinleri ve ağı görünce geri döndüler. Bediüzzaman Ankebut suresinin 41. ayetinde Allah’tan başkasına güvenenlerin durumu, ördüğü ağa güvenen örümceğin haline benzetilir ve ağdan ibaret olan örümcek evinin evlerin en çürüğü olduğu açıklanır. Risale-i Nur'da bu surenin (ve ayetin) Mekke’de indiği ve Peygamberimizin hicret esnasında Hz. Ebubekir ile mağaraya girdiğinde Kureyş’in imana gelmeyen reislerinin en zayıf ve en küçük bir hayvan olan bir örümceğe karşı mağlup olacaklarına ayette önceden gaybi bir şekilde işaret edildiği beyan edilir. Ayrıca, ilgili ayette geçen "lev" (eğer) kelimesiyle ayet o kafirlere “En zayıf bir hayvana mağlup olacaklarını faraza bilseydiler, bu cinayete ve bu sû-i kasda teşebbüs etmeyeceklerdi.” der. Bediüzzaman böylece bu sureye "Ankebut" adının verilmesinin tam yerinde olduğunu söyler ve Kur’an’ın sadece sure ve âyetlerinde değil, cümle ve kelimelerinde de mucizevi yönler olduğuna delil olarak gösterir.

Bu Konu Hakkında Risale-i Nur'daki Derslerin Özeti

Bilgiler

Diğer İsimleri: Nur Dağı

Niteliği: Yaklaşık 620–640m yüksekliğinde dağ ve mağara

Yüzölçümü (km2):

Kıta: Asya

Ülke: Suudi Arabistan

Vilayet/Eyalet: Mekke

İlçe/Kasaba:

Mahalle/Köy:

Harita konumu: [1]

Nurpedia Haritası Konumu: [2]

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Hem –nakl-i sahih-i kat’î ile– Cihar-ı Yâr-ı Güzin ile beraber Uhud veya Hira Dağı’nın başında iken dağ titredi, zelzelelendi. Dağa ferman etti ki:

اُثْبُتْ فَاِنَّمَا عَلَيْكَ نَبِىٌّ وَ صِدّٖيقٌ وَ شَهٖيدٌ

deyip Hazret-i Ömer ve Osman ve Ali’nin şehit olacaklarını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış.

(19. Mektup)


Şu misalin tetimmesi olarak nakledilmiş ki: Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm Mekke’den hicret ettiği ve küffarlar takibe çıktıkları vakit, Sebir namındaki dağa çıktılar. Sebir dedi: “Yâ Resulallah, benden ininiz! Korkarım, benim üstümde sizi vururlarsa Allah beni tazip eder. Onun için korkarım.” Cebel-i Hira çağırdı: يَا رَسُولَ اللّٰهِ اِلَىَّ “Bana gel.” Bu sır içindir ki ehl-i kalp, Sebir’de havf ve Hira’da da emniyeti hissederler.

(19. Mektup)


Manevî tevatür derecesinde bir şöhretle, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm Ebubekiri’s-Sıddık ile küffarın takibinden kurtulmak için tahassun ettikleri Gār-ı Hira’nın kapısında, iki nöbetçi gibi iki güvercin gelip beklemeleri ve örümcek dahi perdedar gibi hârika bir tarzda, kalın bir ağ ile mağara kapısını örtmesidir.

Hattâ rüesa-yı Kureyş’ten, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın eli ile Gazve-i Bedir’de öldürülen Übeyy İbn-i Halef mağaraya bakmış. Arkadaşları demişler: “Mağaraya girelim.” O demiş: “Nasıl girelim? Burada bir ağ görüyorum ki Hazret-i Muhammed tevellüd etmeden bu ağ yapılmış gibidir. Bu iki güvercin işte orada duruyor, adam olsa orada dururlar mı?”

(19. Mektup)


Ehl-i siyer ve hadîs, müttefikan haber veriyorlar ki: Kureyş kabilesi, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmı öldürtmek için kat’î ittifak ettiler. Hattâ insan suretine girmiş bir şeytanın tedbiriyle, Kureyş içine fitne düşmemek için her kabileden lâekall bir adam içinde bulunup iki yüze yakın, Ebucehil ve Ebu Leheb’in taht-ı hükmünde olarak Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın hane-i saadetini bastılar. Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın yanında Hazret-i Ali vardı. Ona dedi: “Sen bu gece benim yatağımda yat.” Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm beklemiş, tâ Kureyş gelmiş, bütün hanenin etrafını tutmuşlar. O vakit çıktı, bir parça toprak başlarına attı. Hiçbirisi onu görmedi, içlerinden çıktı, gitti. Gār-ı Hira’da iki güvercin ve bir örümcek, bütün Kureyş’e karşı ona nöbettar olup muhafaza ettiler.

(19. Mektup)


Meşhur muharrir, müsteşrik, Edebiyat-ı Arabiye mütehassısı ve Kur’an-ı Kerîm’in mütercimi Doktor Maurice (Moris) şöyle diyor:

Bizans Hristiyanlarını, içine düştükleri bâtıl itikadlar girîvesinden ancak Arabistan’ın Hira Dağı’nda yükselen ses kurtarabilmiştir. İlahî kelimeyi en ulvi makama yükselten ses, bu ses idi. Fakat Rumlar bu sesi dinleyememişlerdi. Bu ses, insanlara en temiz ve en doğru dini talim ediyordu. O yüksek din ki onun hakkında, Godfrey Higgins gibi muhakkik bir fâzıl, şu sözleri pek haklı olarak söylüyor: “Bu dinde mukaddes sular, şâyan-ı teberrük eşya, esnam ve azizler yahut a’mal-i salihadan mücerred imanı müfid tanıyan akideler yahut sekerat-ı mevt esnasında nedametin bir fayda vereceğini ifade eden sözler yahut başkaları tarafından vuku bulacak dua ve niyazların günahkârları kurtaracağına dair ifadeleri yoktur. Çünkü bu gibi akideler, onları kabul edenleri alçaltmıştır.”

(İşarat-ül İ'caz)


Manevî tevatür derecesinde bir şöhret ile Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, Ebubekir-i Sıddık ile küffarın tazyikinden kurtulmak için tahassun ettikleri Gār-ı Hira’nın kapısında, iki nöbetçi gibi iki güvercinin gelip beklemeleri ve örümcek dahi perdedar gibi hârika bir tarzda, kalın bir ağ ile mağara kapısını örtmesidir. Hattâ rüesa-yı Kureyş’ten, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın eliyle Gazve-i Bedir’de öldürülen Übeyy İbn-i Halef mağaraya bakmış. Arkadaşları demişler: Mağaraya girelim. O demiş: Nasıl girelim? Burada bir ağ görüyorum ki Muhammed (asm) tevellüd etmeden bu ağ yapılmış gibidir.

Birden bu âyet-i kerîmenin iki harfinde yani لَوْ harflerinde bir mu’cize gördüm ki benim vehmim yerine yüksek bir lem’a-i i’cazı bildim. Şöyle ki:

Sure-i Ankebut Mekke’de nâzil olduğu için Kureyş’in imana gelmeyen reisleri Peygamber aleyhissalâtü vesselâma sû-i kasd edeceklerini ve o sû-i kasdın içinde en zayıf ve en küçük bir hayvan olan bir örümcek o reislerin o şiddetli hücumlarına karşı mukabele edip galebe edecek.

Yani örümceğin hanesi olan ağ en zayıf bir perde iken o kuvvetli reisleri mağlup edeceğini göstermekle âyet diyor ki: “En zayıf bir hayvana mağlup olacaklarını faraza bilseydiler, bu cinayete ve bu sû-i kasda teşebbüs etmeyeceklerdi.”

...

Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükrettim ki Kur’an’ın surelerinde ve âyetlerinde hattâ cümlelerinde ve kelimelerinde de i’caz lem’aları olduğu gibi harflerinde de vardır bildim.

(Emirdağ 2 Lahikası)

Diğer Bahisler

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

Nur Dağındaki mağara

Birçok kaynakta Peygamberimizin hicret esnasında 3 gece konakladığı mağara Sevr dağındaki bu mağaraydı

Kabe, Hira (Nur), Sebir ve Sevr Dağları ve Medine Yönünü Gösteren Mekke Haritası. 3 dağın Kabeye uzaklığı yaklaşık 5'er km, Hira ile Sebir arası yaklaşık 1,5 km

İlgili Maddeler/Kategoriler

  • Alak Suresi: Bu dağda ilk inen vahiy bu suresinin ilk 5 ayeti idi.
  • Sebir Dağı: Hicrette Peygamberimiz ilk önce Hira (Nur) dağı yakınındaki bu dağa çıkmış, daha sonra Hira dağına geçmişti.
  • Şakk-ı Kamer: Bu mucizede yarılan ayın iki parçası bu dağın her iki tarafına ayrılmıştı
  • Tevbe 40: Peygamberimizin ve Hz. Ebubekir'in mağaradaki hallerine atıfta bulunan ayet
  • Ankebut 41: Yuvaların en çürüğünün örümcek yuvası olduğunu beyan eden ayet.

Kaynakça